Los Angeles’taki Sesimiz Barbaros Tapan

327
Los Angeles'teki sesimiz Barbaros Tapan
Los Angeles'teki sesimiz Barbaros Tapan

Barbaros Tapan ülkemizi yurtdışında en iyi temsil edenlerden birisi. Los Angeles’ın, NBA’in, Hollywood’un sıcaklığını imzasını attığı haberlerle, röportajlarla evimize kadar ulaştırıyor. Aslında hepimizin tanışmak istediği sporcularla, oyuncularla, şarkıcılarla tanışmış olmasına rağmen o mütevazı yaşantısını çizgisini bozmadan sürdürüyor ve işini profesyonelce yapmaya devam ediyor. Bu kez sitemizin editörlerinden Rıdvan Yağımlı kendisi ile rolleri değişti ve soran, röportaj yapan taraf oldu. Röportajı yazının devamında bulabilirsiniz.

Belki de sizin için en yoğun, en dolu dönemlerin birinde size basketbol röportajı teklifinde bulundum ancak buna rağmen çok kısa süre içerisinde olumlu dönüş yaptınız. Hatta bu röportajı da sizin için çok anlamlı bir günde, doğum gününüzde yapıyoruz. Bunun için size ayrıca çok teşekkür ediyorum. Sonperiyot.com editörleri olarak sizi kimi zaman zorlayacak kimi zaman düşünderecek sorular hazırladık. Artık bu keyifli röportaja başlayabiliriz. 

Rıdvan Yağımlı: NBA’in yayın haklarının henüz alınmamış olmasını nasıl değerlendiriyoruz?

Barbaros Tapan
Barbaros Tapan

Barbaros Tapan: Şöyle söyliyeyim. Asıl sıkıntı zarar edilmesi. Kağıt üzerinde baktığın zaman NBA’i takip eden sizin gibi değerli insanlar var ama gençlerin de çoğu sadece basketbol için pek para vermiyor ya da veremiyor. O yüzden istenen kadar satmadı. Nereye doğru gidiyoruz ben de bilmiyorum. Biz de burada uğraşıyoruz değişik, güzel şeyler yapmak için. Neyse ki Fanatik’teki yayın müdürümüz Necil Ülgen o konularda yardımsever, destek oluyor, ben de o şekilde idare ediyorum yoksa piyasa sıkıntılı, çok rezalet.

RY: En kötü ihtimalle siz de futbol antrenörlüğüne devam edersiniz, bu işer tamamen kapanırsa, gerçi sanmıyorum ama.

BT: Belki seneye çılgın birisi çıkar, parayı bastırır, alır. Kanal sahiplerinin neredeyse hiçbiri Türkiye’de televizyonculuk gelmiyor, hepsi iş adamı, asıl sorun o. Genel müdür ay sonunda CEO’ya gittiğinde toplantıda bütçe, masraf ve rayting soruluyor ve bu noktada ne kadar seyredildiğine ne kadar reklam geliri elde edildiğine bakılıyor. NBA’in en büyük handikapı saat farkı. İnsanlar kalktığında maçın sonucuna, görüntülerine kolaylıkla ulaşabiliyor, sosyal medya çok güçlü. Eskiden olsaydı televizyon daha önemliydi. Sizler bile NBA Followers’a anında haberini yapıp videosunu koyabiliyorsunuz, öyle bir avantajınız var. Ben D-Smart’ta çalışırken Kan Kural, Orkun Çolakoğlu ve Alp Özgen ile çok güzel bir program yapıyorduk. Röportajı yolluyordum onlara ama insanlar para verip almıyordu D-Smart’ı. NBA takipçileri genelde öğrenciler olduğu için öğrenci paketi önerisinde bulundum ama o da ayarlanamadı.

RY: Türkiye’den ayrılıp Amerika Birleşik Devletleri’ne gitme süreciniz nasıl oldu? 

BT: Ben aslen Kuzguncukluyum, Üsküdar’da doğdum. Liseyi Gebze Endüstri Meslek Lisesi’nde okudum, sevmedim o mesleği. Zaten okulda hep futbol oynuyorduk, futbolcu olmak istiyordum, o da olmadı. Daha sonra otellerde çalışmaya başladım Çırağın Sarayı, Hyatt Regency gibi. Öyle güzel yerlerde çalışınca yeni insanlarla tanıştım Amerika’ya gidip gelen. O zamanlar 18-19 yaşlarımdaydım, o insanları dinledikçe kafamda hayaller oluştur.  Los Angeles’ta dil okuluna gittim, şimdi bakıyorum da 20 sene olmuş.

RY: Dönelim basketbola. Dünyanın en önemli oyuncularıyla röportajlar yapıyorsunuz, hatta ulaşamadığınız, soru soramadığınız süperstar yok. Bu röportajlar nasıl ayarlanıyor, önceden size belirtiyorlar mu şu oyuncuyla görüşebilirsiniz diye?

BT: Önceden ayarlanan bir şey yok. İzlediğiniz her şey için ben kendim uğraşıyorum. ”Pota Arkası” programının konsepti tamamen bana ait. Rakip takımda önemli oyuncu kim varsa ya da gündeme göre şansımızın da yardımcı olmasıyla gidip röportajı yapıyoruz. İnsanların bilmediği şeyler var. Biz sonuçta burada yabancı bir medya kuruluşunu, Türkiye’yi temsil ediyoruz. Los Angeles Lakers dünya takımı, Hollywood takımı, raytingi en yüksek NBA takımıdır aynı zamanda. En kötü sezonunda bile tüm biletlerini satar. Soyunma odasında 50-60 tane yayıncı kuruluş bulunur NBA TV, CBS, ESPN’in farklı birimleri gibi. Onların arasından sıyrılıp önemli bir oyuncuyla röportaj yapmak çok zor bir iş. En son yaptığımız, sizin sorularınızı sorduğumuz Anthony Davis röportajı çok kolay olmadı. Halkla ilişkilere gidip rica ettim, Ömer Aşık sağolsun o yardımcı oldu. Normalde yıldız oyuncular bire bir röportajlar vermiyorlar artık, toplu konuşuyorlar medyaya. Ben şanslıyım o konuda, özel iş çıkarmaya çalışıyorum her zaman.

RY: Los Angeles’taki eviniz Staples Center’a yakın. Her gün gidip geliyorsunuz. Peki Staples Center sizin için neler ifade ediyor?

Barbaros Tapan Röportajı
Barbaros Tapan Röportajı

BT: Staples Center bizim mesleğe başladığımız yer. İlk Hidayet Türkoğlu’nun Sacramento’ya gelişiyle başladım, o da yeniydi, biz de yeniydik o zamanlar. 15 yıl falan oldu. Şimdi bizim oturduğumuz ev söylediğin gibi Staples Center’a çok yakın. Kapıdan çıkınca 5 dakikadan az sürüyor. Orada Lakers’ın şampiyonluklarını kutladık, hem saha içinde hem saha dışında çok büyük önemi var. Onun dışında All-Star’da bulundum orada, onun ayrı bir anısı var. En önemlisi Michael Jackson’un cenazesi oradan kalktı. Türkiye’ye geldiğinde İnönü Stadı’nda çocukken konserine gitmiştim, burada rahmetlinin cenazesine gitmek nasip oldu. Hatta onun panosuna İnönü Stadı’ndaki konseri ile ilgili anımı yazmıştım. Staples Center’ın kapısındaki güvenlik memurundan aşcısına kadar herkesi tanıyoruz artık. Lakers’ın bütün çalışanlarıyla yıllardır arkadaş olduk. Kobe artık bizi tanıyor, ismimizle hitap ediyor, eski oyuncular da aynı şekilde. Bir evden çıkıp başka bir eve gidiyoruz, öyle bir durum var, hiç yabancılık çekmiyoruz. Mesleki hayatımda çok özel bir yer benim için.

RY: Sürekli göz önündesiniz, kamera karşısındasınız, oyuncuları yakalayıp röportajlar kovalıyorsunuz. Peki meslek hayatınızda en çok zorlandığınız anlar neler oluyor?

BT: Zorluk şöyle oluyor. Biz de herkes gibi iyi iş kovalıyoruz, iyi haber sunmak istiyoruz. Medya sektörü çok hızlı. Medya yarışında konsantre olup o anı erken paylaşmak medya sıralamasındaki yerinizi belli ediyor. Mesela Jeremy Lin’in muazzam bir takipçisi var. Onun söylediği bir şeyi anında tweet attığınız zaman bütün Asyalılar retweet’liyor. Rayting getiren şeyler bunlar. Staples Center’da deplasman takımlarının odası küçük bir yer, size göstermek isterim, kötü de bir yer. Öyle olunca haliyle büyük bir oyuncu geldiğinde LeBron James gibi haber almamız güçleşiyor. Bir maç yayını bizim için en az 10 saat. Erken gitmemiz gerekiyor, maç öncesi koçun basın toplantısı var, soyunma odalarının açık olduğu bir zaman var, o anlarda oralarda bulunmamız gerekiyor. Maç sonrası yine aynı koşuşturmaca. Eve gelince İngilizce iş varsa onlar tercüme ediyorum, ayırıyorum, editleyip Türkiye’ye yolluyorum, 2 gb’lık bir görüntünün Türkiye’ye gitmesi 2 saat sürüyor. Yatamıyorsun, internet kesilebiliyor, bir sorun çıkabiliyor. Mesela bugün 5’te çıkıcam maç için, gece yarısı 2 buçuğa doğru bitecek ama Fanatik’te sadece 5 dakikalık NBA’de Pota Arkası programı olacak. Bir de Türkiye’de montajlayan ekibimiz var, onlar da uğraşıyor. Benim en büyük derdim bu işe gönül vermiş kişilerin destek olmaması. Eğer destek olursak birbirimize o şekilde büyüyebiliriz. Siz her zaman destek veriyorsunuz, röportajlarımı yayınladığınız için size ayrıca teşekkür ederim.

RY: Estağfurullah. Sizin yaptıklarınız yanında bizim yaptığımız hiçbir şey değil. NBA yayın haklarının bile olmadığı bir ortamda  bir bütün olabilmek şart.

BT: Benim 15. senem ama beni insanlar son zamanlarda tanımaya başladı. Ben Doğan Haber Ajansı’nın NBA muhabiriydim. Biz ajans olduğumuz için ön plana çıkmıyorduk, NTV’deydi o zamanlar yayın hakları. Hidayet Türkoğlu’nun, Mehmet Okur’un, İbrahim Kutluay’ın, Semih Erden’in, aklına kim gelirse bütün röportajlarını burada ben yaptım ama ismim duyulmuyordu. Bizim gruba geçince yayın tanınmaya başladık. İnsan da bu kadar uğraştığımız şeye değer verilmesini istiyor.

RY: Sizin aynı zamanda mutlu bir evliliğiniz var? Evlilik hayatınız nasıl gidiyor? 

BT: Eşim de Türk, burada uçaktan inince tanışmıştık. 2 sene birbirimizi tanıdık, daha sonra evlendik. Yaklaşık 10 yıldır da evliyiz. Daha çocuk yok, biraz geç kaldık ama bakalım kısmet. Eşim de sporu seviyor; o Fenerbahçeli, ben Beşiktaşlıyım. Bazen o da salona gelip bana yardımcı oluyor, her şey yolunda.

RY: Futbol antrenörlüğünüzden biraz bahsedelim. Los Angeles’ta da lise takımı çalıştırdınız.

BT: 5 sene Miguel Contreras Lisesi’ni çalıştırdım. B lisansım var. Bir kursa daha gittikten sonra A lisansım olacak. Çok iyi bir tecrübe oldu benim için. Buradaki okul sistemini ve sporla okulun nasıl birlikte yürüdüğünü öğrendim. Yetiştirdiğim öğrencilerden sporcu olan pek olmadı ama hepsi büyük adamlar oldular.

RY: Amerika’da futbola ilgi ne durumda?

BT: Futbol gelişiyor, ilgi geldiğim yıllara göre baya arttı. Bunda en büyük katkı bayan futbolunun uluslararası alanda başarılı olması, ülke de onlara sahiplendi. Amerika’da bütün sporlarda büyük haneli rakamlar, skorlar, sayılar var. O yüzden golsüz ya da birkaç golün olduğu maçlar diğer sporlara göre daha az ilgi çekiyor. Çok takip edilen sporlarda hep molalar var, reklamlar var, nefes alma payı var. Futbolun 45 dakika aralıksız devam etmesi onları sıkabiliyor, kültürlerine ters gelebilyor. Kolej düzeyinde de Amerika’da çok az okul futbol için burs veriyor, bu da öğrencilerin başka sporlara yönelmesine neden oluyor. Zamanla 10-15 sene içinde daha çok gelişebilir.

RY: Sizin favori sporunuz hangisi? Mesela aynı anda Şampiyonlar Ligi finali, NBA Final Serisi 7. maçı ve Super Bowl maçı oynansa hangisini izlemeyi tercih ederdiniz?

BT: Çok güzel soru. Heralde 3 tane televizyon olur o anda, ayıp olmasın diye hepsine bakarım. İlk göz ağrım futbol tabii ama hayatımı, ekmek paramı basketboldan kazanıyorum, çok da seviyorum. Amerikan futbolunu 3. sıraya atabilirim bu durumda, Super Bowl hariç o kadar takip etmiyorum. NBA Finali ile Şampiyonlar Ligi finali arasında ayrım yapmam.

RY: Hayatınızı ikiye bölersek yarısı Türkiye’de yarısı ABD’de geçti. İki ülke arasında spor profesyonelliği açısından temel farklılıklar neler?

BT: Amerika’da spora çok güzel bir sistem oluşturmuşlar. Okul çağından itibaren zorunlu spor dersi var ve o işin eğitimini profesyonel olarak alıyorlar ve eğitimciler de iyi paralar kazanıyorlar. Eğitim ve spor birlikte yürüyor. Bu dünyadaki en iyi sistem, başarı getiriyor, olimpiyata yansıyor. Tribundeki insanlar modern bir şekilde taşkınlık yapmadan oturup maç izleyebiliyor, sporu bir eğlence olarak görüyorlar. Bu Amerikan kültürü, birçok işe de böyle bakıyor. Bunu biz Türkiye olarak ne zaman başarırız bilmiyorum. Televizyonlarda çok konuşulan altyapıyı herkes tesisleşme sanıyor. Eğitim verecek adam koyamadıktan sonra tesis olsa ne fark eder?

RY: Cenk Akyol’un bu konuda çok güzel bir sözü var ”Okullarında bulunan tüm potaların altına otopark yapılmış bir ülke için basketbol şampiyonasında final oynamak büyük bir başarı” diye. 

BT: Bu her spor için geçerli. Benim Miguel Contreras Lisesi’nde antrenör olarak ilk sezonum seçme yaptım, 360 çocuk geldi. Hepsi Latin çocuklar ve acayip topçular. Bunların içinde yaş gruplarında 20’şer 20’şer toplam 40 çocuk seçtik. Liglerin başlamasına bir hafta jaka okulun atletik direktörü çağırdı beni ofisine, listeyi verdim. 2 gün sonra tekrar çağırdı listeden dersleri başarısız çocukları çıkardığını belirtmek için. İşte o zaman anladım önce eğitime önem verilip sonra iyi sporcular olunabildiğini.

RY: Türkiye’de tam tersi aslında. Sporcu olmak isteyenler eğitimini, üniversiteye giriş sınavında başarılı olmak isteyenler sporu bırakıyor ya da bırakmak zorunda kalıyor. İkisini aynı anda yürütmek imkansız neredeyse. Bu yüzden sporcularımızın çoğu yeterli eğitimi alamamış insanlar. 

BT: Maalesef öyle. Bak sana örnek bir şey gösteriyim, elimde dünkü maçtaki oyuncuların listesi var. Trevor Ariza, UCLA mezunu, Terrence Jones, Kentucky mezunu, James Harden, Arizona State mezunu, Carlos Boozer, Duke mezunu, Wesley Johnson, Syracuse mezunu, Jeremy Lin, Harvard mezunu. Bu adamların hepsi üniversite mezunu. Örnek burada, çok uzağa gitmeye gerek yok.

RY: Sizin favori takımınız Lakers’a geçelim. Lakers geçtiğimiz sezonu çok kötü geçirdi ama yine de ligin en çok kar eden takımı oldu. Kültür, gelenek, Lakers’ın tarihi bu faktörlere dahil ama Lakers’ın en çok kar eden takım olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BT: Bunun arkasında büyük bir marka olması, 16 tane şampiyonluk kazanması ve en önemlisi Hollywood takımı olması var. Mesela Lakers maçına gidince en önde her zaman 10 tane Hollywood yıldızının oturduğunu görürsün. Tüm gözler buraya çevrilmiş durumda. Amerika’da en çok göz önünde olan şehir Los Angeles. Eğlence burada, sanat dünyası burada, sporun merkezi burada, ne ararsan her şey burada. Şahsen iyi ki de buraya gelmişim, şansım da yolunda gitti. Bir medya mensubu olarak yaşanması en güzel şehir. Aynı zamanda Lakers’ın büyüklüğü Kareem Abdul-Jabbar’lardan, Magic Johnson’lardan, James Worthy’lerden geliyor. Rahmetli Jerry Buss da bu markayı çok iyi yönetti, Lakers kızları falan hep onun icadı. Los Angeles’taki Asyalıların çokluğu ve Çin’in büyük market olması takıma çok para kazandırıyor. Kobe Bryant’ın formaları, Lakers adına ve kendi adına ürünleri çok fazla satıyor Çin’de, bunlar da para getiren şeyler.

RY: Phil Jackson’un da Lakers tarihindeki yeri unutulmaz tabi. Onun New York Knicks’in başkanlığı görevine getirilmesini nasıl buluyorsunuz?

BT: O zaten çoğu zaman hala burada. İnsanlar onu New York’ta falan yaşıyor sanıyor ama öyle değil, arada bir gidip geliyor. Oturduğu yerden akıl hocalığı yapıyor, hayırlı olsun yani, durum böyle.

RY: Kobe Bryant’ın son durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok büyük sakatlıklar geçirdi, tam iyileşti derken sezonu kapattı, sonra geldi ve şu an sayı krallığında ilk sırada ancak çok düşük şut yüzdesiyle oynadığı için eleştiriliyor, çok fazla top kaybediyor. Lakers’ın durumu da ortada. Sizce eleştirmekte haklılar mı, çok mu bencil oynuyor yoksa takımındaki oyuncular yetersiz olduğu için mi şut kullanmaya mecbur kalıyor?

BT: Kobe Bryant benim canlı seyrettiğim, tanıdığım, yeryüzündeki en inatçı, en hırslı, işine en konsantre kişi. Dağa çıksa, karşısına en aksi keçi çıksa bu keçi 2 dakika sonra yolunu değiştirip Kobe’ye yol verir. Bu adam her şeye ulaşmış. Para, şampiyonluklar, ödüller, şöhret, aklına ne gelirse. Buna rağmen tüm mücadelesini ortaya koyuyor. Kobe Bryant’ın kazanma hırsını anlatmaya benim kelimelerim yetmez. Buna biz her zaman şahit oluyoruz. Staples Center’a gelişi, yüzündeki konsantrasyon ifadesi, maça çıkışı, tarif edilemez. Eskiden takım arkadaşları daha kaliteliydi, Phil Jackson gibi bir koçu vardı, daha gençti, şimdi bunlar böyle olmayınca, üstüne üstlük Lakers’ın çektiği sakatlık ızdırabı, hale önemli bir koçun takıma monte edilmemesi, etrafındaki oyuncuların Kobe’nin büyüklüğünden stres yaşamaları Kobe’nin işini zorlaştırıyor, o hep kazanmayı istiyor.

RY: Geçtiğimiz günlerde Rajon Rondo ile Boston’da kahvaltı yaparken görüntülenmesi baya konuşulmuştu. Sizce bir takas ihtimali var mı? Gerçi Lakers’ın elinde takas edebileceği bir parça da yok.

BT: Rondo falan bize ilaç olmaz, bence gelmesin, olduğu yerde kalsın. Bizim düzelmemiz ancak Kobe bıraktıktan sonra, heykeli Magic’le Kareem’in ortasına dikildikten sonra yeni yapılanma yeni superstarla olabilir. Ben mesela Paul George gibi Kevin Durant gibi Russell Westbrook gibi Lamarcus Aldridge bir adam isterim. Uzun yıllar üretim verecek insanlar lazım bize.

RY: Evinizin arka planına baktığımda bir çaydanlık görüyorum. Ben de Amerika’da en çok demli çayı, sıcak bir çorbayı, İstanbul simitini özlemiştim. Türk kültürünü orada ne kadar yaşayabiliyorsunuz?

BT: Bizim duvarlarımızda falan hep Türk resimleri vardır, biz hep Türk kültürü ile bir aradayız. İstanbul hep bir yanımızda. Burada Türk televizyonlarını da sürekli takip ediyoruz ama maalesef Los Angeles’ta New York’taki gibi çok sayıda Türk lokantası yok. Eşim de Türkiye’den yeni geldi, bol miktarda dondurulmuş simit getirdi. Çayla güzel oluyor.

RY: Hidayet Türkoğlu ile Sacramento günlerinden beri iyi ilişkileriniz var. Onun da Los Angeles Clippers’a gelmesine ve sözleşmesinin uzatılmasına en çok sevinenlerden birisi olmuşsunuzdur. Ailece de görüşüyorsunuz aynı zamanda.

BT: Hidayet ilk geldiğinde çok gençti. Benden 5 yaş küçüktür. İlk onun röportajlarını yaptık, daha sonra samimi olduk, ailece görüşmeye başladık, eşlerimiz de yakın arkadaş oldu. Mehmet Okur da aynı şekilde. Ben ikisini de çok seviyorum, onların yeri ayrı. Burada Türkiye’nin ismini altın harflerle yazdırdılar, NBA’in kapılarını açtılar. Yaptıkları şey aynı zamanda spor elçiliği oldu, kültür elçiliği yaptılar.

RY: Ben de 2010 Dünya Şampiyonası’nda Türkiye’nin grup maçlarında görevliydim, daha sonra lockout döneminde Mehmet Okur da Türk Telekom’a geldi, onun da çok maçını yakından izledim. Benim de gözlemediğim kadarıyla inanılmaz karekterli, düzgün insanlar, saygıyı sonuna kadar hakediyorlar.

BT: Onlar genç yaşta NBA’e geldikleri için gelişimlerini burada yaşadılar, buradaki sistemin bir parçası oldular, çevrelerindeki insanlar da çok iyi insanlardı. Nasıl eğitim alırsan öyle olursun. Hidayet de Mehmet de herşeyin en iyisini hakediyor. Hidayet’in markası çok büyüktür NBA’de, bunu çoğu insan bilmez. Hidayet All-star olmasa da şampiyonluk yaşama da onun karizması bambaşkadır. Kobe Bryant gibi bir isim Hidayet’i koridorda gördüğü zaman sarılır, Jack Nicholson, Hidayet’i gördüğü zaman yerinden ayağa kalkar, onunla sohbet eder, öper yanağından.

RY: New Jersey’de Six Flags Great Adventure’da animatör olarak çalışırken gelen müşterilere basketbol topuyla atış yaptırıyordum. Amerikanlarla basketbol üzerine sohbet ettiğimde konu Hidayet’ten açılıyordu, Türkiye’nin Jordan’ı diyorlardı kendisi için. 

BT: Şimdi yeni temsilcilerimiz de var. Ömer Aşık son derece mütevazı, 10 numara bir insan. Enes var, o da iyi olacak inşallah. Ersan İlyasova çok düzgün, aile babası, işini profesyonelce yapan bir arkadaşımız. Furkan gelecek, onu bekliyoruz. İsteriz ki daha çok kişi gelsin, bizi temsil etsin, biz de haberlerini yapalım.

RY: Aynı zamanda Hollywood’un içindesiniz. Birçok sanatçıyla, oyuncuyla tanışıyorsunuz. Bugüne kadar en çok etkilendiğiniz isimler kimler?

BT: İlk başlarda röportaj yaparken hafif heyecan oluyordu içimde ama öyle çok fazla etkilendiğim bir isim yok. Sonuçta onlar da senin benim gibi insanlar ve inan onlar da çok mutevazı, profesyonel insanlar, artık egolarını falan yenmişler. En çok hayranı olduğum isim ama Al Pacino’dur. Röportaj yapamadım ama tiyatrosuna gitmiştim, tanıştım kendisiyle. İnan ben miyim Al Pacino o mu belli değil. O kadar alçakgönüllü, içten birisi olamaz. Orada anladım ki bu adamlar aşmışlar kendilerini.

RY: Justin Bieber da aşabilmiş mi kendini, o seviyeye gelmiş mi?

BT: Ben Justin Bieber’e kızmıyorum, ona çok yükleniyorlar ama kendimizi onun yerine koyalım. Çocuk yaşta bir yerlere gelen insanlar sonra biraz sapıtıyor, alkol, uyuşturucu alıyor, bunların sebebi var. Onlar senin benim gibi büyümüyor, çocukluklarını yaşamıyorlar, bir anda büyümek zorunda kalıyorlar sokağa çıkıp oynayamadan. O yaşlarda sahnelere, turnelere başlıyorlar, her gün haberlere çıkıyorlar. Bir de acayip paralar kazanıyor, doğal olarak hatalar yapıyorlar. Medya en küçük şeyi bile büyütüyor. Hollywood dünyasındaki sistem öyle. Robin Wiliams stresten öldü, yaşadıkları hayat kolay değil.

RY: Zamanında Kurt Cubain’in şüpheli ölümü, Tupac’ın öldürülmesi, son olarak Micheal Jackson’un hayatını kaybetmesi bu parıltılı dünyanın gerçek yüzünü ortaya koyuyor.  

BT: Aynen öyle. Philip Seymour Hoffman denen adam, Hollywood’un son zamanlarda yetiştirdiği en önemli aktör 46 yaşında intihar etti, yüksek dozdan öldü.
Biz adamları seyrediyoruz, onlar bizi eğlendiyor ama herkesin bir kırılma noktası oluyor, kimisi bu noktayı aşıyor kimisi de aşamıyor.

RY: Sizin yaptığınız meslek de stresli bir meslek aslında çünkü anındalık önemli, o haberi o an yapamazsanız daha sonra telafisi olmuyor. Siz zaman içerisinde çok iyi noktalara geldiniz, emeklerinizin karşılığınızı aldınız, gurur duyduğumuz biri oldunuz. Peki siz istediklerinizi gerçekleştirebildiğiniz mi? Bundan sonrası için hedefleriniz neler?

BT: Konum olarak kendimi şanslı görüyorum ama buraya gelmek için çok uğraştım. Bunun arkasında en az 15 yıllık emeğim var, çok zor bir emek. Hala Türkiye’den çok destek gören bir insan değilim. Bu maddi de manevi de anlama gelebilir. Bugün 40 yaşıma geldim, daha iyi noktalara da gelebilrdim ama karışık yollardan geçtiğim için hiç kolay olmadı. Bundan sonrası için ben yine çizgimi devam ettireceğim, daha iyi daha verimli işler yapmaya çalışacağım, sizin gibi gençlere yol göstermeye çalışacağım. Çok mail geliyor, ciddi yaklaşanlara elimden geldiğince öğütlerde bulunuyorum.

RY: Sizin yolunuzdan gitmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler?

BT: Eğer spor camiasında bir iş yapmak istiyorlarsa öncelikle yabancı dile önem versinler. 20 yıldır buradayım hala yabancı dili öğrenmeye çalışıyorum, İngilizce’yi öğrendim de diyemessin sonuçta sonradan öğrendiğimiz bir lisan olduğu için. İngilizce bilmek çok farklı yerlerden bilgi alıp o bilgileri aktarabilmek için de çok önemli. Sosyal medya günümüzün en önemli şeyi, onunla çok iletişim halinde olmaları gerekiyor ve insanları sevip kalp kırmamak, mütevazı olmak önemli. Bunlara dikkat edildiği sürece başarı bugün gelmezse yarın gelir.

RY: Bugünlerde NBA’in gündeminde bir zencinin beyaz polisler tarafından boğularak öldürülmesiyle başlayan ”Nefes alamıyorum” kampanyası var. Biz NBA Followers’ta da defalarca kez bunun haberini yaptık, videosunu paylaştık. Derrick Rose, Kyrie Irving, LeBron James gibi süperstarlar da destek verdi bu kampanyaya. Oradaki tutum, halkın bakış açısı nasıl?

BT: Hayatını kaybeden insanların siyahi olması bir anda medyayı harekete geçirdi. Sen de biliyorsun, burada gözlemlerin olmuştur, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı da okudun, bilgin var. Martin Luther King’den Malcolm X’e kadar bu insanların yaşadığı tam bir dram. Onun için polislerin orantısız davranışlarının zencilere denk gelmesi haklı olarak çok can yakıyor, daha çok duygusal yaklaşılıyor. Staples Center’ın önünde de eylemler oldu bununla ilgili. İnşallah bir daha olmaz ama tekrar yaşanırsa daha büyük olaylar yaşanacak gibi gözüküyor.

RY: Amerika’da Türk oyuncular dışında görüştünüz oyuncular var mı?

BT: Sasha Vujacic’le çok iyi arkadaştık Lakers’ta oynadığı yıllarda. Onun dışında fazla yok çünkü baya yoğun insanlar bunlar, her gün maçtalar, seyahet ediyorlar. Ben de fazla gerek duymuyorum onları dışarıdan aramayı, rahatsız da etmek istemiyorum. Onlar da biz de profesyonel işler yapıyoruz, birbirimize saygılı olmamız gerekiyor.

RY: Boş vakitlerinizde neler yapıyorsunuz?

BT: Çok film seyrederiz eşimle. Basın mensubu olduğumuz için gösterime girecek filmlerle ilgili davetiyeler de çok geliyor. Playstion oynuyorum. FIFA’da Beşiktaşla kariyer yapıyorum. Call of Duty’nin son oyununa da aldım ama onu çok oynamıyorum. Bir de yakınlarda İstanbullu Ermeni abilerim var kuyumculuk yapan, futbolu da çok seviyorlar, hatta röportajdan sonra onların yanına gideceğim. Orada oturuyoruz kahve içiyoruz, sohbet ediyoruz, Türkiye’yi kurtarıyoruz.

RY: Peki Barbaros Tapan ne tarz müzik dinler, en son kimin konserine gitti?

BT: En son Tarkan konserine gittik. Onun Harbiye’de konseri vardı, eşim de sürpriz yapmış, bilet almış. Hatta Tarkan’la da beraber muhabbet ederek geldik, uçakta yanımızda oturuyordu. Türkçe müzik seviyorum, her türlü müzik dinlerim ortamına göre.

RY: Al Pacino ile röportaj yapmak dışında gerçekleştiremediğiniz neler var?

BT: Açıkçası Michael Jordan ile röportaj yapmak çok isterim. Bir de Kobe Bryant’ın evini gezip bahçesinde dolaşıp teke tek Türkiye için röportaj yapmak istiyorum. Burada okyanus kıyısında çok güzel bir malikanede oturuyor ama gidip içini göremedim.

RY: NBA’deki Doğu ve Batı arasında giderek artan bir fark var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sezonki şampiyonluk adayınız hangi takım?

BT: Denge bozuldu NBA’de ister istemez. Cleveland bir heyecan getirdi. LeBron’un geri dönmesi San Antonio’nun şampiyonluğundan daha fazla konuşuldu. San Antonio’nun medyada çok sesi çıkmaz zaten. Popovich’in medyaya tutumu da bununla alakalı. Ben onu Mourinho’ya benzetiyorum, ikisiyle de röportajlarım oldu. Devamlılıkları, çizgilerini bozmamaları başarı getiriyor. NBA’de önemli olan 82 maçlık tempoda oyuncunun düzenini iyi ayarlanıp playoff’a güçlü girmek. Indiana ve Clippers geçen sezon bunu yapamadı. Bence yine San Antonio şampiyon olur. Cleveland da zorlar ama LeBron dışındaki oyuncularının playoff tecrübesi olmadığından şampiyon olamazlar.

RY: Aslında Kevin Love Lakers’a çok yakışabilirdi, ne dersiniz?

BT: Yakışırdı ama alamadık. Şimdi Cleveland’da mutsuz sanırım 3. plana düştüğü için, o tür duyumlar alıyoruz. Soyunma odalarında basının ilk gittiği oyuncu çok önemlidir, bu oyuncuya ego verir, motivasyon verir. Geçen seneki takımının süperstarıyla 3. adam konumuna düştü.

RY: Aynı şeyi Chris Bosh da Toronto’dan Miami’ye gittiğinde yaşamıştı. O da kendine yeni gelmeye başladı.

BT: Bunu Dwight Howard örneğinde de görmüştük. Süperman, süperstar Kobe Bryant’ın önüne geçemeyince yapamadı ve gitti.

RY: O da akıllandı sanırım. James Harden’la artık paylaşabiliyor o rolü.

BT: Onun şansı James Harden’in medyaya konuşmaktan uzak biri olması. İçine kapanık, ruh dünyası çok farklı bir adam Harden. Gelir, giyinir, gider, çok az konuşur, röportaj yapması çok zordur. Houston’daki All-Star’da kura çekilmişti röportaj için ve şansıma o çıkmıştı, zorlandım gerçekten.

RY: Süper Lig’i de takip ediyorsunuz aynı zamanda. Bu sene takımınız Beşiktaş da çok iyi gidiyor, şampiyon olur diyebiliyor musunuz?

BT: Ben iyi bir Beşiktaşlıyım, Bilic’in elinde gönülden oynayan bir ekip var. Ortasahada çok mücadele ediyorlar. Yedek kulübesinde maçı çevirecek çok oyuncu yok. Demba Ba sakatlanınca takımdaki iyi gidişat bi anda değişebiliyor. Fenerbahçe’ye bakıyorum, Türkiye’nin hücum hattı en iyi takımı.  Sezon sonunda bence yine Fenerbahçe şampiyon olur. Beşiktaş’ın ikinci olması çok büyük bir başarı, şampiyon olması mucizevi bir başarı olur ama şampiyon olmasını da çok isterim. Galatasaray da Hamza hoca ile toparlayabilir. Avrupa’dan elendikleri için de Türkiye’ye konsantre olacaklar, birkaç maç alırlarsa havaya girerler.

RY: Spordan biraz çıkıp Türkiye’ye dönelim. Türkiye’nin gidişatını nasıl görüyorsunuz? Oradaki insanların ülkemize bakış açısı nasıl?

BT: Türkiye 15 yıldır siyasetiyle, ekonomisiyle, insanların kafa yapısıyla bir kabuk değişikliği içine girdi. Ülkede çok mutlu olanlar da halinden hiç memnun olmayanlar da var ama en çok oyu kim alırsa o başa geçiyor. Amerika’da da Cumhuriyetçiler ve Demokratlar var, Türkiye’deki sağ-sol olayına benziyor. Farklı görüşler mutlaka olacaktır ama sonuçta eğrisiyle doğrusuyla hayat devam ediyor.

RY: Bu aralar Osmanlıca tartışmaları da gündemdeki yerini alıyor. Siz Osmanlıca tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BT: Ben Osmanlı kültürünü seven bir insanım, evimde, duvarlarımda Osmanlı hattat yazıları var, minyatürler var. Belki şöyle olabilrdi; Osmanlıca zorunlu olacak değil de Osmanlıca tarihimizin, atalarımızın lisanıdır, bunu ilgisi, alakası olan öğrenmek isteyen öğrenciler seçmeli alsın denilebilirdi. İngilizce’ye bence ülkemizde daha fazla önem verilmeli. Global dünyada bizi 1-0 geriye düşüren şey İngilizce’deki yetersizliğimiz. Ben Amerika’da bunun çok eksikliğini yaşadım. Filipin’den, Hindistan’dan, Hollanda’dan gelenler bile çok iyi İngilizce konuşabiliyor ama biz konuşamıyoruz, altyapımız yeterli değil. Osmanlıca’ya merakı olan tabii ki öğrensin ama bence İngilizce’yi herkesin çok iyi öğrenmesi gerekli.

RY: Türkiye’ye tamamen dönüş yapmayı düşünüyor musunuz?

BT: Şu an için düşünmüyorum çünkü mesleki anlamda yapacak çok şeyim olduğuna inanıyorum. Los Angeles benim için en doğru şehir, burayı çok seviyorum. Gelecek ne getirir bilemeyiz ama yaşlılığımı da sizin gibi gençlerle kaynaşarak, buradaki birikimlerimi aktararak Türkiye’de geçirmek isterim.

RY: Çok teşekkür ederim, bir sürü işinizin arasında, ayrıca doğum gününüzde yaklaşık 2 saat vaktinizi ayırdınız, benim için çok değerliydi bu röportajı gerçekleştirmek. 

BT: Rica ederim. Her zaman bana ulaşabilirsiniz. Sonuçta biz sizi temsil ediyoruz. İnanın çoğu işimizi de çok özveriyle yapıyoruz. Elimizdeki imkanlar dahilinde en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Siz de desteğinizi eksik etmiyorsunuz. NBA Followers’taki, Sonperiyot.com’daki diğer arkadaşlara da selamlar.

twitter.com/BarbarosTapan
twitter.com/Rudeone23
facebook.com/NBAFollowers0

Basketbol röportajları serisindeki diğer röportajları da okuyabilirsiniz.

Barbaros Tapan’ın diğer röportajlarını Barbaros Tapan Röportajları etiketi altında bulabilirsiniz.

Los Angeles'teki sesimiz Barbaros Tapan
Los Angeles’teki sesimiz Barbaros Tapan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here