Retro Bir Basketbol Zevki: San Antonio Spurs

18

“Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.”

Felsefede tanımlanması zor şeylerden biri de değişimdir. Farklı düşünürler bu konu üzerindeki fikirleri farklı şeylerle beyan etseler de, genellikle geçerli olan şey, her şeyin değişeceği yönündedir. Bu basketbolda da geçerli tabii ki.Çok uzağa değil geçen seneye gittiğimizde bile aradaki tempo farkı, gözle görülür bir şekilde arttı. E bu durumda takımların oyun planlarından tutun, oyuncu seçimi, yapılanmaları ve daha birçok şeyleri bu parametreler yüzünden değişmek zorunda kalıyor. Yalnız bu değişimi takım için mümkün olduğunca yavaşlatan ve bazı alışkanlıklardan vazgeçmeyen bir ekip var. Bu takım, kült bir figür olan San Antonio Spurs tabii ki.

Spurs deyince insanın aklına gelen belli başlı figürler vardı. Robinson, Tim Duncan, Parker, Ginobili ve en önemlisi koç Gregg Popovich. Şu an ligdeki old school adamların başında geliyor Pop. İnanılmaz başarıları onun adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Bu ekibi, şampiyon yapmaktan daha önemlisi, onlara winner karakter kazandırması oldu. Spurs 97 yılından beri playoff yapıyor. Bu demek oluyor ki hiç tanking yapmadılar, hiç kaybetmek zorunda kalmadılar. Bu bile ne kadar büyük ve başarılı bir organizasyon olduklarını kanıtlıyor. Bu sezon başında kendilerine 1,5 yıldır problem çıkartan ve bir türlü anlaşamadıkları Leonard’ı, büyük gündem yaratan bir takasla Raptors’a gönderip, DeRozan’ı kadrolarına kattılar. Bu olaylar doğrultusunda büyük bir çoğunluk onların daha rekabetçi olan Batı Konferansı’nda zamanlarının geçtiğini, bu sezonun artık o sezon olmadığını düşünüyordu. Sezon başlamadan da gelecek vaadeden önemli oyuncuları Dejonte Murray sakatlanarak sezonu kapattı. Artık onların, bu sezon playoff yarışında olamayacakları görüşü, daha kuvvetli bir hale geldi. Eski oyun stillerinden ödün vermeyen, zaman zaman flaş açıklamalar ile şu anda oynanan basketboldan memnun olmadığını açıkça belli eden Popovich için de özellikle sezon başı eleştriler artarak devam ediyordu. Ama gerçekten bir şeyi atlamamak lazım. Bu takımın kazanan bir kültürü var.

Ginobili’nin vedası ve Parker’ın gitmesi üzerine, bir de takımdaki ana top yönlendirici Murray’nin sakatlığı onları bir krize daha itti. Tamam Mills, Forbes top yönlendirebiliyor ama onların asıl özelliği daha çok skor üzerineydi. Pop da yine cesur bir tercih yaparak, hayatı boyunca hep ana skorer olan DeRozan’a, topu sen yönlendir dedi. Herkesin düşündüğü şey bu takımda bir kaosun çıkacağıydı. Ama Pop ne kadar büyük bir koç olduğunu bize bir kez gösterdi ve zaman zaman tökezleseler de eldeki malzemeden yüksek işçilikle, kaliteli bir şeyler çıkarmayı başardılar. Bunun üzerine Spurs’un bu sezon yaptıklarına biraz değinelim.

Takımda hücum anlamında zaman zaman kaos yaşandı ama ana top yönlendiricisinin, hayatı boyunca skorer olarak oynayan biri olması, bu durumun çok da anormal olmadığı anlamına geliyor. İşin savunma tarafına geldiğimizde ise, kötü başlayan bir grafiklerinin olduğunu belirtelim. Sürekli söylendiği gibi, savunma alışkanlık ve efor işidir. Efor konusunda bu takımda kimseden şüphe duyamayız. Çünkü o eforu harcamadıkları 1 hücum bile olsa, Popovich onların kıçını benche sabitler hale getirir. İşin alışkanlık tarafında da (bence yine bir coaching başarısı) kısa zamanda biraz biraz adapte olup kötü savunmalarını ortalama bir seviyeye çektiklerini söylemek mümkün. Şimdi başka bir noktaya değinelim. Bu takımın tempoyu en çok yavaşlatan, en az üçlük kullanan, teması seven bir ana parça uzundan (LeMarcus Aldridge) oluşan deyim yerindeyse tam anlamıyla “Vintage” bir takım olduğu gözler önüne seriliyor. Peki şu anki NBA’de az üçlük atarak, düşük tempoyla oynayarak nasıl tutunabilirsin? İşte San Antonio bu sorulardaki aranan tüm cevaplara sahip. NBA’in en az üçlük deneyen fakat en yüksek yüzdeyle isabet bulan takımı. Hatırlarsınız geçen OKC maçında 14-14 gibi akıl almaz bir performans sergileyip, maçı da 19 da 16 üçlük ile bitirdiler. Az ama öz yaptıkları üçlük işinde, yüzdeli atarak o sevdikleri orta mesafe atışları ve boyalı alan bitirmelerine ekstra katkıyı yapıyorlar. Buna artı olarak yıllardır ekol oldukları bir konu da top trafiği. Doğru adamı bulmakta zorlanmadıkları gibi, bunu ligin en düşük top kaybı ile yapmaları da onların, adeta bir verim makinesi olduğunu kanıtlıyor. Spurs’ün en önemli mottolarından biri ise, ne kadar iyi oyuncu veya ne kadar kötü oyuncu olursan ol, eğer sistemde işliyorsan bu takımda kalırsın mottosu. Pop’un olumlu oynayan herkesi oynatması da takımda ne kadar kollektif bir düzen olduğunu gösteriyor. Düzen bozarsan ya da sisteme arıza verdirirsen, Pop önce seni benche, sonra da AT&T Garden’ın dışına acımadan gönderir. Pop yıllarca yaptığı gibi,takım içindeki dengeleri bir şekilde sağladı. Spurs için de Popovich bitti demeden asla bitmez.

Tabiri caiz ise biraz eski kafa olan basketbol anlayışına yaptığı ince dokunuşlar sayesinde, olan değişimlere kafa tutan ve takımını bu zorlu Batı Konferansı’nda playoff yarışında bulunduran Popovich, 2 sezon sonra NBA’e veda edeceğini dile getirmişti. Biraz hayal de olsa, bu son sezonlarda onları yüksek yerde görmek isteyecek bir hayli fazla basketbol sever olacağına eminim.

Etiketleri Tıklayıp İlgili Yazılara Ulaşabilirsiniz.

Sitemizdeki En Popüler Etiketler

Fenerbahçe Beko - Anadolu Efes - LeBron James - Lakers - Warriors

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.