Pazartesi, Ekim 26, 2026
Ana Sayfa Alperen Şengün NBA’de Oynamış Tüm Türk Oyuncular (Detaylı İnceleme)

NBA’de Oynamış Tüm Türk Oyuncular (Detaylı İnceleme)

NBA'de Oynamış Türk Oyuncular - Hidayet Türkoğlu
NBA'de Oynamış Türk Oyuncular - Hidayet Türkoğlu

İstanbul’un bir mahalle arasında, İzmir’in sahil kenarındaki bir potada ya da Ankara’nın soğuğunda ısınmaya çalışan bir spor salonunda, ellerinde turuncu topla sektiren bir çocuğun hayalini gözünüzün önüne getirin. Duvarlarında Michael Jordan, Larry Bird veya Magic Johnson posterleri asılı olan bu çocuk, bir gün onlarla aynı parkeyi, aynı sahneyi paylaşmanın rüyasını kurar. Bu, sadece kişisel bir hırsın değil, aynı zamanda bir ülkenin basketbol tutkusunun ve potansiyelinin de öyküsüdür. NBA’de oynamış tüm Türk oyuncular ve onların yolculuğu, tek bir sporcunun kariyerinden çok daha fazlasını ifade eder; bu, kıtaları aşan bir inancın, nesiller boyu aktarılan bir meşalenin ve kırılan psikolojik bariyerlerin çok katmanlı destanıdır.

Bu rapor, o hayalin peşinden giden her bir kahramanın izini sürecek. Hikaye, NBA’in kapısını Türk basketboluna ardına kadar açan ilk öncüyle başlıyor. Ardından, bu kapıdan geçerek ligin zirvesine tırmanan, şampiyonluk yüzüğü takan, All-Star seçilen ve takımlarına liderlik eden “Altın Çağ” kahramanlarıyla devam ediyor. Son olarak, günümüzün süperstar adayı önderliğinde, parkenin geleceğini şekillendiren yeni nesil sancaktarlara uzanıyor. Bu, sadece bilinen ikonların değil, aynı zamanda NBA dünyasına adım atmış her bir NBA’de oynamış Türk oyuncunun hikayesini anlatan, eğlenceli ve merak uyandıran detaylarla dolu, kapsamlı bir yolculuk olacak.

Kapıyı Açanlar: NBA’de Oynamış İlk Türk Oyuncular

Her büyük yolculuk, cesur bir ilk adımla başlar. Türk basketbolunun NBA serüveni için bu adım, 1990’ların sonunda atıldı. O güne dek uzak bir hayal gibi görünen NBA sahnesi, iki öncü ismin kararlılığıyla somut bir hedefe dönüştü. Onların parkeye bıraktığı izler kısa sürse de, arkalarından gelecek nesiller için açtıkları yol paha biçilmezdi.

Mirsad Türkcan: Tarih Yazan İlk Adım

Mirsad Türkcan - NBA'de Forma Giymiş Türk Oyuncular
Mirsad Türkcan – NBA’de Forma Giymiş Türk Oyuncular

Türk basketbol tarihinde bir milat varsa, o da 1998 NBA Draft gecesidir. Efes Pilsen’de geçirdiği başarılı sezonların ardından Mirsad Türkcan, Houston Rockets tarafından 1. tur 18. sıradan seçildiğinde, sadece kendi kariyeri için değil, tüm ülke basketbolu için yeni bir çağ başlatıyordu. O, NBA’e seçilen ilk Türk oyuncu unvanını alarak, o güne dek var olan en büyük psikolojik engeli yıktı. Draft sonrası verdiği bir demeçte, “Bu benim, ailem ve ülkem için çok önemli,” diyerek bu anın tarihsel ağırlığının farkında olduğunu gösteriyordu.

Ancak bu tarihi adım, sancılı bir başlangıca sahne oldu. 1998-99 sezonundaki lokavt, Türkcan’ın NBA’deki ilk maçına çıkmasını geciktirdi. Sonrasında hakları önce Philadelphia 76ers’a, ardından da New York Knicks’e takaslandı. 1999-2000 sezonunda Knicks ve Milwaukee Bucks formalarıyla toplamda sadece 17 maça çıkabildi. Maç başına ortalama 5.3 dakika gibi kısıtlı sürelerde 1.9 sayı ve 1.9 ribaund istatistikleri yakalayabildi. Kısa süren ve istatistiksel olarak parlak olmayan bu macera, onun NBA’deki mirasının sadece küçük bir parçasıdır. Asıl mirası, rakamların çok ötesindedir.

Mirsad Türkcan’ın NBA’deki en büyük katkısı, sahadaki üretiminden ziyade, bir fikri gerçeğe dönüştürmesiydi. O güne kadar bir Türk oyuncunun NBA’de oynaması soyut bir hayalken, onun draft edilmesi, kontrat imzalaması ve o formayı giymesi, bu hayali ulaşılabilir bir hedefe çevirdi. Kendisinden hemen sonra, 2000’de Hidayet Türkoğlu ve 2001’de Mehmet Okur’un draft edilmesinin önünü açan “yapılabilirliğin kanıtı” oldu. Avrupa’ya döndükten sonra bir EuroLeague efsanesine dönüşerek kariyerini taçlandırsa da, NBA’deki asıl zaferi, kendisinden sonra gelenlere ilham kaynağı olmasıydı.

İbrahim Kutluay: Avrupa Sayı Kralı NBA’de

İbrahim Kutluay - NBA - Seattle Supersonics
İbrahim Kutluay – NBA – Seattle Supersonics

Mirsad Türkcan kapıyı araladığında, Avrupa’nın en keskin şutörlerinden biri olan İbrahim Kutluay da bu yeni dünyayı tecrübe etmek istedi. Kutluay, NBA’e adım attığında zaten kıtanın en büyük yıldızlarından biriydi; 1999’da FIBA EuroLeague sayı kralı olmuş ve 2002’de Panathinaikos ile EuroLeague şampiyonluğu yaşayarak bu onura erişen ilk Türk oyuncu olmuştu. Onun NBA yolculuğu, kariyerinin zirvesindeyken çıktığı kısa bir yan maceraydı.

2004-2005 sezonunda Seattle SuperSonics ile anlaşan Kutluay’ın Amerika serüveni, beklentilerin çok uzağında kaldı. Parkeye sadece 5 maçta çıkabildi ve bu maçlarda ortalama 2.4 dakika gibi son derece sınırlı bir süre aldı. En çarpıcı istatistiği ise bu 5 maçta hiç sayı üretememesiydi. Bu durum, o dönemde Avrupalı bir yıldızın bile NBA rotasyonunda yer bulmasının ne kadar zorlu olduğunu gözler önüne seriyordu.

Kutluay’ın deneyimi, uluslararası oyuncular için “doğru zaman” ve “doğru sistem” faktörlerinin ne denli kritik olduğunu gösteren mükemmel bir örnektir. Avrupa’da durdurulamaz bir skorer olan yeteneği, kendisine sunulan kısıtlı fırsatla birleşemedi. O, NBA’in üç sayılık atışları bugünkü gibi birincil silah olarak görmediği bir dönemde lige adım atmıştı. Belki farklı bir takımda, farklı bir koçun sisteminde veya günümüz basketbol anlayışında, hikayesi çok daha farklı yazılabilirdi. Bu kısa macera, onun Avrupa’daki efsanevi kariyerine bir dipnot olarak kalsa da, Türk basketbol tarihinde bir “acaba?” sorusu olarak her zaman hatırlanacaktır.

Altın Çağ: NBA Sahnesinin Türk Efendileri

Öncülerin açtığı yoldan giren iki isim, Türk basketbolunun NBA’deki algısını tamamen değiştirdi. Onlar sadece lige tutunmakla kalmadılar; takımlarının lideri, ligin en iyileri arasına giren yıldızlar ve şampiyonluklar yaşayan ikonlar oldular. Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur, Türk basketbolunun “Altın Çağ”ını inşa ederek, hayalleri gerçeğin de ötesine taşıdılar.

Hidayet “Hedo” Türkoğlu: Lider, Büyücü ve İkon

2000 NBA Draftı’nda Sacramento Kings tarafından 16. sıradan seçildiğinde, Hidayet Türkoğlu’nun 15 sezon sürecek destansı bir kariyere imza atacağını kimse tahmin edemezdi. Kings’in o unutulmaz “Greatest Show on Court” kadrosunda piştikten sonra San Antonio Spurs’e uğrayan “Hedo”, kariyerinin zirvesine Orlando Magic formasıyla ulaştı. Toplamda 6 farklı takımda 997 maça çıkan Türkoğlu, NBA’de kalıcı bir iz bıraktı.

Orlando’daki yılları, onun bir skorerdan çok daha fazlasına, bir oyun kurucuya dönüştüğü dönemdi. Koç Stan Van Gundy’nin vizyonuyla, 2.08 metrelik boyuna rağmen topu yönlendiren, hücumları organize eden bir “point-forward” rolünü üstlendi. Bu yeni kimliğiyle oyununu bambaşka bir seviyeye taşıdı ve 2007-08 sezonunda maç başına 19.5 sayı, 5.7 ribaund ve 5.0 asist gibi kariyer rekoru istatistiklere ulaşarak NBA En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu (MIP) ödülünü kazandı. Bu ödül, onun sadece bir Türk yıldızı değil, lig genelinde saygı duyulan bir elit oyuncu olduğunu tescilledi.

Bu yükselişin doruk noktası, 2009’daki büyülü playoff yolculuğuydu. Hido’nun liderliğindeki Orlando Magic, LeBron James’li Cleveland Cavaliers’ı eleyerek NBA Finalleri’ne yükseldi. Her ne kadar finalde Kobe Bryant’lı Lakers’a kaybetseler de, bu başarı Hidayet’i Türk basketbol tarihinin en tepe noktalarından birine yerleştirdi. Sahadaki zekası, kritik anlardaki soğukkanlılığı ve kendine has oyun stiliyle “Hedo” lakabı, tüm NBA dünyasında onun imzası haline geldi. Oyunculuk kariyerini noktaladıktan sonra da basketboldan kopmadı ve Türkiye Basketbol Federasyonu’nda (TBF) önce CEO, ardından da Başkan olarak görev alarak mirasını yönetici kimliğiyle sürdürmeye devam etti.

Hidayet Türkoğlu, modern basketbolun habercisiydi. Geleneksel olarak uzun oyuncuların pota altına hapsedildiği bir dönemde, onun bir forvet olarak takımın birincil oyun kurucusu olması devrim niteliğindeydi. Bu rol, ilerleyen yıllarda LeBron James, Nikola Jokić ve Luka Dončić gibi yıldızların domine edeceği “pozisyonsuz basketbol” anlayışının ilk uluslararası prototiplerinden biriydi. Hido, uzun bir oyuncunun da bir takımın beyni olabileceğini en üst seviyede kanıtladı.

Mehmet “Memo” Okur: Şampiyon, NBA All-Star ve “Money Man”

NBA'de Oynamış Türk Oyuncular - Mehmet Okur
NBA’de Oynamış Türk Oyuncular – Mehmet Okur

Eğer NBA’de oynamış Türk oyuncular arasında bir başarı piramidi olsaydı, zirvesinde Mehmet Okur’un ulaştığı iki tarihi başarı yer alırdı: O, NBA şampiyonluk yüzüğü takan ilk ve tek Türk oyuncu ve NBA All-Star maçında forma giyen ilk Türk oyuncudur.

2001’de Detroit Pistons tarafından 38. sıradan seçilen Okur, 2004 yılında ligin en sert ve disiplinli takımlarından biri olan Pistons ile şampiyonluğa ulaştı. Bu tarihi başarıdan sonra, Pistons’ın maaş bütçesindeki kısıtlamalar nedeniyle takımdan ayrılmak zorunda kalması, kariyerinin dönüm noktası oldu. Utah Jazz ile imzaladığı 6 yıl için 50 milyon dolarlık dev kontrat, onun sadece bir rol oyuncusu olmadığını, bir yıldız potansiyeli taşıdığını gösteriyordu.

Utah’ta beklentileri fazlasıyla karşıladı. Özellikle 2005-06 sezonunda 18.0 sayı ortalamasıyla yıldızlaştı ve 2007’de sakatlanan Allen Iverson ve Steve Nash’in yerine Batı Konferansı All-Star kadrosuna seçilerek bir ilke daha imza attı. Ancak onu Utah taraftarları için özel kılan sadece istatistikleri değildi. Kritik anlarda sorumluluk almaktan çekinmeyen yapısı ve attığı son saniye basketleriyle “The Money Man” (Para Adam) ve “Memo is Money” lakaplarını kazandı. Bu lakap, onun baskı altındaki güvenilirliğinin ve soğukkanlılığının bir simgesiydi. Aktif kariyerini noktaladıktan sonra Phoenix Suns’ta oyuncu geliştirme koçluğu ve A Milli Takım teknik ekibinde görev alarak tecrübelerini yeni nesillere aktarmaya devam etti.

Mehmet Okur, NBA’deki pivot algısını değiştiren öncülerdendi. 2000’lerin ortasında pivotların neredeyse tamamı pota altında oynarken, Okur’un kariyeri boyunca %37.5 ile üçlük atabilmesi onu farklı kılıyordu. Bu “stretch-five” (dışarıdan şut atabilen pivot) özelliği, Utah Jazz’ın hücum düzenini tamamen değiştiriyor, Deron Williams gibi gardlara penetre koridorları açıyordu. Bugün NBA’de bir pivottan beklenen en temel özelliklerden biri haline gelen bu oyun tarzının ilk ve en başarılı temsilcilerinden biri olarak, Okur kendi pozisyonunun evrimine yön veren bir oyuncu oldu.

NBA’de Forma Giymiş Türk Oyuncular: Görev Adamları ve Savaşçıları

NBA’de her oyuncu süperstar olmak zorunda değildir. Bazen bir kariyer, tek bir beceriyi mükemmelleştirmek, takım için kendini feda etmek ve her gece aynı kararlılıkla sahaya çıkmak üzerine kurulur. Bu bölümde, NBA’de uzun yıllar boyunca değerli roller üstlenen, takımlarına görünmez katkılar sunan ve kendi alanlarında uzmanlaşarak saygı kazanan Türk savaşçıların hikayeleri yer alıyor.

Ersan İlyasova: NBA’in Şarj Alma Sanatı Profesörü

Eğer NBA’de bir “görev adamı” tanımı yapılacaksa, Ersan İlyasova bu tanımın yaşayan örneğidir. 2005 yılında Milwaukee Bucks tarafından 36. sıradan draft edilen İlyasova, 13 sezonluk NBA kariyerinde tam 8 farklı takımın formasını giydi ve tam bir seyyah oldu. Özellikle Milwaukee Bucks ile birden fazla kez yollarının kesişmesi, onun ne kadar aranan bir karakter oyuncusu olduğunu kanıtlıyordu.

İlyasova’yı NBA’de bu kadar uzun süre tutan şey, istatistik kağıdına yansımayan özel bir yeteneğiydi: hücum faul alma sanatı. O, bu konuda ligin tartışmasız kralıydı. Rakiplerinin hareketlerini bir satranç ustası gibi öngörür, doğru zamanda doğru yerde pozisyon alır ve takımına bir top kazandırmak için gözünü kırpmadan vücudunu ortaya koyardı. Bu yeteneğinin zirvesine, 2018-19 sezonunda kısıtlı dakikalar oynamasına rağmen tam 51 hücum faul alarak ulaştı; bu, modern NBA tarihinde bir sezonda ulaşılan en yüksek rakamdı. Bu, sadece cesaret değil, aynı zamanda yüksek bir basketbol zekası gerektiren bir beceriydi.

Ersan İlyasova’nın kariyeri, gösterişsiz ama son derece etkili bir yeteneğin nasıl uzun ve başarılı bir kariyere dönüştürülebileceğinin en güzel kanıtıdır. Hücum faul almak, ne smaç basmak kadar popülerdir ne de üçlük atmak kadar. Ancak bir pozisyonu sonlandırmak, rakibin en iyi oyuncusuna faul çaldırmak ve topu takımınıza kazandırmak gibi paha biçilmez faydaları vardır. İlyasova, bu “görünmez” beceriyi o kadar iyi pazarladı ki, NBA’de 80 milyon doların üzerinde bir kariyer kazancı elde etti. O, zeka ve fedakarlığın da en az atletizm kadar değerli olduğunu gösteren bir profesördü.

Ömer Aşık: “Türk Çekici” ve Yıkılmayan Savunma Duvarı

Ömer Aşık, parkeye adım attığı andan itibaren rakiplerine fiziksel varlığını hissettiren, pota altını karartan bir savunma duvarıydı. 2008’de draft edildikten sonra 2010’da Chicago Bulls ile NBA’e adım atan Aşık, özellikle savunma ve ribaundlardaki etkinliğiyle tanındı. Chicago’daki günlerinde, efsanevi spiker Stacey King’in ona taktığı “The Turkish Hammer” (Türk Çekici) ve “Asik and Destroy” (Aşık ve Yok Et) lakapları, onun oyun tarzını mükemmel bir şekilde özetliyordu.

Kariyerinin zirvesine 2012-13 sezonunda Houston Rockets formasıyla ulaştı. O sezon maç başına 10.1 sayı ve 11.7 ribaund ortalamalarıyla ligin en iyi pivotlarından biri olduğunu kanıtladı ve ribaund krallığında üçüncü sırada yer aldı. Ancak onun hikayesi, sahadaki mücadelesinin yanı sıra saha dışında verdiği büyük savaşla da hatırlanacak. 2017 yılında teşhisi konulan Crohn hastalığı ve ardından gelen inflamatuar artrit, bu dev savaşçının kariyerini beklenenden çok daha erken noktalamasına neden oldu.

Ömer Aşık, NBA’in oyun tarzının değiştiği bir dönemin son klasik pivotlarından biriydi. Onun gücü, pota altı savunması ve ribaundlardaydı; dış şut tehdidi yoktu. Tam da onun zirveye çıktığı yıllarda lig, üç sayıya ve hızlı oyuna doğru evrilmeye başlamıştı. Sağlık sorunları, onun bu yeni düzene nasıl adapte olabileceğini görmemize engel oldu. Kariyeri, hem bir sporcunun ne kadar kırılgan olabileceğinin hem de kronik bir hastalıkla mücadelenin ne denli zorlu olduğunun dokunaklı bir hatırlatıcısı olarak hafızalara kazındı.

Kısa Süren Maceralar: Semih Erden ve Furkan Aldemir

NBA’e giden yolda her oyuncunun hikayesi farklıdır. Bazıları uzun soluklu kariyerlere imza atarken, bazıları için bu rüya daha kısa sürer. Ancak o sahneye adım atmış olmak bile başlı başına bir başarıdır.

Semih Erden, 2008 Draftı’nın 60. ve son sırasında Boston Celtics tarafından seçilerek dikkatleri üzerine çekti. Fenerbahçe’deki başarılı performansının ardından 2010’da NBA’e giden Semih, iki sezon boyunca Boston Celtics ve Cleveland Cavaliers formaları giydi. Bu süreçte toplam 69 maça çıktı ve pota altındaki fiziğiyle mücadele etti.

Furkan Aldemir ise 2012’de draft edildikten sonra 2014-15 sezonunda Philadelphia 76ers ile NBA sahnesine çıktı. Oynadığı 41 maçta özellikle ribaundlardaki mücadelesi ve enerjisiyle tanındı. Maç başına sadece 13.2 dakika oynamasına rağmen 4.3 ribaund ortalaması yakalaması, onun bu alandaki yeteneğini gösteriyordu.

Bu iki oyuncunun kariyerleri, NBA’de kalıcı olmanın ne kadar zorlu olduğunu, ancak Türk basketbolunun farklı profillerde oyuncuları bu en üst seviyeye gönderme potansiyelini de ortaya koydu.

Yeni Nesil Sancaktarlar: Parkenin Geleceği

Miras, yeni nesillerin omuzlarında yükselir. Altın Çağ’ın yıldızları ve görev adamlarının açtığı yoldan yürüyen yeni jenerasyon, Türk bayrağını NBA’de daha da yükseklere taşımak için sahada. Bu yeni dalganın başında, şimdiden ligin en heyecan verici oyuncularından biri olarak kabul edilen bir fenomen ve ona eşlik eden yetenekli, tecrübeli ve potansiyelli isimler var.

Alperen Şengün: Bir NBA All-Star’ımız Daha Var

NBA'de Oynamış Türk Oyuncular - Alperen Şengün
NBA’de Oynamış Türk Oyuncular – Alperen Şengün

Türk basketbolunun geleceği konuşulduğunda, tüm gözler tek bir isme çevriliyor: Alperen Şengün. O, sadece yeni neslin lideri değil, aynı zamanda şimdiden Türk basketbol tarihinin en potansiyelli oyuncusu olarak görülüyor. NBA’e gelmeden önce potansiyelinin sinyallerini çok net bir şekilde vermişti. 2020-21 sezonunda Beşiktaş formasıyla, henüz 18 yaşındayken Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi’nin (BSL) En Değerli Oyuncusu (MVP) seçilmesi, onun ne kadar özel bir yetenek olduğunun ilanıydı.

2021 NBA Draftı’nda 16. sıradan seçildikten sonra Houston Rockets’a takaslanan Şengün, lige adım attığı ilk günden itibaren farkını ortaya koydu. Bir pivota göre inanılmaz oyun görüşü, yaratıcı pasları, usta post hareketleri ve saha zekası, ona kısa sürede “Baby Jokic” lakabının takılmasına neden oldu. Bu benzetme, onun oyun stilinin modern basketbolun zirvesindeki iki kez MVP olmuş Nikola Jokić’e ne kadar benzediğinin bir kanıtıydı.

Alperen, bu büyük beklentilerin altında ezilmek yerine, rekorları alt üst ederek yükseldi. Rockets tarihinde triple-double yapan en genç oyuncu oldu. NBA tarihinde birden fazla triple-double yapan en genç pivot unvanını aldı. Hakeem Olajuwon ve Shaquille O’Neal gibi efsanelerin gençlik rekorlarını kırdı. Bu istikrarlı ve göz kamaştırıcı yükseliş, 2025 yılında meyvesini verdi ve Mehmet Okur’dan tam 17 yıl sonra NBA All-Star maçına seçilen ikinci Türk oyuncu olarak tarihe geçti. 6 Mart 2024’te San Antonio Spurs’e karşı 45 sayı atarak Mehmet Okur’un rekorunu kırdı ve bir NBA maçında en çok sayı atan Türk oyuncu oldu. Ayrıca, Nikola Jokic’i geride bırakarak NBA tarihinde 500 asiste ulaşan en genç pivot olması gibi başarılar da onun ne kadar özel bir yetenek olduğunu gösteriyor. Alperen, 2025 yazı başında takımıyla 5 yıllık, 185 milyon dolarlık dev bir kontrat imzalayarak geleceğini Houston Rockets‘a bağladı ve şu anda A Milli Takım formasıyla EuroBasket 2025’te mücadele ediyor.

Alperen Şengün, kendisinden önceki tüm NBA’de oynamış Türk oyuncuların bir sentezi ve evrimleşmiş hali gibidir. Mehmet Okur’un post oyununu ve şut tehdidini, Hidayet Türkoğlu’nun oyun kurma zekasını ve liderliğini tek bir potada eritiyor. Ancak onlardan farklı olarak, lige bir rol oyuncusu adayı olarak değil, doğrudan bir yıldız potansiyeli ve bir lig MVP’si olarak geldi. O, artık sadece NBA’e uyum sağlamaya çalışan bir Türk oyuncu değil, ligin geleceğini şekillendirme potansiyeline sahip bir süperstar adayı. Mirsad’ın açtığı kapıdan giren, Hido ve Memo’nun inşa ettiği yolda yürüyen Alperen, Türk basketbolunu zirveye taşıyan isim olmaya aday.

Cedi Osman: Enerji, Savaşçılık ve İstikrar

Cedi Osman - NBA'de Oynamış Türk Oyuncular
Cedi Osman – NBA’de Oynamış Türk Oyuncular

2015 Draftı’nda 31. sıradan seçildikten sonra hakları Cleveland Cavaliers’a takaslanan Cedi Osman, NBA’de istikrarın ve enerjinin temsilcisi oldu. Kariyerinin ilk yıllarında efsanevi oyuncu LeBron James ile aynı formayı giyme şansı bulması, onun gelişimi için paha biçilmez bir tecrübeydi. Sahaya her çıktığında getirdiği mücadeleci ruhu ve bitmek bilmeyen enerjisiyle taraftarların sevgisini kazandı. Avrupa’dan getirdiği “The Jedi” lakabı, onun sahadaki öngörüsünü ve takım oyununa yatkınlığını yansıtıyordu. Kariyerinin en unutulmaz anlarından birini, Ocak 2023’te Cleveland’da düzenlenen “Türk Kültürü Gecesi”nde yaşadı. O gece Los Angeles Clippers potasına tam 29 sayı göndererek kariyer rekorunu kırdı ve bu özel geceyi taçlandırdı. Cleveland’da geçirdiği altı sezon ve San Antonio Spurs’teki bir sezonun ardından Cedi, 2024 yazı itibarıyla kariyerine Avrupa’nın güçlü ekiplerinden Panathinaikos‘ta devam etme kararı aldı ve 29 Ağustos 2025 itibarıyla halen Yunan ekibinin formasını giymektedir.

Furkan Korkmaz: Soğukkanlı Şutör ve Unutulmaz Anlar

2016 NBA Draftı’nda Philadelphia 76ers tarafından 1. tur 26. sıradan seçilen Furkan Korkmaz, lige keskin bir şutör kimliğiyle adım attı. Yedi sezon boyunca 76ers forması giyen Korkmaz, özellikle üç sayılık atışlardaki yeteneğiyle takımına önemli katkılar sağladı. Kariyerinde hafızalara kazınan anlar yaşadı. 2 Kasım 2019’da Portland Trail Blazers’a karşı attığı son saniye basketiyle takımına galibiyeti getirdi. 7 Şubat 2020’de ise Memphis Grizzlies karşısında bench’ten gelerek kaydettiği 34 sayıyla kariyer rekorunu kırarak ne kadar potansiyelli bir skorer olduğunu gösterdi. 2024’te 76ers’tan ayrıldıktan sonra kısa bir AS Monaco macerası yaşayan Korkmaz, 2024-25 sezonunu Türkiye’de Bahçeşehir Koleji formasıyla tamamladı. Temmuz 2025’te serbest kalan oyuncu, şu anda A Milli Takım ile EuroBasket 2025’te mücadele etmektedir.

Yeni Ufuklar: Ömer Faruk Yurtseven ve Onuralp Bitim

Yeni nesil, sadece yıldızlardan ibaret değil. Farklı yollardan geçerek NBA’e ulaşan ve kendilerine bir rol bulmaya çalışan başka yetenekler de var. Fenerbahçe altyapısından sonra NCAA’de Georgetown forması giyen Ömer Faruk Yurtseven, 2021’de Miami Heat ile NBA’e adım attı. Özellikle ribaundlardaki etkinliğiyle dikkat çeken Yurtseven, çaylak sezonunda kısıtlı sürelerde bile çift haneli ribaund rakamlarına ulaşarak bu alandaki potansiyelini gösterdi. 2023-24 sezonunu Utah Jazz’da geçiren Yurtseven, 30 Ağustos 2024’te Cedi Osman’ın takım arkadaşı olarak Panathinaikos ile anlaştı ve kariyerine Avrupa’da devam ediyor.

Onuralp Bitim ise Avrupa’daki başarılı performansının ardından 2023’te Chicago Bulls ile “iki yönlü” (two-way) bir kontrat imzalayarak NBA’e farklı bir kapıdan girdi. G-League’de gösterdiği başarılı performansın ardından Bulls, onu standart bir NBA kontratına geçirerek gelişimine olan inançlarını gösterdi. Bulls tarafından serbest bırakıldıktan sonra 2024’te Fenerbahçe ile anlaşan Onuralp, 2024-25 sezonunu kiralık olarak Alman devi Bayern Munich’te geçirdi. Kiralık sözleşmesinin sona ermesinin ardından sezon sonunda Fenerbahçe‘ye geri dönmüştür. Bu iki oyuncu, Türk basketbolcularının artık sadece draft yoluyla değil, NCAA veya iki yönlü kontratlar gibi farklı rotalarla da NBA’e ulaşabildiğini kanıtlıyor.

Sonuç: Miras Büyüyor, Hikaye Devam Ediyor

Bir zamanlar uzak bir hayal olan NBA sahnesi, bugün Türk basketbolu için somut bir gerçekliğe ve gurur kaynağına dönüşmüş durumda. Bu dönüşümün hikayesi, çeyrek asrı aşan bir sürede, farklı nesillerden gelen oyuncuların cesareti, yeteneği ve kararlılığıyla yazıldı. Mirsad Türkcan’ın imkansız görüneni başararak açtığı kapı, Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur’un bu kapıdan geçerek ligin zirvesine tırmanmasıyla bir zafere dönüştü. Onların şampiyonlukları, All-Star başarıları ve liderlikleri, Türk oyuncuların sadece ligde yer alabileceğini değil, aynı zamanda lige yön verebileceğini de kanıtladı.

Ersan İlyasova ve Ömer Aşık gibi görev adamları, NBA’de başarının tek bir formülü olmadığını, zeka, fedakarlık ve uzmanlaşmanın da en az yıldız potansiyeli kadar değerli olduğunu gösterdi. Onların ve diğer rol oyuncularının istikrarlı kariyerleri, Türk basketbolunun derinliğini ve farklı oyuncu profilleri yetiştirme kapasitesini ortaya koydu.

Bugün ise meşale, yeni ve çok daha güçlü bir neslin elinde. Alperen Şengün’ün bir süperstar olarak yükselişi, sadece kişisel bir başarı değil, aynı zamanda kendisinden önceki tüm oyuncuların birikiminin bir sonucudur. O, öncülerden devraldığı mirası, kendi eşsiz yeteneğiyle birleştirerek Türk basketbolunu NBA’de hiç olmadığı kadar parlak bir geleceğe taşıyor. Cedi Osman, Furkan Korkmaz ve diğer genç oyuncularla birlikte, Türkiye’nin artık NBA’e sadece oyuncu gönderen bir ülke değil, ligin dinamiklerini etkileyen yetenekler üreten bir güç olduğunu kanıtlıyorlar. Hikaye bitmedi, daha yeni başlıyor. Parkedeki ay yıldız, her zamankinden daha parlak parlıyor.

Gördüğünüz gibi NBA’de oynamış Türk oyuncuların sayısı hiç de az değil. Özellikle yaptıklarını ve başarılarını da düşündüğümüz zaman azımsanmayacak bir etki bıraktıkları ve bırakamaya devam ettikleri kesin.

EuroBasket 2025



NBA'de Günün Sonuçları ve Maç Programı

NBA maç sonuçları ve TV programı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Are you human? Please solve:Captcha