Orkun Çolakoğlu ile Hayatı ve Basketbol Üzerine

708
Orkun Çolakoğlu ile Basketbol ve NBA Üzerine
Orkun Çolakoğlu ile Basketbol ve NBA Üzerine

Son yıllarda NBA denildiğinde ülkemizde aklımıza ilk gelen isimlerden biri de Orkun Çolakoğlu oldu. Anlattığı maçlarla, yazdığı yazılarla, Kaan Kural’la yaptığı Potacast’lerle NBA’i takip edenlerin beğenisini ve takdirini fazlasıyla kazandı. SonPeriyot.com editörlerinden ve NBA Followers Facebook sayfamızın yöneticilerinden Rıdvan Yağımlı kendisiyle bugüne kadar pek yapılmamış, uzun soluklu bir basketbol röportajı gerçekleştirdi. Orkun Çolakoğlu da sohbet havasında geçen bu röportajda tüm içtenliğiyle kendisine yöneltilen soruları cevapladı. İşte o röportajın tamamı:

Rıdvan: En klasik, alışılagelmiş soru ile başlayayım. Basketbola, özellikle NBA’e ilginiz nereden geliyor?

Orkun: Basketbola ilgim nereden geldiğine dair kesin bir şey hatırlamıyorum açıkcası. Bizden önceki kuşaklar Beyaz Gölge der, bazısı çok spesifik bir maçı söyleyebilir, bazısı basketbol okuluna yazdırılmıştır, böyle belli hikayeleri vardır insanların. Ben sporu ilk olarak futbolla sevmiştim, bir süre sonra da basketbolu birkaç etkenle birlikte sevdim. Onlardan bir tanesi o zamanki adıyla Efes Pilsen’in o dönem Avrupa’da iyi gidişidir. Benim yaşımda basketbolu seven çoğu insan için de aynı şey geçerlidir. O yıllarda futbolda gerek milli takım gerek de Türk takımları Avrupa’da madara olup duruyordu, bir Türk takımının başarı elde etmesi çok uzak bir şey gibi geliyordu hele o yaşta bir çocuksan. O yüzden Efes Pilsen’in başarısı ağzımı açık bırakırdı, hakikaten ciddi işler yapan bir takım vardı. Canlı maç izlerken çok daha etkilenip olayın içine giriyorsun, dolayısıyla daha fazla ilgin artıyor. Peter Noumoski gibi bir figürün olmasın benim yaşımdaki pek çok kişiyi etkilemiştir. Mesela Noumoski’nin bir hareketi vardı, formasının omuz kısmını alır, onunla yüzündeki teri silerdi, sokakta basketbol oynarken onu taklit etmeye çalışırdık. Şu andan farklı olarak o dönemde Efes Pilsen’i Fenerbahçelisi de Galatasaraylısı da Beşiktaşlısı da bir olup tutardı. Şimdi aynı sinerjinin olduğunu hissetmiyorum. Sanki Efes Pilsen gayrı resmi Türk milli takımı gibiydi. O zamanlar bilgisayar oyunlarına merakım, NBA Live serisinin de epey etkisi olmuştur bende. Bir de Kaan Kural’ın başında olduğu dönemdeki Fast Break dergisinin (önceki dönemine yetişememiştim) fazlasıyla etkisi olmuştur. O müthiş bir kaynaktı ve ben de okumayı çok seven bir çocuktum. O dergiyi ayın ilk 2 gününde falan bitirp sonra ay boyunca dönüp dönüp tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Bir de üstüne Kanal D’deki NBA yayınları gelince basketbol sevgim kendi içinde çığ gibi büyüdü ve dönülmez bir noktaya geldi.

Rıdvan: Noumoski gibi bir adamın NBA’de oynayamayıp Pero Antic’in 30’unda NBA’e giden ilk Makedonyalı olması da çok ilginç değil mi?

Orkun Çolakoğlu Röportajı
Orkun Çolakoğlu Röportajı

Orkun: Tabii, o dönemin şartları öyleydi. O zamanlar NBA, Avrupalı oyuncuya bu kadar sıcak bakmıyordu, bu kadar da takip etmiyorlardı. NBA’deki basketbol da biraz daha farklıydı. Yoksa eskiden de çok büyük oyuncular vardı, hatta bundan önceki dönemde Avrupa’nın çok daha büyük oyuncular çıkardığını da çoğu kişi iddia eder, edebilir.

Rıdvan: Koyu bir Lakers taraftarı olduğunu da biliyoruz. Neden diğer 29 takım değil de Los Angeles Lakers?

Orkun: Lakers’ı tutmam da çok tesadüfi oldu. Eğer sıradan bir takipçiysen NBA’ie gazetenin bir gün sonra verdiği skorlara bakarak takip ederdin. Dediğim gibi mümkün olduğunca Kanal D’deki NBA maçlarını izlemeye çalışırdım. Birkaç tane Lakers maçına denk geldim. O zamanlar Lakers’ın Shaq’ı yeni aldığı dönemdi. Kobe’yi de çok tanımıyordum. Lakers’ın o yıllar için potansiyelinin çok altında kalan bir takım olduğunu falan bilmiyordum. İlginçtir bende ilk Lakers hayranlığı oluşturan Nick Van Exel’in sahayı koşup bir anda attığı üçlükler oldu. Basketbolda üçlük atılması beni ayrıca cezbederdi, küçük bir çocuktum sonuçta, yeni yeni kafamda bazı şeyler oturuyordu. Michael Jordan’lı Chicago Bulls’un şampiyon olmasını pek istemiyordum. Hatırlıyorum bir gün radyodaki spor haberlerinde Lakers’ın Chicago’yu 15 sayı farkla falan yendiğini duymuştum, galiba o da Lakers sevgimi oluşturan son nokta oldu. Sonra o da yavaş yavaş büyüdü ve apayrı bir taraftarlığa dönüştü.

Rıdvan: Lakers’ın geleceği hakkındaki öngörüleriniz neler? Kobe Bryant’ın önümüzdeki yıl için 25 milyon dolarlık kontratı var. Nasıl bir yapılanma yapılmalı? Kevin Love, LaMarcus Aldridge, Marc Gasol, Kevin Durant, Russell Westbrook gibi isimler konuşuluyor. Lakers’ı kim ya da ne kurtarır?

Orkun: Ben açıkçası biraz gerçekçi bakma taraftarıyım. LaMarcus Aldridge ya da Marc Gasol’u bu sezon sonunda alamayacağı belli Lakers’ın. Bundan sonra Kobe’nin eskisi gibi olamayacağı da belli. NBA’in dinamitleri de belli. Futboldaki gibi Real Madrid durumu yok NBA’de. Bazı şeyleri anlamak da gerekiyor. Lakers’ın tarihinde pek başarısızlığının olmaması her düştüğünde parayı bastırıp adamlar aldığından değil. Yeni yıldızlar sürekli gelmiş Lakers’a, bayrak teslimi olmuş ama bu zaman zaman tesadüf, zaman zaman şans, zaman zaman iyi strateji sonucuyla olmuş. Bugün sadece salary cap’i ayarlayıp oyuncunun kucağına gelmesini beklemek de çok zor. Etrafa bak mesela. LeBron James, Kevin Durant gibi süper yıldızlardan hangisini alabilir ki Lakers? Anthony Davis’in sözleşmesi 1 sene sonra bittiğinde de kolaylıkla alamazsın çünkü sınırlı serbest oyuncu oluyor. Takımın her türlü onu tutma hakkı var. Kevin Durant için NBA’in yarısı teklif yapacak.

Rıdvan: Washington Wizards için Kevin Durant’ın adı çok geçiyor memleketi olduğundan dolayı.

Orkun: Tabii, mesela bugün Lakers ile Washington Durant için teklif yapsa Washington çok daha avantajlı çünkü Washington’un elinde John Wall gibi Bradley Beal gibi geleceğin yıldızları var ama Lakers’ın elinde hiç kimse yok, Kobe var, o da bırakacak. Lakers taraftarının bunun kabullemesi, Lakers yönetiminin de çok acele etmemesi gerekiyor. Julius Randle bu sezon draft edildi, Lakers bu şekilde kötü gitmeye devam ederse önümüzdeki sezon draft hakkı kalacak son 5’te olduğu için, 3-4 tane yıldız adayı olan oyuncu olduğu da söyleniyor bu seneki draftta. Şu anda oturup bekleyecek Lakers, panik hamlesi yapmaması gerekiyor. Genelde paniğe kapılan takımlar da kendi ayaklarına sıkmış oluyorlar.

Rıdvan: Aslında 2011 yılında Chris Paul’un takası David Stern tarafından veto edilmeseydi şu an Lakers çok daha farklı bir konumda olabilirdi heralde.

Orkun: Kesinlikle. Bazen insanlar Lakers yönetimini eleştiriyorlar Kobe’nin son yıllarını harcadılar diye ama bu bana çok ezber bir yorum gibi geliyor. Lakers yönetimi bütün doğruları yaptı. Eğer veto edilmeseydi Chris Paul üstüne Dwight Howard’ı almış olacaklardı, bugün Kobe yine sakatlansa bile ellerinde böyle bir çekirdek bulanacaktı. Daha ne yapacaksın ki zaten? Kobe’nin ail tendomunun sakatlandığı yıl Lakers birçok NBA otoritesinin şampiyonluk favorisi konumundaydı. Şimdi bakıp Steve Nash için 2 tane draft hakkı verilir mi demek çok kolay ancak Steve Nash gelmeden önce çok iyi bir sezon geçirerek gelmişti. Sporda şanssızlıklar, sakatlıklar olabilir. Bazen çok iyi takım kurarsın, bir tane sakatlık her şeyi değiştirir.

Rıdvan: Geçmişten bugüne en çok da Portland’a oldu o sakatlıklar, tam ritim yakaladılar şimdi de LaMarcus Aldridge’in sol baş parmağı sakatlandı, olması gereken ameliyatı erteledi takımı için.

Orkun: Hatırlarsın Brandon Roy’la Greg Oden döneminde Portland’ın tüm NBA kamuoyu tarafından 5 yıl içinde şampiyon olması bekleniyordu. Parçalar tek tek yerine oturmuştu. Rudy Fernandez’ler, Nicolas Batum’lar falan da vardı buna ek olarak. Onca beklenti varken Greg Oden’in ve Brandon Roy’un diz sakatlığı neredeyse tüm takımı dağıttı. Daha sonra tekrar yeniden yapılanmaya gitmek zorunda kaldılar. Bazen doğruları yaparsınız ufak ya da büyük şanssızlıklar olur, bazen her şeyi doğru yapmışsınızdır, harika bir takım kurmuşsunuzdur 2004’teki Indiana Pacers gibi, şampiyonun favorisiyken tribünden birisi bira atar, senin adamın da delidir, onun üzerine saldırır, sezon gider.

Rıdvan: Eğitim hayatınızda önce Saint Benoit Fransız Lisesi’nden daha sonra da Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldunuz. Eğer şu anki mesleğinizi yapmasaydınız nasıl bir mesleğe yönelirdiniz, başka ne gibi planlarınız vardı?

Orkun: Ben bu mesleğe çok planlı girmemiştim açıkçası. Bunun dışında da kendime net bir kariyer planı çizmemiştim o yüzden net bir şekilde şunu yapardım diyemiyorum. Üniversiteye girerken aklımda reklamcılık eğitimi almak vardı ama hem üniversite 1. sınıftan itibaren medyada çalışmaya başladığım için hem de sonrasında derslerini aldıktan sonra aslında reklamcılığım pek de ilgimi çekmeyen, pek de bana göre olmadığını hissettiğim için zamanla ilgimi yitirdim. Dolayısıyla senin bu soruna cevap verirken reklamcı olurdum diyemiyorum. Bir ara hukuk okumayı düşünüyordum ama hiçbir zaman da tam olarak kafaya koymamıştım. Belki karşıma bu fırsatlar çıkmasaydı dersleri biraz daha ciddiye alıp reklamcılık yapıyor olabilirdim ama mutlu olur muydum bilmiyorum.

Rıdvan: NBA yayın hakları konusu hala tartışılıyor, kesinlik ya da net bir gelişme söz konusu değil. Siz de buna bağlı olarak Avrupa Ligi ve Şampiyonlar Ligi maçları anlatmaya başladınız. Hatta bu sezon Trabzonspor – Lokoren maçını da anlattınız. Geleceğe dair hedefleriniz, planlarınız, projeleriniz neler?

Orkun: Yanlış anlaşılmasın, ben NBA yayın hakları elimizden gittiği için zorunluluktan futbol anlatmaya başlamadım. Geçtiğimiz sezon kendi hevesimle futbol maçı anlatma talebinde bulundum. Sağolsunlar, yardımcı oldular bizim kanalda. Bu sene de anlatmaya devam ediyorum. Futbol dediğim gibi benim basketboldan da önce ilgi duyduğum spordur. Hala da basketbol kadar futbol izlemeyi, takip etmeyi severim. Bundan sonrası için de futbolla birrlikte tabii ki basketbol anlatmayı devam etmek, özellikle de fırsat olursa NBA’i anlatmak çok istiyorum.

Rıdvan: İş hayatınızın yoğunluğundan düzenli olarak NBA maçlarını izleme fırsatı kalıyor mu, sırf maçlar için sabahlayabiliyor musunuz?

Orkun: Bu sene NBA elimizde olmadığından daha çok sabah-akşam mesaisinde çalışıyorum o yüzden de NBA maçlarını canlı izleyemiyorum ama NBA’i aynı şekilde takip etmeye devam ediyorum. Mesela bazen sabahları işyerine gittiğimde League Pass sayesinde molaları, serbest atışları hızlıca atlayıp 2 hatta 3 maçı üst üste izleyebiliyorum. Biliyorsun NBA’de bir maç 3 saat kadar sürüyor, ben o 3 saate 3 tane maç sığdırabiliyorum. Haftada da aşağı yukarı 10-15 NBA maçını tamamen seyrediyorum. İletişim çağında bir şekilde yakalayabiliyorsun zaten gece maçlarda olanları. Twitter’da NBA ile ilgili takip ettiğim insanları özel bir bölüme ayırdım, onların yazdıklarını geriye doğru okuyorum, haber sitelerini okuyorum. Maçları canlı izlemenin tadı başka ama idare ediyorum şimdilik.

Rıdvan: İşyerindeki göreviniz ne tam olarak? Şu an NBA maçları zaten yok, Şampiyonlar Ligi de belli bir araya girdi. Siz mesai boyunca neler yapıyorsunuz?

Orkun: Açıkçası şu sıralar biraz atıl durumdayız. Haber bültenlerinin içeriğine yardımcı olmaya çalışıyorum elimden geldiğince ama haber bülteni de gayet sınırlı bir şey. Biz sonuçta 1 saatlik haber bülteni yapmıyoruz, 10-15 dakikalık bültenlerimiz oluyor. Gün içerisinde aşağı yukarı aynı haberler dönüyor.

Rıdvan: Önümüzdeki sezon da Şampiyonlar Ligi, TRT ve Tivibu işbirliğinde yayınlanacak. Şampiyonlar Ligi de bu durumda D-Smart’tan gitmiş olacak. Sizi bu durum nasıl etkileyebilir?

Orkun: Elbette ben sadece bir çalışanım, şirketin nasıl bir yol izleyeceğini bilemiyorum. Biz bir canlı yayın olduğunda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bir spor çalışanının görevi sadece canlı yayınla başlamaz. Spor sürekli devam eden bir şey ver etrafta olup biten spor olaylarını, özellikle anlatabildiğim takımların liglerini takip etmek, gelişmelerden haberdar olmak gerekiyor. Bu da 2 saat internete bakarak yapılabilecek bir durum değil.

Rıdvan: Engin Atsür’le arkadaşlığınız lise sıralarına dayanıyor. Son haftalarda ise Türkiye’de taraftarı olduğunuz Beşiktaş’ta çok iyi işler çıkarıyor, formunu buldu, ritmini yakaladı. Kariyerinde pek çok sakatlık da oldu. Sizce Engin Atsür kariyer olarak bugüne kadar beklentileri karşılayabildi mi?

Orkun: Engin’in profesyonel kariyeri başlarken muhtemelen kendisi de bundan daha fazlasını bekliyordu ama eğer öyle olduysa Engin’in beklentilerinin altında kalması onun çalışmasıyla falan alakalı bir durum değil. Biliyorsun Engin yıllarca çok fazla sakatlıktan çekmiş bir oyuncu. Çıkış yakaladığı, basamakları tırmandığı dönemlerde çok ağır sakatlıklar yaşadı. Kariyeri o nedenle hep sekteye uğradı. Sağlam kaldığı döneme bakarsak gayet temiz bir kariyeri oldu. Bunu eski sınıf arkadaşım diye de söylemiyorum ama Engin spordaki en profesyonel en beyefendi figürlerden biridir, keşke her sporcu aynı şekilde model olabilse. Bu da başlı başına çok kıymetli bir şey.

Rıdvan: En sevdiğiniz oyunculardan bir takım kurmanız gerekirse bu takımda hangi isimler yer alır? Gasol kardeşlerden başlarız heralde.

Orkun: Evet, Gasol kardeşleri özel severim. Aslında pek öyle şu sıralar evladım dediğim oyuncu yok. Lakers’ta oynadığı dönemde Trevor Ariza’yı o kategoriye sokmuştum. Joakim Noah’ı çok ayrı severim, onun tutkusu çok aradığım bir şey benim NBA’de, o çok farklı bir adam o yüzden onu ayrı bir yere koyuyorum. Klay Thompson’ı biraz biraz ayrı bir yere koymaya başladım ben.

Rıdvan: Bir çeyrekte en fazla sayı atma rekorunu kırdıktan sonra ona ilgi epey arttı. Geçtiğimiz günlerde Beşiktaş t-shirtü ile fotoğrafının yayınlanması sempatiye neden oldu.

Orkun: Benim Klay Thompson sevgim sakin, çok yetenekli, bir yandan da işini yapmaya çalışan, savunma görevini de ihmal etmeyen, takıma uyumlu, temiz şutör biri olmasından.

Rıdvan: Bu sezon NBA’e baktığımızda genelde beklenen şeyler oldu. Atlanta Hawks’ın sürpriz çıkışının dışında en çok sizi ne şaşırttı?

Orkun: Atlanta’nın çıkışı beni en çok şaşırtan 1.,2. ve 3. olay olabilir, gerçekten hiç beklemiyordum böyle bir şeyi. Bir de son zamanlarda Atlanta bizim kendi aramızda izlemekten nefret ettiğimiz bir takım haline gelmişti.

Rıdvan: Potacast’lerde sıkılırdınız Kaan Kural ile, bir an önce Atlanta konusunu kapatmaya çalışırdınız.

Orkun: Aynen. Sorunlu karekterlerden oluşan bir takım değildi ama teknik olarak, sahadaki basketbol olarak çok kötü şeyleri temsil eden bir takımdı. Ben şu anki hallerine çok şaşırıyorum.

Rıdvan: Doğu’da San Antonio Spurs zevki veren takım oldular bir bütün olarak.

Orkun: Kendi çapında bir Spurs. Yetenekleri şampiyonluğa yeter mi onu bilmiyorum. Tim Duncan’ı, hatta Tony Parker’ı bile yok bu takımın ama kollektif zeka olarak, birlikte hareket etme bilinci olarak çok ayrı bir takım şu anda Atlanta.

Rıdvan: Onun dışında neler var sizi şaşırtan?

Orkun: Cleveland’ın sezon başından sezon ortasına kadar olan haline şaşırdım. Belli zorluklar olmasını bekliyordum özellikle takımın dar kadrosundan, rol oyuncularının kısıtlılığından dolayı ama bu kadar organizasyondan, uyumdan uzak, koçunu umursamaz tavırlar içine giren bir takım olmasını hiç beklemiyordum, sonra toparladılar.

Rıdvan: Hatta J.R. Smith bile New York’tan takas olduktan sonra kendine geldi ve gece hayatını bıraktığına, sadece basketbola odaklandığına dair açıklama yaptı.

Orkun: Clevend’da gidecek yer bulamıyordur New York’tan sonra. Takımların ortamları o tip oyuncuların aklını basketbola vermesinde ya da sahada daha düzgün, daha oturaklı davranmasında çok etkili oluyor. Cleveland dışında Oklahoma City’nin hala bu kadar kötü oynuyor olmasına şaşırdım. Scott Brooks’u yıllardır eleştiriyoruz ama bu kadar da bocalıyor olmaları bana enteresan geldi.

Rıdvan: Oklahoma’da da o kadar tuhaf işler yapılıyor ki. Draftlardan harika oyuncular getiriyorlar ama birkaç yıl önce James Harden’a 14 milyon dolar veremeyip şimdi 16,7 milyon dolar kazanan sakat Brook Lopez’in peşinden koşmak garip. Washington’un şu anki durumu normal mi sizce?

Orkun: Washington’a çok büyük sürpriz diyemem ama biraz daha bocalamalarını bekliyordum, sezon başında özellikle çünkü Trevor Ariza gidip Paul Pierce de gelince iyiden iyiye yarı saha takımı gibi oldular. John Wall en iyi oyununu yarı sahada oynayan bir gard değil,o tam sahada koşarak oynamalı. Bunun dışında 2 pivot ve Paul Pierce gibi ağır bir oyuncuyla oynuyorlar. Geçtiğimiz senelerdeki hali de malum. Yetecek kadar kazanıp onun üstüne çıkamayan bir takımdı. O kafalarının değişmesi şaşırttı diyebilirim.

Rıdvan: Basketbolla haşır neşir olmak dışında neler yaparsınız, vaktinizi nasıl geçirirsiniz?

Orkun: Kız arkadaşımla görüşüyorum, film, dizi vs. izlemeyi seviyoruz, birlikte maç seyredebiliyoruz, o bakımdan çok şanslı görüyorum kendimi. Ona ayırdığım vaktin bir kısmının işimle kesişmesini sağlayabiliyorum. Kitap okumayı çok severim. Sadece kitap da değil aslında djital dünyada bazen 20 tane yazıyı favorilerime eklemiş olabiliyorum. Sadece işle ilgili olarak görmüyorum bunları, hakikaten keyif alıyorum.

Rıdvan: Barbaros Tapan’la da sıklıkla konuşma fırsatı bulabiliyoruz, röportajlarında da sorularımıza yer veriyor sağolsun, biz de elimizden geldiğince yaptığı işleri yayınlamaya çalışıyoruz. Geçen gün yaşadığı bir olayı anlattı. NBA’de bir tane Japon basketbolcu olmamasına rağmen Japon muhabirlerin maçlarda canlı yayınlar yaptığından, NBA maçlarınn açık kanalda yayınlandığından bahsetti. Türkiye’de ise işler tam tersi. Hala yayın hakları alınamadı. Sizce NBA’in Türkiye’deki geleceği nedir, parlak mıdır?

Orkun: NBA’in ciddi bir takipçi sayısı olduğu belli. Önemli bir NBA maçı olduğunda sen de kendince gözlemliyorsundur, sosyal medyanın genelinde konuşuluyor bu. Ekşi Sözlük gibi ortamlarda da aynı şekilde. Tabii ki futbol kadar popüler olmayabilir Türkiye’de ama kıstas olmamalı zaten. Kendi çapında basketbol düzeyinde NBA’in gayet takipçisi var ancak NBA’in en büyük dezavantajı Türkiye’ye göre çok ters saatlerde oynanıyor olması. Ben bile iş saatlerinden ötürü canlı NBA maçı izleyemiyorum. Böyle engeller var. İşin yönetim kısmında olmadığım için hangi paralarla bu iş döner bilemiyorum. Sen, ben NBA’i n gücünü biliyoruz ama dışarıdaki insanlar NBA’in gücünü, nerelere ulaşabileceğini, basketbol dünyasında nasıl bir lig olduğunu falan tam olarak algılayamıyorlar. Özetle ben ülkedeki NBA potansiyelinin çok iyi değerlendirilebildiğini düşünmüyorum. Şu an NBA yayın haklarının bir kanalda olmaması NBA’in Türkiye’de ilgi görmediği olarak yorumlanmamalı, zamanla o da çözülür heralde.

Rıdvan: Potacast’le devam edeyim. Artık bir klasık haline geldi Potacast, Lockout döneminden beri yapıyorsunuz. Samimiyetiniz, içtenliğiniz de o programa yansıyor her hafta. Kaan Kural ile bu samimiyetiniz nasıl başladı?

Orkun: Kaan Kural ile bizim tanışmamız 10 yılı buluyor heralde. Tam hatırlayamıyorum ama Batug.com’daki bir sohbet, mesajlaşma sonrası olmuştu sanırım. O zamanlar sadece amatör olarak yazılar yazan birisiydim. Sağolsun alçakgönüllülükle yaklaşıp çok şey göstermiştir. Çok da minnet duyarım bu konuda. Zamanla da sohbetimiz gelişti. Sonuçta aynı dili konuştuğum, sporu aşağı yukarı benzer şekilde baktığım bir insan. Bir süre sonra beraber çalışma fırsatımız da oldu. Önce Doğuş Grubu’ndayken NBA TV birlikte çalıştık, daha sonra D-Smart’a geçince NBA TV biz birlikte transfer olmuştuk. Orada da çok katkısı vardır yani. Lockout döneminde de işsiz olduğumuz için, biraz kendimizi dökecek yer aradığımızdan dolayı Potacast fikri doğru. İnternet üzerinden yaptığımız, kimseye bağlı olmadığımız, kendi sitemiz yazihaneden.com’a koyduğumuz için bir baskı da hissetmiyoruz. Ne bir süre limitimiz var ne konu limitimiz var ne konu mecburiyetimiz var. Kendimizce bir arkadaş sohbeti bu, isteyen de dinliyor, sağolsunlar fena da ilgi göstermiyorlar.

Rıdvan: İlgi beklediğiniz gibi oldu mu peki? İstediğiniz kitleye ulaştı mı?

Orkun: İstatistiklerini bakmadım açıkçası ama bunu yapmaya devam edeceğimiz motivasyonu bize sağlayacak kadar dinlendiğimizi ve ilgi gördüğümüzü biliyoruz, o da yeterli bizim için.

Rıdvan: Yaz aylarında da bir süre ara veriyorsunuz liglerin olmadığı dönemde, o zaman da bununla ilgili baya istek, merak tweeti geliyordur sanırım.

Orkun: Aynen öyle, istek çok geliyor. Bazen insanlar merak ediyorlar ne oldu diye ya da mesela Avrupa Şampiyonası, Dünya Kupası gibi önemli organizasyonlarda ya da bomba bir transfer patladığında özel program yapmamızı istiyorlar. Yapabiliriz aslında, yazın biz de gidip 3 ay deniz kenarında tatil yapmıyoruz maalesef, öyle bir imkanımız yok.

Rıdvan: Özletmek de iyi biraz, insanlar kıymetini anlıyor.

Orkun: Evet biraz nefeslenme bu, biz de özlüyoruz o arada. Nasıl NBA’in özlenmesi iyi geliyorsa Potacast’in de özlenmesi belki iyi geliyordur. Her ne kadar sezon içinde bunu yaparken külfet olarak görmesek de o rutinden de kurtulmuş oluyoruz. Sonuçta ne olursa olsun yazın 2 haftalık şampiyonaları bir kenara atarsan tüm gündem transfer. Transferler de tüm yaz sürmüyor biliyorsun. Transfer dediğin şeyin büyük kısmı spekülasyon, dedikodu vs. Programı bunları dayandırmak istemiyoruz açıkçası.

Rıdvan: Her yıl takipçilerden gelen soruları cevapladığınız bir potacast olurdu, öyle bir plan yok mu bu sezon?

Orkun: Onu o hafta içinde gelişen çok fazla olay olmadığında yapıyorduk ama bu sezon hep konuşacak şeyler bulduk, o bakımdan sıkıntıya düşmedik. Belki bir süre sonra fırsat bulursak yine yapabiliriz.

Rıdvan: Potacast yayınlarının tamamını Skype görüşmesi halinde mi yapıyorsunuz yoksa birbirinizin evlerini ziyaret edip aynı zamanda da potacast’i kaydettiğiniz oluyor mu?

Orkun: Tüm Potacast’leri Skype üzerinden gerçekleştiriyoruz.

Rıdvan: Sezonun yarısı geride kaldı, bunu göz onunda bulundururak bir tahminde bulunursanız öncelikle NBA için şampiyonluk adaylarınız hangi takımlar?

Orkun: Benim sezon başından beri Golden State Warriors Batı’daki favorim. Doğu’da da Chicago’nun finale kalmasını bekliyorum. Şöyle bir şey de var. Batı’da 8. sıraya Oklahoma City Thunder tırmanıp Golden State’i eleyebilir, buna da hiç şaşırmam. Sonuçta Oklahoma City çok da ters gelebilecek bir takım. 2 senedir San Antonio çok favorimdi, bu sene yine şampiyon olabilirler, yabana atılacak bir takım değil. Şampiyonluk için ihtimali bulunan takımları saymam gerekirse Batı’da Golden State, San Antonio, hatta Memphis, diğer tarafta Chicago, Atlanta, Cleveland diye gidebilirim.

Rıdvan: Derrick Rose’u bu sezon nasıl buluyorsunuz? Tarihin en genç MVP’si oldu, sonra art arda çok ciddi sakatlıklar yaşadı, Amerika milli takımı ile geri göndü ancak henüz eski seviyesine ulaşabilmiş değil.

Orkun: Rose’un bu seneki sahadaki vücut dilini ve oyun stilini hiç beğenmiyorum. Eğer Chicago şampiyon olacaksa Rose’un fazla rahat ve takımdan kopuk halinden bir an önce sıyrılması gerekiyor. 4 kişi sanki farklı bir şey oynuyor, Rose da kendi dünyasında takılıyor gibi geliyor bazen. Böyle liderlik olmaz.

Rıdvan: Bu sezon Jimmy Butler’la Pau Gasol çok üst düzey performans göstermeseydi Chicago Bulls çok daha alt sıralarda yer alabilirdi.

Orkun: En önemlisi Chicago’nun geçmiş senelerde başarılı olmasını sağlayan birince etken savunmasıydı. Şu anda o savunma büyük ölçüde dağılmış durumda. Bu biraz takımın artık iyice ofansif karekterli bir takım olmasıyla da alakalı. Chicago’nun ilk 5’ine bakarsak Rose zaten hiçbir zaman iyi bir savunmacı olamadı.Mike Dunleavy keza aynı şekilde. Jimmy Butler hücum silahına dönüştü, bu savunma konsantrasyonunu azaltıyor. Gasol’ü de savunma da değil de hücum özellikleri tamamlar. Noah sakatlığın etkisiyle son yıllardaki en düşük performansını gösteriyor. Böyle olunca 5’te 5 savunmada zaafı var takımın. Kenardan gelen Taj Gibson’ın bile savunma performansı aşağıya inmiş durumda. Chicago bir anda tutarak değil atarak kazanmaya çalışan bir takım haline geldi. Hücumun gelişme göstermesi iyi bir şey ama bu defa diğer taraftan açık vermeye başladılar. Bunu toparlamaları lazım.

Rıdvan: Peki Euroleague ve TBL için favorileriniz hangi takımlar?

Orkun: Türkiye’de Fenerbahçe Ülker favorim. En dengeli, en potansiyelli, en yetenekli takımın onların olduğunu düşünüyorum. Euroleague’de de CSKA Moskova. Hala Teodosic’ten, Sonny Weems’ten kaynaklanan belli kopmalar yaşayabiliyorlar ama olur öyle. Dimitris Itoudis’in ile birlikte çok daha iyi idare edilen bir takım görüntüsünde. Avrupa basketbolunda takımlar arasında çok dramatik farklar yok o yüzden bir takımı favori göstermek hakikaten çok zor. Bunun örneklerini 3 yıldır görüyoruz. Final 4 tek maçlar üzerinden olduğu için bir takım çıkıp sürpriz yapabiliyor ama şu anda baktığımda Avrupa’da en komple takım olarak CSKA’yı görüyorum.

Rıdvan: Belki biraz ütopik olacak ama Fenerbahçe Ülker’in bile şampiyonluk şansı var gibi gözüküyor. Grupta CSKA ve Olympiakos’un ardından 3. olsa, karşı taraftan gelebilecek Barcelona, Maccabi, Panathinaikos gibi takımları eleyebilir. Final 4’da da dediğiniz gibi her şey olabilir.

Orkun: Olabilir elbette. Ben şunu da söyliyeyim. Bir şekilde Real Madrid’le bile eşleşse Fenerbahçe Ülker eleme ihtimali yok diyemem. Real Madrid, Olympiakos, Barcelona, geçen senenin şampiyonu Maccabi Avrupa basketbolundan güçlü takımlar ama bu takımların gerçekten çok büyük zaafları var, aralarında taş gibi diyebileceğin bir takım yok. Geçenlerde Real Madrid – Galatasaray maçında özellikle dikkatimi çeken bir şey vardı. Real Madrid maçtaki tüm farkı belli bir 5’le yarattı. Geri kalan kısımda Galatasaray’ın artıları var.

Rıdvan: Peki kişisel bir soru sorayım. Orkun Çolakoğlu ne tarz müzik dinler? En sevdiğiniz yerli-yabancı gruplar, sanatçılar kimler?

Orkun: Ben öyle çok iyi bir müzik dinleyicisi değilim açıkçası. Tarz olarak söyleyebileceğim bir tür yok. Sevdiğim isimleri, grupları söyliyeyim, bunlardan tarzımı belirleyebilen varsa belirlesin ancak pek zannetmiyorum. Kings of Convenience’ı severim. Pek Kings of Convenience ile alakası yok ama Manu Chao’yu severim. Brazzaville’i de popüler bir grup olmasa da severim. Beirut’u severim, gerçi konserleri biraz hayal kırıklığıydı. Dire Straits’i severim eskilerden söylemem gerekirse.

Rıdvan: Geceleri maç anlatmak ciddi manada enerji ve konsantrasyon istiyor. Anlatım sırasında yapacağınız bir gaf internete düşebilir, onbinlerce kişi tarafından bir anda tıklanabilir. Yayınlardan önce anlatacağınız maçlar için ne gibi hazırlıklar yaparsınız?

Orkun: Aslında bir süre sonra rutine bağlayınca çok net bir hazırlığım olmuyor iki saat önceden bilgileri tekrar etmek gibi çünkü ben zaten farkında olmadan artık gün içerisinde NBA’i sürekli izliyorum. Vapurda giderken twitter’a girince bile birçok habere ulaşmak mümkün. Eğer özellikle bir süredir anlatmadığım bir takımın maçı varsa istatistiklerini, son durumlarını kafamda tazelemeye çalışıyorum. Özellikle bunu futbolda daha çok yapmam gerekiyor. Geceleri maç anlatmak fiziksek olarak bazı şeyler gerektiriyor. Akşamları biraz uyusam bile bana faydası oluyor. 3 saat performans vermek, zaman zaman gerektiğinde bağırmak, tempoyu artırıp düşürmek evde maç izlemekten çok daha ayrı bir şey sonuçta.

Rıdvan: Futbolla ilgili birkaç soru sorayım. Avrupa’da en çok takip ettiğiniz takımlar hangileri?

Orkun: Özellikle takip ettiğim bir takım yok. Birçok kişi gibi ben de İspanya’yı, İngiltere’yi, Almanya’yı daha çok takip ediyorum. Her ne kadar Lakers kadar tutmasam da özel sempati olarak Liverpool’u tutuyorum. Almanya’da Borussia Dortmund’u söyleyebilirim. İzlemeye çalışıyorum mümkün olduğunca. İspanya’da bu sezon Valencia’yı ilginç buluyorum. Kişisel bir sempatik yok ama enteresan bir takım oldular. Genel olarak La Liga’yı pek sevmiyorum çünkü fazlasıyla Real Madrid ve Barcelona’nın dominasyonu oluyor. 4. sıra için Valencia, Sevilla ve Villareal’in rekabeti daha çok dikkatimi çekiyor.

Rıdvan: Basketbolda bu sezon kulüpler bazında önemli yükseliş ve kalitenin artmasının ardından futbolda da bir arada oynayabilecek yabancı sınırı kaldırıldı. Sizce yeni uygulama ile birlikte Türk futbolu istediği, arzuladığı günlere ulaşabilir mi? En basitinden tribünlere katkısı ne olur?

Orkun: Tribünlerin boş kalmasını yabancı kuralına bağlamıyorum, malun daha farklı şeyler var. Yabancı kuralının düzenlenmesi belli bir kapayı açacak tek anahtar değil. Bu kuralla bundan sonrası çok daha farklı olacak diye bir şey yok, yıllardır yazılıp çizilen bir sürü problem var ama ben kendi adıma sınırlamaların kalkmasını her zaman olumlu olarak görüyorum. Mevcut durumdan daha kötü olmayacağının kesin olduğunu söyleyebilirim.

Rıdvan: Türkiye ve Amerika’da en çok takip ettiğiniz yazarlar kimler?

Orkun: İlk olarak Bill Simmons. Özellikle televizyona çıkıp kendi sitesini yapmaya başladığından beri çok yazmıyor ama o yazınca ayrı bir keyifle okurum. Zach Lowe’ı çok beğenıyorum. Son yıllarda da çok ünlendi zaten. O teknik analiz konusunda bambaşkadır ve bence basketbolda örnek bir isimdir. Kendimce gurur duyduğum biridir. Hani bir oyuncuyu genç yaşta keşfedersiniz, o profesyonel seviyede başarı kazandıkça size ayrı bir haz verir ya. Zach Lowe da Sports Illustrated için yazarken takip etmeye başlamıştım. Hatta o zamanlar Kaan Kural ile de konuşurken onun da Zach Lowe’ı okuğunu öğrenmiştim, ikimiz de birbirimizden habersiz okumaya başlamışız. Sonra adam aldı başını yürüdü yani. Biz keşfettik diye söylemiyorum, onun çok belliydi öyle olacağı, tamamen hakedilmiş bir şey.
Jonathan Tjarks değerli bir yazardır, son günlerde birkaç yazısını paylaştım. Yazdığı her şeye katılmıyorum ama sürekli değişik bir perspektiften bakan bir adam ve ben onun yazılarına katılmazken bile bir şeyler öğrendiğimi hissediyorum. Futbolda Zach Lowe’ın muadili olarak gördüğüm, kendimce meşhur Zonal Marking sitesinin yazarı, yapımcısı Michael Cox’u çok beğenirim. Şu anda ESPN’de ve Guardian’da yazıyor. Hiç spekülasyonlara girmeden futbolun nasıl yazılacağının bir numaralı örneğidir. Kıskandığım bir adamdır. O kadar yalın bir dille o kadar karmaşık olaylar nasıl anlatılır, hakikaten şaşırıyorum. Onu okuyunca izlemediğiniz bir maçı izlemiş kadar olursunuz. Jonathan Wilson da Michael Cox’un taktik teknik yazarlığı ile iyi bir yazarın kesişimi gibidir. Hatta şu sıralar onun Doğu Avrupa futbolu hakkındaki ”Behind the Curtain” isimli kitabını okuyorum. İçerisinde Slaven Bilic falan da geçiyor. Çok başka adamdır Jonathan Wilson. Herkese tavsiye ederim. Sid Lowe da muthiş bir kalemdir, İspanya futbolunu yazar İngilizlere. Türkiye’de Kaan Kural, Yiğiter Uluğ, Uğur Meleke, Mehmet Demirkol, Önder Özen ne zaman bir şey yazsalar okumaya çalıştığım, ne zaman bir şey söyleseler dinlemeye çalıştığım çok saygı duyduğum insanlardır. Bir de her ne kadar artık yazmasa da hem bana örnek olması hem de elimden tutup desteklemesi bakımından Batuğ Evcimen’in yeri çok farklıdır. Batuğ ağabey sadece spor değil, her açıdan müthiş bir yazardır. Sıradan bir gününü anlatsa bile hiç sıkalmadan okursunuz, öylesine büyük bir kalemdir. Kendisi hiçbir zaman bu işlerin peşinden gidip ünlü olmayı tercih etmedi. Öyle bir tercihi olsaydı eminim iz bırakan, çok konuşulan birisi olurdu. Payını asla yadsıyamayacağım bir insandır Batuğ ağabey. Biz el kadar çoçukken değer verip bize yer açmıştır, abilik etmiştir. Her zaman da hem Batuğ ağabeye hem de Kaan ağabeye müteşekkir kalacağım.

Rıdvan: Eğer İstanbul dışında bir şehirde yaşamanız gerekseydi nerede yaşamak isterdiniz?

Orkun: Bu soruya kolay yanıt veremem çünkü benim hayatım hep İstanbul’da geçti. Hayatımda bir ay bile gidip başka yerde kalmadım. Sadece 2013 NBA Finalleri esnasında Amerika’da kalmıştık, onu saymamak lazım. Onun da yarısı neredeyse seyahatlerle geçti. Los Angeles’ta yaşamayı isterdim ama. Orada sadece bir gün geçirebildim, çok hızlı turladık ve çok aklımda kaldı. Orası benim için hep merak konusu. Ailemi yanıma alabilsem ve geçim derdim olmasa güneyde bir yerde yaşamayı isterdim. Şehir hayatını, kalabalığı, trafiği çok sevdiğimi söyleyemem.

Rıdvan: Maçları evde rahat bir şekilde izlemeyi mi stüdyoda izlemeyi mi kalabalık arkadaş ortamında izlemeyi mi yoksa tribünde izlemeyi tercih edersiniz? En son ne zaman bir maçı tribünde izlediniz?

Orkun: Bu tamamen maça göre değişir. Genellikle eğer fırsat olursa tribünde izlemeyi tercih ederim. Şimdi farkettim bu sezon Türkiye’de hiçbir basketbol maçına gitmemişim. Anlatıcı olarak Fenerbahçe Ülker – San Antonio Spurs maçında bulundum, o pek tribun sayılmaz heralde. Futbolda da Trabzonspor – Lokeren maçında anlatıcı olarak bulundum. Tribüne biraz daha sık gitmek istiyorum. Bu sezon anlatıcı olarak gitmediğim tek maç Türkiye – Brezilya maçıydı.

Rıdvan: Ben de gitmiştim o maça, hatta bileti de maç günü almıştım, öyle denk gelmişti. Seyir zevki ve tek taraflı olarak sahada futbolun oynanabirliği açısından şahane bir maçtı.

Orkun: Beni hazırlık maçları pek cezbetmez ama o maç çok ekstra bir maç oldu. Gittiğime memnun kaldım diyebilirim. O maça da kız arkadaşımla gitmiştik, o da futboldan keyif aldı, güzel bir gün oldu bizim için.

Rıdvan: İnternetin de her eve girmesiyle NBA’e ilgi artı, artık her NBA maçına anında bir şekilde canlı olarak ulaşılabiliyor. Son olarak sizin takipçilerinize, basketbolseverlere tavsiyeleriniz neler?

Orkun: Öğüt veriyormuşum gibi anlaşılmasın ama insanların iyi niyetle dile getirdiği kendi fikirlerini saygı duyulmalı bence. Sonuçta kimse birilerini kötülemek birilerini kayırmak için yorum yapmıyor. Ekranda gördüğünüz, dinlediğiniz herkes takım tutuyor ama haliyle bunu ekrana yansıtmayabiliyor. Takım tutmak bu işin doğasında var çünkü birçok insan çocukken bir takım tutarak spora sevdalanıyor. Bu, insanlar kendilerini ifade ederken tamamen bunun doğrultusunda bunu empoze etmeye çalıştıkları anlamına gelmiyor. Samimiyetin arkasında bir şeyler arama komplo teorilerini geride bırakmak gerekir. Bilgi sahibi olmadan fikirlere sahip olmak çok tehlike, işte o zaman insanlar tamamen izlenim üzerinden damgalanmış oluyor. Bu da alınan keyfi azaltan bir unsur.

Rıdvan: Holiganlık ne yazık ki ülkemizde çok fazla. Futbolda zaten bunu biliyorduk ama ayakta tutmaya çalıştığım NBA’de de öyle olmaya başladı. Hatta saygısızlık çerçeversinde LeBron – Kobe tartışmaları bile basketbolun güzelliklerini baltalıyor. Aşırı fanatizmin at gözlüğü takılarak nefrete dönüşmesi belki de en büyük sorunumuz. Biz de yönettğimiz basketbol sayfalarında yüzlerce haber içinden en çok ilgi çekeceğini düşündüklerimize yer veriyoruz. Bize de sürekli damga vurma çabaları var hep tek taraflı olarak olaya bakıldığı için. Herkesin beklentisinin kendisine göre olması ve sonuçta oluşan hoşgörüsüzlük bizi de fazlasıyla üzüyor.

Orkun: Aynen, onu söylemek istiyorum ben de. Sürekli damgalama var. Bunlardan biraz daha uzaklaşmak gerekiyor. İnsanlar belki öyle zannediyor ama kimse yorumlarını şu adamı şaha kaldırayım da şu adamı yerin dibine sokayım diye öyle bir art niyetle yapmıyor. Bugün LeBron James dünyanın en iyi oyuncusu dediğinde bir anda hem Kobe Bryant düşmanı oluyorsun hem Kevin Durant düşması oluyorsun hem de LeBron James yalakası oluyorsun. Durant gelmiş geçmiş en büyük skorer deyince de bir anda Michael Jordan düşmanı olabiliyorsun. Bu fikir yani, sürekli birilerini birileriyle yarıştırmak zorunda değilsiniz. Ben ”X” en iyi diyorsam bu ”Y”yi ya da ”Z”yi sevmediğim anlamına gelmiyor. Biraz sakin kalmayı başarabilsek birçok şeyi çözeceğiz gibime geliyor.

twitter.com/orkunco
twitter.com/Rudeone23
facebook.com/NBAFollowers0
SonPeriyot.com

Sitemizde yayınladığımız diğer tüm röportajları basketbol röportajları etiketinde topladık, okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here