Sürdürülemeyen Basketbol Kültürü ve İletişimi

32
BSL
Obradovic - Ataman Gerginliği

Evet efendim. Bu ”pick and pop sonrası pop’a çıkan oyuncunun alternatif kanala pas yaratımı veya penetre açısına karşı rakip savunmanın yerleşim düzeni ve switch savunması ne yapmalı?” gibi çeşitli basketbol tekniklerini açıklayan bir yazı değil. Son dönemde yaşadığımız gerginliğin tarihini anlatan veya suçlayıcı bir ithamda bulunan bir yazı da değil. Biraz kültür, biraz basketbol, biraz iletişim.

İletişimsizlik

“Toplumsal biçimlenmenin hikayesi, iletişimin biçimlenmesinin hikayesidir”

İletişimbilimci James Carey’e ait olan bu tanımlama günümüzde hem akademik araştırmalarda hem de popüler söylemde yoğun olarak paylaşılmaktadır. Bu hikaye, içinde yalnızca konuşmak, yazmak ya da bir bilgisayar programı gibi bir aracın kullanılması ya da bir yeteneğin açığa çıkması değildir. İletişim dünyayı oluşturur. Oluşturduğu dünyaya mevcudiyet kazandırırken bunu yüceltme yolu ile yapar; ama her yüceltme, içerisinde sayısız iletişim kanallarının kullanılmadığı durumları içerir. Etkileşim ya da iletişimsel eylem iki özne arasında gerçekleşen ve dil aracılığıyla kurulan bir üretim biçimidir. Ancak bu üretim doğrudan bir ürün üretiminden ziyade anlamın üretimidir.

İşte bu anlam üretimini en olmadık yerde bundan yaklaşık bir ay önce berbat şekilde gerçekleştirdik. Fenerbahçe Beko’nun EuroLeague ve Galatasaray’ın EuroCup zaferleri; Anadolu Efes, Darüşşafaka Tekfen, Pınar Karşıyaka, Beşiktaş, Banvit ve Tofaş takımlarımızın Avrupa’daki çeşitli seviyelerde gösterdiği performanslar; ligdeki alt ve orta sıra takımlarının zirveyi zorlaması ve ligimizin ”Dünyanın En İyilerinden”  birisi olarak gösterilmesi. Yukarıda saydığımız bütün birikimleri 17 Mayıs 2019 tarihinde İspanya’nın Vitoria Gasteiz şehrinde en üst seviyede yaşadık. Yaşamasına yaşadık ama sonlara doğru işleri fena batırdık. Anadolu Efes koçu Ergin Ataman ile Fenerbahçe Beko taraftarları arasında yaşanan tatsız sözlü atışma ve ardından basın toplantılarında gelen demeçler… Avrupa basketbolunun en üst seviyesinde, dört takımın kaldığı prestijli organizasyona iki temsilci ile girmeyi başarmışken yaşanan bu gelişmeler; James Carey’nin odak noktasına aldığı ”iletişim anlam üretimi” konusunu adeta özetler nitelikte. 2004 yılında ”Mahmut Uslu tokat attı” olayları ile başlayan, ”Ergin Ataman mola alsana”, ”Doping”, ”Obradovic’in yüzüne tükürük” gibi konularla arşa çıkan tartışmalar iletişimin anlam üretimini dil ile yapmadığımızı; direk egolara bağlı olarak yaptığımızı gösteriyor. Her iki taraf için de hatta bunlarda emeği olan bütün taraflar için de durum aynen geçerli.

Agresyon

Agresyon kavramının sporla bağlantısı ”yüksek sinirde gösterilen aşırı tepki” ve efsane Amerikan Güreşçisi John Cena’nın kült hale gelen ”Ruhtless Agression” sloganları ile oluşmuştur. Günlük hayatta bilinçli veya bilinçsiz kapılıp gittiğimiz agresyon sonucu etrafımıza verdiğimiz zararın farkında bile olmuyoruz. Fenerbahçe Beko – Anadolu Efes tartışmaları içerisinde işin agresyon boyutu ise bambaşka…

Ünlü sosyal teorisyen Albert Bandura’ya göre bireylerin her bir tepkisi için etki gereklidir; bu etkinin olumlu yanları bireyleri cezbeder cezbetmesine ancak olumsuz yan, her zaman daha ön plandadır. Birey şiddete ve karmaşaya hazır bir düzendedir.

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz gece Anadolu Efes ile Fenerbahçe Beko arasında final serisinin beşinci maçı oynandı. Anadolu Efes’in üstünlüğü ile sona eren maçın ardından ise talihsiz bir haber paylaşıldı: Fenerbahçe Beko’nun İtalyan yıldızı Gigi Datome, hafıza kaybı yaşamıştı. Bunun ardından ise ambulans krizi ortaya çıktı. Salondaki ambulans görevlilerinin “Maç bitmeden buradaki ambulans salondan ayrılamaz. Başka bir ambulans çağırmanız lazım.” dedikleri belirtilirken Fenerbahçe sağlık ekibinin de durumun acil olmadığını söylediği… Neyse bu yazıyı okuyorsanız bütün gelişmelere az buçuk hakimsinizdir; ilk bölümde bahsetmeye çalıştığımız iletişim araçları ile iletişimsizleşmek mevzusu.

Şimdi, Bandura’nın sosyal teorisini olayla bağdaştırmadan önce ünlü iletişim uzmanı Marshall McLuhan’ın görüşünden bahsedelim.

”Ortam (medium) mesajın kendisidir… Herhangi bir ortamın‐yani bizlerin herhangi bir uzantısının‐kişisel veya toplumsal sonuçları, bizim herhangi bir uzantımızla ya da herhangi yeni bir teknolojiyle ilişkimize getirilen yeni ölçekten kaynaklanır… İki yönlü televizyon aracılığıyla evden alışveriş yapma gibi olası teknolojik yeniliklerin bir sonucu olarak ‘oto sürücüsü zırhlı  şövalyeye’ göre teknolojik ve ekonomik bakımdan çok üstün olsa bile,  teknolojideki ürpertici değişiklikler onun da dönemini kapatıp, bizi yaya dönemine geri döndürebilir”

Evet evet işte tam da bu! Final Four’da ”kültürü geliyor haydi bakalım” dediğimiz kıpır kıpırlığı başta bahsettiğimiz olay ile çöpe atarken peşinden gelen açıklamalar, final serisinin ilk dört maçındaki ”agresyon” ve dün yaşanan olay. Tabii bu üç unsur bir araya gelince –şimdi Bandura- tepki için ihtiyaç duyulan etki, olabilecek en en olumsuz hali aldı; taraftar için ortamı hazırlanan kaos. Bu kaos ortamını McLuhan’ın yaya dönemine gitmemiz için de gerekli araçları hazırladı; Twitter’da ”keşke kalıcı hafıza kaybı olsaydı, Ergin Ataman’ı Ataşehir’de çıkartmayacağız” gibi atılan postlar… Yazarken bile utandım. Biraz fazla mide bulandırıcı değil mi? Irk veya ülke veya takım kötülemesi değil; tamamen ”Avupa’nın en iyisiyiz” dediğimiz ortamda bunları yaşamak ve yaşatmak, mıknatısın iki kutbu gibi adeta.

Kültür

”Kültür, zengin ve sınai bir toplulukta, insanların bayağı ve alelade düşüncelerine set çekecek bir vasıtadır. O halde, ümit edilir ki kültür; yaşadığımız zamanın değilse bile geleceğin adileşmesini önleyecektir.” Matthew Arnold

Ve geldik ana başlık olarak aldığımız ama kısa tutacağımız çünkü sayfalarda yazsak da anlatamayacağımız kültüre. Bir toplumdaki kültürleri nesnel olarak ölçmek imkansızdır bu nedenle her alanda kültürün asıl işlevine bakmakta fayda var; işte bu faydayı ararken de İngiliz şair Matthew Arnold’ın tanımını kullanmak en doğru seçim olur. Basketbolda son yıllarda gelen soyut hissiyatın yanı sıra somut başarılar, bizi gerçekten de heyecanlandırdı. Yani en azından benim gibi basketbolu saplantı haline getiren bir kişiyi. Tabii bu yazıyı okuyorsanız sizin de basketbolla ilişkinizin platonik olmadığı düşüncesine varabiliriz. İşte bütün bu ilişkiyi ülke bazında sürdürülebilir kılmak 17 Mayıs’ta gerçekleşebilirdi ancak 17 Mayıs’ta ve daha sonra olanlar gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koydu.

Değerli okuyucular, basketbol bir tutku oyunudur. Bu tutkunun modern dünyada alevlenmesi için sosyal medya/kitle iletişim araçları (Hayır, 2009’dan beri sosyal medya ayrı bir kol), kültür ve etkiye bağlı agresyon günümüzde gerçekten de çok çok önemli bir seviyede. Yalnızca basketbol hatta sporda değil hayatımızın bütün alanlarında bu üç unsurun bir araya gelişinden pozitif harmoni yaratabilirsek ne mutlu bize.

Biraz felsefe, biraz sosyoloji derken basketboldan saptık. Saparken hiçbir tarafı suçlamamaya çalıştık. Bu yazıya Harold Innis, Jurgen Habermas, Herbert Marcuse üçlüsünü de alarak genelleştirilen bir sunum yapabilirdik. Ama hayır, okuma sorununun zirve yaptığı şu dönemde hele hele böyle bir konuyu uzatmak odak noktasını kaydıracaktı. O yüzden kısa ve öz bir şekilde basketbolun diğer temel direklerle olan yakınsamasını son dönemdeki olaylar ışığında anlattık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here