Son Periyot

Lamar Odom’un Dibe Vuruş Hikayesi

Lamar Odom'un Hikayesi

NBA’de bir döneme damga vurmuş Lamar Odom, iki yıl önce ölmekten son anda kurtulmuştu. Emekli basketbolcu, kendi hikayesini, yaşadığı zor anları, uyuşturucu bağımlılığı ve hayatına dair bir çok şeyi kendi kaleme aldı. İşte duygu yüklü, Odom’un kendi ağzından dibe vuruş hikayesi sizlerle.

“Nevada’daki hastane odasında uyandığımda günü hatırlıyorum… Hareket edemiyordum. Konuşamıyordum. Kendi vücudumun içinde kapana kısılmıştım. Boğazım deli gibi acıyordu. Aşağı baktığımda ağzımdan çıkan tüpleri gördüm.

Panikledim.

Onları çıkarmaya çalışmaya başladım, ama başaramadım çünkü ellerim çok zayıftı. Hemşireler beni durdurmak için koşarak odaya geldiler. Size de mutlaka olmuştur. Kötü bir rüya görürsünüz. Bir canavar peşinizden koşuyordur, siz de ondan kaçamazsınız ya? Bacaklarınız çalışmaz, canavar arkanıza kadar gelir, sanki yavaş çekimdeymişsiniz gibi hissedersiniz. Aynı bunun gibi hissediyordum.

Yatakta yatmış, tavana bakıyor haldeydim. Doktorlar gelip başımda dikiliyor, bana bir şeyler söyleyip gidiyorlardı. Sonra bir daha geliyor, bir daha gidiyorlardı. Gidiyor, geliyorlardı. Bir daha. Bir daha. Belki de ben uykuya dalıp uyanıyordum, tam olarak bilmiyorum.

Eski karım odada benimleydi. Yediğim b..larında ardından onu gördüğüm için şaşırmıştım. Dürüst olmak gerekirse tam olarak o anda kötü bir halde olduğumu fark etmiştim.

Sonra bir ara yetkili doktor gelip neler olduğunu anlattı. “Bay Odom, dört gündür komadaydınız. Beni anlıyor musunuz?”

Konuşamıyordum. O yüzden kafa salladım.

“Burada olman bir mucize. Yaşayacağını düşünmüyorduk” diyordu.

Tamamen şoktaydım. Bir şeyler söyleyemiyor, soru soramıyordum. Hayatımda ilk kez kendimi yardıma muhtaç hissediyordum. Sanki çok küçük bir bebekmişim gibiydi. Her şey.. Her şey gerçekti.

Hayatımın o döneminde her gün kokain kullanıyordum. Boş olduğum her saniye, kokain çekiyordum. Kontrolüm altında olan bir şey değildi. Kontrol etmek istemedim de. Yaptığım ve kaçmaya çalıştığım o gizli şeyleri hatırladım. Yanlış yaptığım her şeyi. Saklanmaya, gizlemeye çalıştıklarımı. Kimse görmese, Tanrı görüyordu.

New York’lu bir çocuksanız etrafınızda sürekli uyuşturucu bulunur, benim problemlerim de uzun süre önce başladı. Belki de Los Angeles Clippers tarafından seçildiğimde başlamıştır. Önemli olan bu değil. Hiçbir zaman mariujana’dan daha güçlü bir şeye bulaşmak istemedim. Kokaine hiç bulaşmamıştım. Kullananları adeta hor görüyordum.

24 yaşıma kadar da hiç denemedim. Miami’de bir yaz tatilindeyken ilk kez kullandım ve… Size altında yatan nedeni açıklayamam. Çünkü böyle bir neden yoktu. Aptalca verdiğim bir karardı. Hayatımı nasıl değiştireceğini bilsem, denemeyi aklımdan bile geçirmezdim, buna yemin edebilirim. Asla düşünmezdim bile. Ama yaptım, denedim. Bu hareketim hayatımı tamamen değiştirdi.

Tam o zamanlarda, büyükannemi de kaybettim. Aile fertlerimi çok kısa bir süre içinde teker teker kaybediyordum. Kokain çektiğimde bir dakikalığına iyi hissediyordum. Çok kaygılı bir insanımdır, ve kaygılarımdan, endişelerimden, üzüntülerimden kurtuluyordum. Acı çekeceğim, ölüme yaklaşacağım aklımın ucundan geçmiyordu. Daha fazla kullanmaya, artırmaya devam ettim, ama hala kontrol bendeydi. Her gün yapmıyordum.

Yaklaşık iki yıl sonra hayatımı değiştiren bir telefon çağrısı aldım. 2006 yazıydı. Tüm gece partideydim, eve gitmemiştim.

Oğlum Jayden o zamanlar 6 aylıktı. Evde, beşiğindeydi. Onunla birlikte evde olmalıydım. Ama değildim, dışarıda bir şeyler yapıyordum.

Sabah erken saatlerde annesi aradı. Paniklemişti. “Sakin ol, sorun ne?” diye sordum.

“Jayden… Uyanmıyor” dedi

“Nasıl uyanmıyor?”

“Uyanmıyor. Ambulans burada. Onu götürüyorlar.”

Manhattan’daydım. Long Island’a kadar direksiyon salladım. Hastaneye vardığımda doktorlar bana, anlarsınız ya, “Cevap alamıyoruz, tepki vermiyor” dedi.

“O artık yok, gitti” dediler.

“Nasıl gitti? Ne diyorsunuz siz? Daha az önce onu gördüm. Nereye gitti?” diye sorup durdum.

Oğlum çok neşeli, hayat doluydu. Odaya ne zaman girsem… bana öylesine bakar, gözlerini diker ve izlerdi. Tabii ki konuşamazdı ama beni dikkatle izlerdi. Gözlerini kullanır, beni anladığını gösterirdi. ‘Evet, bu adam benim babam. Nasılsın baba?’ dermiş gibi.

Daha onu yeni görmüştüm. O artık yok? Nasıl böyle bir şey olabilir? Nasıl gitmiş olabilir?

Hastane odasına girdiğim anda annesinin yüzündeki acı… O anı asla unutmayacağım. Nasıl böyle bir şey olduğuna inanamadığını asla unutmayacağım. 6 aylıktı. Ve artık yoktu. Şimdi 11 yaşında olacaktı.

Kokainde duygusal olarak bazen çok yukarıda, bazen de aşağıda oluyorsunuz. Roller coaster gibi sanki. Uçuyorsunuz, sonra aşağıdasınız. Yukarıya çıkıyorsunuz, aşağı iniyorsunuz. Bir daha. Kullandıktan sonra utanç duyuyor, suçlu hissediyorsunuz. Neden yapmamanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Onlarca sebep. Sonra döngü yeniden başlıyor.İnsanların anlamadığı kısım da bu. Benim yaşadığım gibi karışık, uyuşturucu etkisinde bir hayat yaşayanlar bu döngüyü bilir. Kadınlarla, eşimi aldatıyorum, öyle şeyler. Uyuyor olmam gerekirken uyumadığım geceler. Kokain çekerken ayakta kaldığım geceler. O tür gecelerden birçoğu. Kalbinizin hızlı attığı geceler. Bildiğin, daha önce yaşadığın geceler. O roller coasterda geçirdiğin geceler.

Kendimi suçlu hissetmediğimi mi sanıyorsunuz? Neler yaptığımın farkında olmadığımı falan mı düşünüyorsunuz?

Hayır, her şeyin farkındaydım. Suçluluk… acı. Hepsi döngünün bir parçası. Beynim çalışmıyordu. Yıllar geçip 30’lu yaşlarıma girdiğimde kariyerim aşağı doğru gitmeye başladı, ve işler kontrolüm altından çıktı.

32,33 yaşlarımda sürekli kafa olmak istiyordum. Bu kadardı, sadece kafa olmak. Sonra işler tamamen karanlığa büründü.

Bulunduğum en karanlık yerlerden biri bir motel odasında, bir hatunla kafa olurken karımın odaya girmesiydi. Muhtemelen en dip orasıydı.

Öncelikle bir moteldeydim. Bir motel. Milyonerdim lan ben…

Jamaica’nın Queens şehrinden çıkan, iki kere NBA şampiyonu olan bir adamdım. O anda ise bir motelde, rastgele biriyle kokain çekiyordum. Sadece o kızla kafa olmak istemiştim ve gidecek başka yerim yoktu. Eve götüremezdim. Yani pislik bir adama dönüşmüştüm. Başka denecek bir şey yok. Gerekçe yok, saçmalayacak bir şey de yok. Gerçek buydu, pislik, lanet bir adamdım.

Cinsel organım ve doğam beni gitmek istemeyeceğiniz o yollara sürükledi. Birçok iyi adam bu tuzağa düşüyor. Düşüyor. Benim hikayemi duyup bunların kendisinin başına gelme ihtimalinin olmadığını düşünen birçok genç adam vardır muhtemelen. Dokunulmaz olduklarını düşünen. Beyler… Kimse dokunulmaz değildir. Kimse acıya bağışıklık kazanamaz.

Hayata tutunmamı sağlayan şey çocuklarım oldu. Hayatım boyunca güçlü biriydim, bu yüzden çocuklarımın beni o kadar zayıf görmesi, şimdi anlatırken bile zor bir hisse kapılmama neden oluyor.

Oğlum Lamar Jr. 16 yaşında. Sessiz bir çocuk ve basketbolu seviyor. Sanki benim reenkarnasyon halim gibi. Tabii daha yakışıklı versiyonum.

Kızım Destiny ise 18 yaşında. Akıllı ve güzel bir kız. Bu b..luğu kabul etmiyor. Yeniden konuşabilmeye başladığımda beni karşısına alıp “Baba, yardım alacaksın ya da bir daha seninle konuşmayacağım” dedi.

Hala çocuklarım var. Hala buradayım. He bir de, hala çok yakışıklıyım. O kadar çok şey yaşadım ki, artık o kısa zamana, o küçük ana gitmek istiyorum. Endişelenmek zorunda olmadığım ana. Kalktığım her sabah aynı resimlere bakıyorum. Geride kalanların resimlerine. Annem. Büyükannem. Oğlum Jayden. En yakın arkadaşım Jamie…

Exit mobile version