Son Periyot: NBA, Euroleague ve Tüm Basketbol Haberleri

Real Madrid, Palau’da Sahneyi Ele Geçirdi: 92-101

Bazı maçlar sadece skorla değil, yarattığı sarsıntıyla hatırlanır. Palau Blaugrana’daki bu El Clásico onlardan biriydi. 7 Kasım gecesi, Real Madrid sahaya yalnızca kazanmak için değil, kim olduğunu hatırlatmak için çıktı. 92-101’lik bu galibiyet, bir deplasman zaferinden çok daha fazlasıydı. Dört maçlık dış saha yenilgi serisi son buldu, özgüven yeniden doğdu ve Barcelona’nın evinde bir sessizlik bıraktı.

Real Madrid maça öyle bir enerjiyle girdi ki, ilk periyottaki 21-34’lük skor Palau’nun bütün havasını değiştirdi. Trey Lyles kariyerinin gecesini yaşadı. 29 sayı, kusursuz ritim, her hücumda güven veren bir duruş sergiledi. Bir oyuncunun kendini “buradayım” diye haykırdığı anlardan biriydi. Yanında Campazzo ve Hezonja vardı; biri oyunu yönetti, diğeri soğukkanlılığıyla farkı korudu. Maledon’un da akıcı katkısıyla Real’in düzeni ilk dakikalardan itibaren sağlam kuruldu.

Barcelona ise tutuk başladı. Vesely ve Clyburn direnmeye çalıştı ama takımdaki dağınıklık hissediliyordu. Shengelia’nın sakatlıktan yeni dönmüş hali, Punter’ın dengesiz şut tercihleri, Satoransky’nin erken faul problemi… Hepsi üst üste gelince, Peñarroya’nın planı daha ilk yarıda çözüldü. Devre bittiğinde tabela 48-58’di ama fark sadece sayılarda değildi. Madrid oyunun hızını, ritmini, duygusunu tamamen kontrol altına almıştı.

Üçüncü çeyrek Real Madrid’in olgunluğunu gösterdi. Her ribaund, her set hücumu, her pas dizisi planlıydı. Tavares ve yeni transfer Alex Len pota altında duvar gibiydi. Real sadece savunma yapmadı, her top kazandığında hücuma dönüş hızıyla Barcelona’yı cezalandırdı. Campazzo’nun oyun görüşü, Lyles’ın el üstü isabetleri, Hezonja’nın dengeli tercihleriyle fark bir ara 18 sayıya kadar çıktı.

Barcelona arada bir kıvılcım yakaladı, ama Real’in soğukkanlılığı bu kıvılcımları hemen söndürdü. Laprovittola sakatlıktan dönüp birkaç pozisyonda takımı ateşledi. Punter bir iki zor şut soktu, Clyburn potaya gitti ama Real’in yanıtı anında geldi. Campazzo’nun üçlüğü, Maledon’un penetresi, Lyles’ın turnikesi derken Palau’nun uğultusu yavaş yavaş yerini sessizliğe bıraktı.

Bitime saniyeler kala skor 92-101 oldu. Başkan Laporta kenardan sahaya bakıyor ama gözleri belli ki başka şeyleri görüyordu. Bu mağlubiyet sadece bir maç kaybı değildi, kulüp içindeki çatlağın seyirciye yansımasıydı.

Real Madrid tarafında ise tablo bambaşkaydı. Takım disiplinliydi, özgüvenliydi ve sonunda yeniden kendine benzeyen bir görüntü verdi. Scariolo’nun oyuna koyduğu enerji, Campazzo’nun liderliği, Lyles’ın bitiriciliği… Hepsi bir bütünün parçalarıydı. Real Madrid, rakibini her anlamda yendi: fiziksel olarak, taktiksel olarak ve psikolojik olarak.

Bu sonuç sezonun geri kalanında iki takımın yönünü de belirleyebilir. Real Madrid artık “yolunu buldu” diyebilir. Barcelona ise aynaya bakmak zorunda. Tribünlerin sabrı azalıyor, takımın ritmi düşüyor, kimya her geçen gün biraz daha çözülüyor.

El Clásico’yu kazanmak Real Madrid için bir sonuç değil, bir başlangıç gibi duruyor. Barcelona içinse uyarı niteliğinde bir kırılma.

O gece Palau’da sadece bir maç bitmedi. Bir denge bozuldu, bir güven yıkıldı, bir mesaj verildi. Ve o mesaj netti: “Kral hâlâ burada.”

Yazan: Mir Demir Demirer

Exit mobile version