Son Periyot: NBA, Euroleague ve Tüm Basketbol Haberleri

Vladimir Micov: ”Hayatımda Pişmanlığım Yok” (Özel Röportaj)

Vladimir Micov: ''Hayatımda Pişmanlığım Yok'' (Özel Röportaj)

Vladimir Micov: ''Hayatımda Pişmanlığım Yok'' (Özel Röportaj)

Galatasaray’ın EuroCup şampiyonu kadrosunun önemli isimlerinden ve kariyerinde CSKA Moskova, Olimpia Milano, Baskonia gibi takımlarda forma giymiş Vladimir Micov ile röportaj gerçekleştirdim. O da kariyerindeki önemli olayları ve Avrupa basketbol gündemini içtenlikle yorumladı.

Basketbolcu olacağınızı ilk ne zaman anladınız?

Bu zor bir soru çünkü kimse o yaşlardayken bir basketbolcu olup olmayacağını anlayamaz. Ben 10 yaşımda basketbol oynamaya başladım. Yeteneğim vardı ama genç oyunculara da her zaman söylediğim gibi sadece yetenek yeterli değil, sıkı çalışmanız da gerek. Kimse size başarılı olacağınızı ya da iyi bir basketbolcu olacağınızı garanti edemez. Bir genç oyuncu için en zor dönem A takıma çıktığı ilk zamanlar olabilir. Birçok genç oyuncu o aşamada kendisini kaybeder çünkü artık herkes daha güçlüdür, daha rekabetçi bir ortamdasınızdır, antrenmanlarda daha fazlasını yapmanız gerekir. Yeteneğiniz yetenekli değilseniz kaybolabilirsiniz. Zaten bir organizasyon her jenerasyondan bir yeteneği A takıma kazandırırsa başarılı sayılır. Tamamen bununla ilgili yani. Evet; ben gençken biraz yeteneğim vardı, kendi yaş gruplarımda iyiydim ama başarılı olacağım garanti değildi.

Sanırım devamlılık bahsettiğiniz gibi en önemli şey bu noktada.

CSKA Moskova günlerinize gelelim, oradaki günlerinizi nasıl hatırlıyorsunuz ve neyi değiştirmek isterdiniz o yıllara dair?

Sadece Final-Four’u kazanmayı isterdim. (Gülerek) Yarı finallerde kaybetmiştik. O dönem EuroLeague’deki en üst seviyemde oynamıştım, daha önce biraz Cantu ve Baskonia (o dönemki ismiyle Caja Laboral) ile oynamama rağmen. CSKA’ya gelmem büyük bir adımdı. Onlar için Final-Four oynamak normal bir şeydi, kazanmak hariç her sonuç da hayal kırıklığıydı. İki yıl üst üste Final-Four oynayan kadrodaydım, iki sezon da yarı finalde elendik. Organizasyon olarak mükemmel bir takımdı CSKA. O yıllara dair değiştirmek isteyeceğim tek şey ise yarı final maçlarındaki yaklaşımımız olabilir.

Galatasaray döneminize geçebiliriz. EuroCup’ın kazanıldığı sezon yarı finaldeki Gran Canaria deplasmanında ‘’maç kazandıran’’ bir bloğa imza atmıştınız. O an oyunu nasıl okudunuz ve neler hissettiniz?

O sezon sayı farkı vardı, yanlış hatırlamıyorsam İstanbul’da 14 sayıyla kazanmıştık. Arkasından Kanarya Adaları’na rövanş için seyahat etmiştik. Herkese dürüstçe şunu söylemiştim: ‘’Normal oyunumuzu oynamaya gidiyoruz, 14 sayıyı korumaya değil.’’ Orada oynamak da zordu, bir defa oraya seyahat etmek çok zordu. Aynı zamanda çok nem vardı, saha nemliydi. Maçtan önce antrenman dahi yapamadık. Maç günü de garipti bizim için, yine de bunu bahane olarak görmemeliydik. İyi bir maç oynamamıza rağmen uzatmaya gittik.

Bloğum ise… Pozisyonum gereği fazla blok yapan bir oyuncu değildim ama o pozisyonda, bir kenar oyunuydu, rakibin hücumunu iyi okudum ve zıpladım. Topu elinden çıkartmadan önce momentumu aldım ve bloklayabildim. Pozisyondan sonra herkes üstüme atladı, kutladık ve EuroCup finaline gittik.Kariyerimdeki en iyi anlardan ve maçlardan biriydi çünkü kaç kez bir maçı blokla değiştirebilme şansına erişirdim, bilemiyorum. Çok büyük bir anı kariyerimde.

Final serisine gelelim öyleyse, özellikle Abdi İpekçi’deki 2.maça. İnanılmaz bir atmosfer vardı o gün. Bugünden bakınca o güne dair neler anımsıyorsunuz?

İnanılmazdı. Öncelikle söylemeliyim ki kulüp maçı futbol stadyumunda oynatmak istese bile dolardı tribünler. Aynı zamanda şunu net bir şekilde hissettim: Strasbourg bizi maç 50 ya da 60 dakika oynansa dahi yenemezdi. Ne olursa olsun, maç ne kadar sürerse sürsün onlara en ufak bir kazanma şansı vermedik.

Çok iyi bir atmosfer vardı çünkü o maç yalnızca Galatasaray için değil, Türk basketbol kulüpleri adına da önemli bir gündü. Bizden sonra Fenerbahçe Beko EuroLeague’i kazanmıştı dolayısıyla o gün için en önemli başarı oydu.

Sonraki sezon Galatasaray EuroLeague’de yer almıştı ve beklentiler daha fazlasıyken takım sezonu 10.bitirmişti. Sizce yanlış olan neydi ve ne farklı olabilirdi?

Galatasaray’da 3 sezon kaldım, ilk sezonumda 11 yabancıydık ve finansal anlamda zorluklar yaşadık. EuroLeague’de kötüydük. Sonraki sezon EuroCup’taydık. Ergin Ataman’ın sezon başında  ‘’EuroCup’ı kazanıp EuroLeague’e geri döneceğiz.’’ dediğini hatırlıyorum. Öyle de oldu. EuroLeague’e geri döndüğümüzde de kulübün ya da sponsorların ‘’EuroCup’ı aldınız, bütçeyi arttırıyoruz.’’ gibi bir yaklaşımı olmadı. Galatasaray her zaman orta bütçeli bir takımdı, hiçbir zaman Final-Four ya da o seviyeler için bir takım kurmadı.

Efes ve Fenerbahçe, Galatasaray’dan daha fazla para yatırıyordu. Sonrasında 4.takım da Beşiktaş oldu. Benim oynadığım sezonlar adına konuşuyorum. Bu yüzden o sezon için Galatasaray adına yapılabilecek en iyisi yapıldı. O günkü bütçeler, oyuncular ve ortamı bugünle kıyaslayınca o sezonu 10.sırada bitirmemiz iyi bir sonuç olarak değerlendirilebilir.

Galatasaray’dan sonra Olimpia Milano’ya transfer oldunuz. 5 yıl orada oynadınız. Olimpia Milano takım halinde daha iyisini yapabilir miydi, özellikle 2020-21 sezonunda?

İtalya’da daha önce Cantu’da 2.5 sezon oynamıştım, CSKA’ya gitmeden önce. O zamanlar dahi Olimpia Milano’ya karşı rahatlıkla kazanabiliyorduk, deplasmanda da. Siena o günlerin en iyi takımıydı. 6 kez üst üste şampiyon olmuşlardı. Simone Pianigiani de başantrenörleriydi. Milano’da isimli oyuncular olmasına rağmen kulüp içinde bir şeyler hep eksikti. Her sene yatırımlar yapılsa da sonuca yansımıyordu.

Ben o kadroya katıldığımda da kontratı olan çok oyuncu vardı. Simone Pianigiani koç oldu ve biz kolayca İtalya Ligi’ni kazandık. EuroLeague’de ise hiçbir şey yapamadık. Biraz endişeliydim çünkü geçmişte play-off yapmanın normal karşılandığı takımlarda oynamıştım. Onlarsa daha rahattı. Bana sürekli ‘’Sonraki sezon…’’ diyorlardı ama örneğin şubat ayında bu söyleniyordu. Bizim hala daha çok maç kazanmak adına mücadele etmemiz lazımdı.

Akabinde Ettore Messina geldi. Her şey değişti çünkü o 6 sezondur Amerika’da çalışıyordu. Çok şeyi değiştirdi. Onunla play-off’a ve Final-Four’a gittik. EuroLeague’in kendisi gibi adeta, 20 sezonluk tecrübesi var. Olimpia Milano’nun modern basketbol tarihindeki ilk Final-Four’uydu o. Nitekim yarı finali de Barcelona’ya karşı buzzer-beater ile kaybettik. Milano için iyi bir sonuç diyebilirsiniz. Ben ayrıldığımdan bu yana play-off yapamadılar. Nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum açıkçası.

Çok iyi bir kulüp, ligin en iyi organizasyonlarından biriler ancak bir şeyler kesinlikle eksik. Ne olduğunu söyleyemiyorum ama bu böyle. Çok iniş çıkış yaşadılar. Bütçe yüksek olmasına rağmen sonuca yansımadı.

Ettore Messina’nın koçluğu ve çalışma metodu hakkındaki gözleminizi de merak ediyorum. Aynı zamanda yakın tarihteki istifası üzerine bir şeyler söylemek isterseniz onu da dinlemek isterim.

Avrupa’nın en iyi koçlarından biri. Spurs’te Popovich ile çalışma şansı da oldu. Onunla NBA’e gitmesinden önce ve sonra çalışmış nadir oyunculardan biriyim. Aramız da iyidir. Belgrad’a ne zaman gelse muhakkak kahvaltı ederiz ya da kahve içeriz. Hala iletişimdeyiz. İyi bir insan, harika bir koç.

Olimpia Milano’daki 6.yılı bu sanırım. Bütçeye göre aldığı sonuç konuşulabilir. O kadro elbette EuroLeague için kuruluyor, yerel ligi almak için değil. Bu zorunluluk gibi zaten. EuroLeague özelindeki sonuçlar hayal kırıklığı elbette. ‘’Takım kaç kere Final-Four’a kalmış?’’ da diyebilirsiniz ama o noktaya geldiğiniz zaman beklenti final oynamak oluyor, 3.lük maçını oynamak değil.

Evet, söylediğin gibi istifa etti ancak bu sezon sonuçlardan dolayı yeterince baskı altındaydı. Bu biraz şok edici bir etki yaratabilir, sezonun üçte birlik kısmı geride kalmışken takımı uyandırıp ritmini bulmasını sağlayabilir. Bildiğim kadarıyla hala takımda ama.

Onun ardından Zeljko Obradovic ve Igor Kokoskov da takımlarından ayrıldı. Avrupa’daki bu koç sirkülasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Obradovic de Messina da ‘’old-school’’ tarzda diyebileceğimiz koçlar. En iyilerden biriler kesinlikle fakat bütün bütçe, oyun değişimlerine karşı direndiler. Şu anda da kimse için kontratları garanti değil. 25-30 milyonluk bir bütçeyle herkes Final-Four’u hedefliyor. Sezona iyi başlamayınca da takım koçu gönderiyor. Obradovic ve Messina ise 5 sezon görevde kaldı ki kötü sonuçlara rağmen bu kadar uzun görevde kalabilmeleri garip gözüküyor.

Kokoskov içinse çok bir şey söyleyemem. Uzun süre NBA’de görev yaptı, kısa süreliğine başantrenör oldu. Hakkında fazla fikrim olmasa da tarzı Amerikan stiline daha yakın gözüküyordu. Rahat demeyelim ama EuroLeague’e uygun ve yeterli gözükmedi. Söylediğim gibi Anadolu Efes de neredeyse 10 yıldır ciddi bir yatırım yapıyor. Alınan sonuçlar onlar adına da mutlu edici değil.

Bu kadar iyi koç isimlerinden bahsetmişken Ergin Ataman’ı da analım, onun koçluk tarzıyla alakalı ne düşünüyorsunuz?

Gelmiş geçmiş en iyi Türk koç. Beşiktaş’la üçleme kazandığını biliyordum, bizimle de EuroCup kazandı. Bu yüzden EuroCup’ı kazandığımızda ona şunu söylemiştim, umarım hatırlıyordur: ‘’Sadece EuroLeague’iniz eksik.’’ Sonrasında Anadolu Efes’le arka arkaya EuroLeague’i kazandı ve Milli Takım’la gümüş madalya aldı. Geriye sanırım sadece Milli Takım’la alacağı altın madalya kaldı.

Evet onunla 10 yıl önce çalıştım. Kesinlikle daha farklı bir koçtur o günkünden. Nasıl biri derseniz… Herkesin görmek isteyeceği türden bir koçtu. Varlığı kulübe yatırım yapılmasını da sağlıyordu. Başkandan ne isterse yaptırabilirdi. Yüksek bir seviyeye ulaştı. Çalıştığım en iyi koçlardan biri. Tarzı mutlaka değişmiştir ki zaten basketbol 10 senede değişti. O da buna ayak uydurmuştur.

Bugün bir LinkedIn paylaşımınızı gördüm, GM olmanın zorlukları ile alakalı. Eski bir basketbolcu olmanızı da göz önünde bulundurursak, GM olmanın zor yanları neler?

Bütünüyle daha farklı tabii. Basketbol oynarken yalnızca sahaya odaklanıyorsun ve etrafındaki insanların sadece senin için çalıştığını anlıyorsun. Size ‘’Bütçenizi veriyoruz, imkanları sağlıyoruz. Tek yapmanız gereken çıkıp oynamak.’’ diyorlar. Şimdi ise farklı bir pozisyondayım. Geliri sağlayan tarafla (devlet, sponsor ya da kim olursa olsun) saha içini bağlayan tarafım. Şu anki konumumda daha iyiyim çünkü yüksek seviyede basketbol oynadım. Farklı ülkelerde ve kültürlerde basketbol oynadım. İyi oyuncular, koçlar, GM’ler ve takım sahipleriyle çalıştım. Bu yüzden işlerin nasıl yürüdüğünü öğrendim.

Tabii ki daha gencim, 40 yaşındayım. Hata yapabilirim, bunun daha az olması için çabalıyorum. Benim için yeni bir şey ve en iyimi yapmaya çalışıyorum. Senin de söylediğin gibi Sırbistan’ın en üst ligindeki Metalac’ın genel menajeriyim. Çalıştığım seviye de daha önce oynama şansı bulmadığım bir seviye. Yani bu seviyedeki oyunculara, koçlara, menajerlere vs. çok hakim sayılmam. Bu nedenle hala sıkıntı yaşayabiliyorum ama onlarla iletişim halinde kalmaya gayret ediyorum. Belki de bu noktadan başlamak daha iyidir. Adım adım hiçbir şeyi atlamadan ilerliyorum.

NBA Europe projesi uzun zamandır konuşuluyor. Bu projeyle beraber Avrupa basketbolunun nereye evrileceğini düşünüyorsunuz? Etkileri iyi mi olur kötü mü olur?

Çok zor bir soru çünkü şu an sadece söylentileri okuyoruz. Birileri bir şeyi direkt söylemiyor. Manchester United, Paris SG gibi markaların da lige dahil olacağı söyleniyor. Bence bu anlamsız, bir gecede basketbol takımı kuramazsın. Onlar futbol takımı, futbol taraftarları var, basketbol değil. Bir gecede bir basketbol takımı, tarihini, kupalarını inşa edemezsin.

Ayrıca 500 milyon dolarlık bütçelerden bahsediliyor, Avrupa basketbol tarihinde olmuş bir şey değil. EuroLeague’de finansal açıdan pek iyi durumda değil. EuroLeague’i kazanan 2 milyon alırken bir futbol takımı bir galibiyet için 2.7 milyon alıyor örneğin. Futbol ve basketbol arasında çok fark var. Bu yüzden bu projenin yakın zamanda gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Tamam bir plan, proje var ama Amerika tek bir kıta. Avrupa da tek kıta olmasına rağmen farklı ülkeler ve kültürlerden oluşuyor. Farklı kanunlar, vergiler var. Bu yüzden bunu organize etmek kolay değil.

Bir şeyler oluyor kesinlikle ama nasıl olacak, kimse bilmiyor. Çok fazla söylenti, bilgi kirliliği var. Herkes bir şey söylüyor. Ben Sırp’ım, buradan bakacak olursam en fazla taraftarı olan kulüpler bizim kulüplerimiz. Her maç kapalı gişe oynanıyor ve 20 bin kişi geliyor Partizan ile Kızılyıldız’ın maçlarına. Böyle büyük tarihi ve geniş taraftar kitlesi olan kulüpleri nasıl dışarıda bırakabilirsiniz? Çok soru işareti var özetle. Birkaç yıla ihtiyaç var planın hayata geçmesi için.

Bunu cevaplamak istemeyebilirsiniz ancak sormak istiyorum. 2014’te Dünya Kupası öncesinde Sırbistan kadrosundaydınız ve koçla bir tartışma yaşadığınız için kadrodan çıkarıldınız. Bu konuda bir pişmanlığınız var mı?

Pekala… Kariyerim bittikten sonra bütün gazetecilere şunu söyledim: Hayatımdaki hiçbir şeyden pişman değilim. Daha iyisini yapabilir miydim, bunu spor açısından değil hayata dair ele alabiliriz. Belki, evet. Her şeyimi verdim mi, muhtemelen evet. Pişman mıyım, dürüst olmak gerekirse hayır. ‘’Bunu farklı yapsaydım ne olurdu?’’ diye düşünmek istemiyorum.

 Evet, 2014’teki Dünya Kupası öncesinde benimle koç arasında bir şeyler oldu. Turnuvaya gitmedim. Samimiyetle söyleyebilirim ki medya aracılığı ile kimseyle kavga etmek istemedim. Bu ne benim ne koçun ne de Sırp Milli Takımı’nın seviyesi. Sadece onlara başarılar diledim. Onlar gümüş madalya kazandı, ben de Galatasaray’a transfer oldum. Benim için her şey yolunda gitti.

Soruna bir cevap vermem gerekirse, bir pişmanlığım yok.

Exit mobile version