Michael Jordan’ın Unutulmaz Maçı: “The Flu Game”

1.763
Michael Jordan'ın Unutulmaz Maçı The Flu Game
Michael Jordan'ın Unutulmaz Maçı The Flu Game

The Flu Game” olarak bilinen 1997 NBA Final serisinin 5. maçında Michael Jordan hasta olmasına rağmen forma giydi.

Scottie Pippen’ın “Michael ile çok uzun yıllar oynadık; onu hiç bu kadar hasta görmemiştim, formasını giyebileceğini bile düşünmüyordum” dediği o gün Michael Jordan, ilk devre 23, ikinci devre 21 dakika, toplamda ise tam 44 dakika sahada kalırken; 15’i son periyotta olmak üzere 38 sayı attı; takımına maçı 90-88 kazandırdı ve Bulls’u seride 3-2 öne geçirdi.

Chicago Bulls o kritik maçın ardından, serinin 6. maçını da Utah Jazz deplasmanında 90-86 kazandı ve şampiyonluğa ulaştı.

Yıllar sonra, maç günü orada bulunanlar ve hikayenin baş karakteri, tarihin bir parçası olmanın nasıl bir şey olduğunu tüm detaylarıyla anlattı…

BÖLÜM 1: Hava Atışına 40 Saat

Tim Grover (Bulls antrenörü): Takımın kaldığı otelde uyuyordum, gece saat 2 falandı. Michael’ın yakın korumasından bir telefon geldi. HBO’da Dragonheart’ın başlamak üzere olduğunu söyledi, ne alakaysa Michael da herkesin bundan haberdar olmasını istiyormuş. Ben de aldırış etmedim geri uyudum. 10 dakika sonra tekrar aradı. Ama bu kez durum çok farklıydı.

George Kohler (Jordan’ın yakın koruması): Michael odadaki her yere kusuyordu. İtfaiye hortumu gibi etrafta savrulup perdelerin, zeminin, her şeyin üstüne kusuyordu. Öyle fena kusuyordu ki, gözleri adeta yuvalarından fırlıyordu.

Michael Jordan: Kimse benden daha iyi kusamaz. Bunu o gece kanıtladım. Dünyada basketbolda, kusmada, el sanatlarında ve yüzmede en iyisi kesinlikle benim.

Phil Jackson (Bulls Koçu): Odamda Dragonheart’ı izlediğimi hatırlıyorum ve biri kapıya vurmaya başladı. Jordan’ın koruması saçma sapan bir şekilde bağırıyordu.

George Koehler (Jordan’ın yakın koruması): Mike’ın ateşi kontrolden çıkmıştı, ben de onu koridora taşıdım ve onu soğutabilmek için buz makinesinin tepesinden içeri doğru koymayı denedim. Sessizce geldi, ben de onu içine bıraktım ve o iyice gömülene dek kovalarca buz yığdım.

Phil Jackson: Benim felsefem, her zaman oyuncuların tercihlerine güvenmek yönündeydi. O gece Michael’ı gördüğümde, ona açıkça, orada çıplak ve tepkisiz bir şekilde buzlar arasında yatması iyi olmadığını kanıtlıyordu. Ciddi bir hastalık yaşıyordu.

Tim Grover: Ertesi gün sabah, kalkar kalkmaz Mike’ı kontrol ettim. Kesinlikle berbat görünüyordu. Islak ve çürümüş kuru üzüme benzeyen bir adam, otel koridorunda kıvrılmış yatıyordu. Onu son gördüğümden bu yana muhtemelen 30 kilo vermişti.

Michael Jordan: Ne kadar hasta olduğumdan emin değilim, ama o noktada dünyadaki “en hasta” NBA oyuncusu olduğumu biliyordum.

George Koehler: Michael Jordan nasıl hastalandı? Büyük maçlardan önce yaptıklarını yaptı: Basketbol videoları izleyerek çalıştı; telefonu söküp yeniden taktı. Saunadayken çantasının içinde midye soslu makarna gördüğümü hatırlıyorum ama bu midesine etki etmezdi. Bu adamı kolay kolay mağlup edemezsiniz.

Scottie Pippen (Bulls forveti): Yalnızca biraz makarna yedi. Daha sonra bunlardan 10 kilo kadar (23 pound) yemeye karar verdi; çünkü 23 şanslı numarasıydı ve kötü talihiyle bir uçak kazasına falan yol açmak istemiyordu. Ama bunun onu hasta ettiğini sanmıyorum.

Jerry Sloan (Jazz koçu): Yıllardır bu maç öncesinde Michael Jordan’ı nasıl zehirlediğimiz konusunda onlarca komplo teorisi duydum. Nunların hepsi doğru. Jeff Hornacek oda servisi yapıyor gibi Michael’a yaklaşıp cıva dolu bir şişe verdi, Michael da bunu üç yudumda bitirdi. Sonra beş şişe daha istedi. Jeff’e her şişe için 100 dolar bahşiş verdi.

BÖLÜM 2: Hava Atışına 3 Saat

5. Maçın başlamasına saatler kalmıştı. Jordan hâlâ iyileşememişti. Son dakikada mucizevi bir durum olmazsa, Jordan’ın oynaması imkansız olarak gözüküyordu.

Phil Jackson: Maç günü gelmişti ve salona gitmek için takım otobüsüne bindik. Kusmaya devam eden Jordan hariç herkes tamdı.

Ron Harper (Bulls guardı): Lanet olsun, Mike olmadan bu maçı kazanamayız” diye düşünüyordum.

Luc Longley (Bulls pivotu): Ron ve ben Michael’a bakmak için yukarı çıktık. Onu koridorda yatarken bulduk, berbat görünüyordu. Yüzü bembeyazdı.

Ron Harper: Açıkçası maça gelmemesi sağlığı için en iyisiydi, fakat bunu kabul etmeyeceğini biliyorduk. Öbür dünyada ya da burada herhangi bir güç onu bu maçta oynamaktan alıkoyamazdı. Biz de duş perdesine sarıp Jordan’ı otobüse taşıdık.

Michael Jordan: Size gelmiş-geçmiş en iyi basketbolcu olmadığımı söylemeye çalışan herkes Han Solo gibi metal haline getirilmeli ve ahtapotla beslenmelidir. 2.50 boyundayım ve beni kimse yenemez.

Phil Jackson: Salona vardığımızda Michael hâlâ oynayacak durumda değildi. Yanına gittim, göz kapaklarını açtım ve şunları söyledim: “Michael, bu basketbol”dedikten sonra tuvalete gidip işedi…

BÖLÜM 3: Maç Zamanı — İlk çeyrek

Jordan’ın hasta olduğu dedikoduları yayılmış, hava atışına dakikalar kala, salondaki rakip oyunculardan medya ve seyircilere kadar hiç kimse oynayıp oynamayacağını bilmiyordu. Salon anonsçusu kadroları okurken bile hala belirsizlik vardı: Önce Scottie Pippen, ardından Dennis Rodman, Luc Longley ve Ron Harper. Nihayet, Jordan’ın adı söylendi. Artık basketbol zamanıydı.

Scottie Pippen: İlk çeyrek başladı ve Mike’ın hiç enerjisi yoktu. 5-6 dakika geçti ama hayat belirtisi vermiyordu.

Phil Jackson: Mola aldık. Tim orada Michael’ın göğsüne vurdu, kalp masajı yapıyordu. Herkes sabırsızlanmaya başlamıştı, Mike’a muhtemelen oynayamayacağını söyledim.

Michael Jordan: Ölü olmak oldukça güzeldi. Ama koç, oynamak için çok hasta olduğumu söylediğinde, bu bende bir kıvılcım uyandırdı. Dünyaya geri dönüp rekabet etmem gerekiyordu.

Scottie Pippen: Oyun yeniden başlamıştı. MVP olmadan oynamak zordu ve baskı altındaydık. Ama sonra salonun diğer tarafından bir ses duyduk. Bu Michael’dı! Dönmüştü!

Michael Jordan: Sizi Cennetten geri getirecek bir uçak ya da o tip bir şey yoktur. Çöp poşetinden bir paraşüt yapıp maça doğru süzülmek zorunda kaldım.

BÖLÜM 4: İkinci Çeyrek

Maçı anlatan Marv Albert, Jordan’ın oyuna dönmesiyle o ânın enerjisini şöyle yakalamıştı: “Hey, şuraya bakın! Bu Michael Jordan, o ölmemiş! Vay canına! Aman tanrım, 30 yıllık kariyerimde böyle bir şey görmedim. Gerçek bir zombi. Aman tanrım!” Gelişiyle heyecan yaratmasına karşın, Jordan hâlâ gribin etkisi altındaydı ve büyük oranda adrenalinle sahada durabiliyordu. Bulls 16 sayı gerideydi ve Jazz hızla arayı açıyordu…

Michael Jordan: Sahaya tamamen kazanmak için çıkmıştım.
Karl Malone (Jazz forveti): Michael hırslı görünüyordu ama beni endişelendirmiyordu.

Scottie Pippen: Michael’ın stratejisi genellikle, doğrudan potaya doğru giderken topu kafasının üstünde tutup “Sıcak çorba! Sıcak çorba!” diye bağırmaktı ama bunu yapmaya gücü yoktu. O da geçici çözümler aramaya başladı.

John Stockton (Jazz guardı): Ne zaman onu savunmaya çalışsak, takla atar gibi bacaklarımızın arasından geçti ve nerdeyse sıçramadan, topu potayla buluşturdu. Çoğunlukla kaçırdı, fakat takım arkadaşları ribaundları toplamaya devam etti, o da denemeye devam etti. O çeyrekte 183 şut filan kullandı ve 17 sayı buldu; ki bu da onlar için gayet yararlı oldu.

BÖLÜM 5: Üçüncü Çeyrek

Devre arası boyunca Jordan’a biraz daha iyi hissetmesi için bazı sıvılar verildi ve soğuk havluya sarıldı, ama yorgunluk onu esir alıyordu. Çeyreğin büyük bir bölümünü kenarda geçirirken, takım arkadaşları oyunu dengede tutmaya çalıştı.

TimGrover: Michael devre arası boyunca birkaç kez ölmüştü ve üçüncü çeyrek başladığında hala oynamaya hazır görünmüyordu. Onu benche taşıdık ve yeniden hayata dönmesi için bekledik.

Michael Jordan: Cennete yeniden döndüğümde İsa, onu çukurları kazmakta tek başına bıraktığım için kızgındı. Ondan özür diledim ve biraz sırt masajı yaptım; ve ona masaj yaparken, gömleğinin altında gizlenmiş bir şişlik hissettim.

Scottie Pippen: Michael yeniden oyuna girince planımız, sürekli onlara faul yapıp maçın temposunu düşürmek ve Michael’a enerjisini toplaması için zaman sağlamaktı. Ne zaman bir Jazz oyuncusu topu alsa, hemen onu yere düşürüyor ve hakem düdüğü çalana kadar sarılıyorduk.

Karl Malone: Bunu bana o gün milyonlarca kez yaptılar, ama beni rahatsız etmedi. Beni rahatsız eden tek şey, ismimin olmadığı gömlekleri giymek ve bir gün dünyadaki bütün portakal sularının tükenmesi ihtimaliydi.

Phil Jackson: Jazz yeniden kontrolü ele alıyordu, ve Michael’a muhtaçtık. Onun yanına gittim, halsiz ellerini ellerimin arasına aldım ve şöyle dedim: “Michael, istersen ölü olarak kalmayı seçebilirsin; ama ölü olmak, senin artık dünyadaki en iyi basketbolcu olmadığın anlamına gelir.”

Michael Jordan: Hayalden uyandım ve lavaboya gittim. Koç’tan benim artık yaşayan en iyi basketbolcu olmadığımı söyleyen bir mesaj aldım. İsa’yı kurtarmaya vakit yoktu, maça geri dönmeliydim.

BÖLÜM 6: Son Çeyrek

Evinde oynadığı son 23 maçı kazanan Utah Jazz, 4. çeyreğe 72-67 önde girmişti. Eğer Jordan hastalıkla verdiği savaşı kazanıp, maçı etkileyecek bir performans ortaya koyamazsa, Bulls’u üst üste 2. şampiyonluktan mahrum bırakacaklardı…

HughEvans (hakem): Michael’ın 91 Finalleri’ndeki meşhur “Foam game”inde hakemdim. Köpükle sarmalanmış olduğunda bile 46 sayı atmasına rağmen, bu kez başaramayacağını düşündüm. Ama yanılmışım.

Scottie Pippen: Mike son çeyrekte oyuna girdi ve “Islak Pick-And-Roll” dediği oyunu oynayarak bizi 10-0’lık bir seriye taşıdı. Birimiz ona perdeye geliyor ve sonra o topu ağzına sokuyor, bir boşluk buluyor, topu ellerine tükürüp şutu kullanıyor.

Karl Malone: Michael son çeyrekte gerçekten kendine geldi, ama ben korkmuyordum. Korktuğum şeyler, garajımın dışındaki ahlaksız kuşlar ve elektrikli olup olmadığı belli olmayan çitler.

Michael Jordan: Bitime 5 dakikadan biraz daha fazla varken maç başa baş gidiyordu ve ben yine çok iyi basketbol oynamaktan ölmek üzereydim. Herkes bitkin görünüyordu ve bu bana bir fikir verdi.

John Stockton: Michael yanıma geldi, elimi tuttu ve bana, sahanın ortasında konuşmak istediği bazı meselelerin olduğunu söyledi. Oraya doğru yürüdük ve şunları söyledi: “Merhaba. Ben dünyadaki en iyi basketbolcuyum. 2.5 metreyim ve 97 yaşındayım. Herkes basketbol oynamaktan öldüğünden beri, sahada bir süreliğine rahatlamalıyız. Bitime 60 saniye kaldığında, yine basketbol oynayabiliriz.” “Hayır” demeyi denedim, ama o çoktan bunu herkese söylemek için ortadan kaybolmuştu.

Dennis Rodman: Mike topu aldı ve ona faul yaptılar. Faul çizgisine gitti . Bir trash talk uzmanı olarak Malone’a dönüp “Karl, ilk şutu sokacağım. Sonra ikinciyi kaçırıp ribaundu alacağım, ardından topu Scottie’ye vereceğim, sonra da üçlük çizgisinin dışında boşa çıkacağım” dedi ve tam olarak bunları yaptı.
Scottie Pippen: 26 saniye kalmıştı ve içimde sonucu bu hücumun belirleyeceğine dair bir his vardı. Topu aldım ve tam şuta kalkacakken Mike’ı dışarda gördüm, iskelet kollarıyla pas istiyordu. Ben de ona pas verdim.

Steve Kerr: Top Michael’a geldi ve o da pozisyon aldı. Geri çekildi ve savunmacının eli yüzündeyken şutu yolladı. Çuffff… Deliksiz. Utah’ın şampiyonluk umutlarına bir hançer.

Michael Jordan: Mutluluktan bağırsaklarımın bacaklarımın arasından sarkmasını umursamadım. Yeniden dünyadaki en iyi basketbolcuydum ve bunu kimse benden alamazdı.

BÖLÜM 7: Maç Sonu

Michael Jordan’ın kritik üçlüğü, bitime saniyeler kala skoru 88-85’e getirdi ve böylece o akşam 38 sayıya ulaştı. Utah Jazz durumu kurtarmaya çalıştı, ama Chicago Bulls geri adım atmadı ve 90-88 ile 5. maçı kazandı.

Scottie Pippen: Kazanmamızın ardından Mike bir çocuk gibi kollarıma yığıldı; onu hiç bu kadar tükenmiş ve bitkin görmemiştim. Ama sonra bir şey onu yeniden diriltti. Benden ayrıldı, bençe koştu, bir silah aldı ve kafama sıktı.

Ron Harper: Mike beni de kafamdan vurdu.

Luc Longley: Michael beni Scottie’yi, Ron’u ve Dennis’i vurdu, sonra da dönüp kendisine sıktı. Diğer dördü doğrudan cennete gitti ama ben bir sebepten cehenneme gittim. Hâlâ da oradayım.

Ron Harper: Benim kafam bozulmuştu, çünkü çok uzun ve yorucu bir maçtan henüz çıkmıştık ve Mike bizi 4 gün-4 gece meleklerle savaşmaya getirmişti.

Dennis Rodman: Meleklerin pençeleri vardı. Yoktur dersin, ama vardı. Bu, onlara karşı verdiğimiz şanlı savaşla ilgili en sevmediğim noktaydı.

Scottie Pippen: Biraz zaman aldı, ama sonunda büyük delikte itaatsiz meleklere tuzak kurduk ve gerçek İsa’yı kurtardık.

Michael Jordan: Ben yaşamış en büyük melek-katiliyim.

Scottie Pippen: İsa, onu kurtardığımız için bize teşekkür hediyesi olarak biner dolar ve birer kalem verdi. Sonra dünyaya dönüp hayatlarımıza devam etmemiz için bizi bıraktı.

Michael Jordan: Benim en iyi olmadığımı düşünen herhangi biri, kendisini itaatsiz meleklerle dolu bir deliğe atabilir. Gerçek şu ki, ben bir numarayım ve geri kalan her şey palavra…

İşte o tarihi maç

Saha içerisinden 27’de 13 isabet, serbest atışlardan ise 12’de 10 isabet buldu.

Bu yazının orjinalini clickhole sitesinden okuyabilirsiniz.























CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here