Son Periyot

Gururluyuz, Umutluyuz

Milli takımımızın EuroBasket 2017 macerası son 16 turunda sona erdi. İspanya’ya tam üç buçuk periyot direndik ancak turnuvadaki diğer maçlarımızda olduğu gibi sonunu getirmeyi başaramadık.

Öncelikle; başarılı olup olmadığımız tartışılabilir ancak gururlu olduğumuz kesin. Rakibin gücüne ve kalitesine bakmadan her maçta savaştık ve yapabilirliklerimizi sonuna kadar sergiledik. Eksiklerimizi daha net bir şekilde gördük ve gelecek adına genç oyuncularımızın performansları ışığında umut depoladık. Turnuvadaki genel görüntümüzü, oyuncularımızın performansları ışığında değerlendireceğim.

Uzun rotasyonunda büyük eksikliklerle başladık turnuvaya. 6 aydır kulübü bulunmayan ve dolayısıyla maç eksiği fazlasıyla hissedilen Semih Erden, bu turnuvadaki en kıymetli uzun oyuncumuzdu. Çember altında çok mücadele etti Semih ancak gerek onun maç eksiğini kapatmada gerek rotasyonunda ziyadesiyle zorlandık. Rotasyonun diğer parçaları ise ilk defa milli formayı terleten Sertaç Şanlı ve formsuz görüntüsüne rağmen daralan uzun oyuncu havuzumuzda milli takıma çağrılması mecburiyet haline gelmiş Furkan Aldemir idi. Sertaç, tüm iyi niyetiyle parkede elinden geleni vermeye çalıştı ancak tecrübesi yetmedi. Oynadığı maçlarda çabuk faul problemine girdi ve normalde rahatlıkla kullandığı şutlarında isabet sağlayamadı. Furkan ise fazla forma şansı bulamadı ve oynadığı süre boyunca da pota altı savunmamız oldukça yumuşak kaldı. Ufuk Sarıca’nın en son çare olarak başvurduğu bir oyuncu haline geldi ve bu durum dahi onun motivasyonunu yukarı çekmeye yetmedi. Uzun forvet pozisyonunda da aynı sıkıntılar mevcuttu. Kendi takımında forma şansı bulamayan Barış Hersek dışında 4 numara orijinli başka bir oyuncumuz yoktu. Ufuk Sarıca, maçlara Barış ile başlamayı ve daha sonrasında Cedi’yi 4 numaraya çekerek takımı kısaltma yolunu tercih etti.

Oyun kurucu pozisyonunda da Bobby Dixon’un sakatlığı dengeleri bozdu. Birçok planın içerisinde yer alıyordu Bobby ancak yaşadığı sakatlığın, turnuvayı kaçırmasına neden olacağının son anda öğrenilmesi sebebiyle Ufuk Sarıca kendisini hazırlanamayacağı bir durumun içerisinde buldu. Genç ve tecrübesiz Kenan, sezon içi yorgunluğu ve takım değişikliğine gelen tepkilerin baskısı altında kalması nedenleriyle turnuvada beklenen performansının altında kalan Sinan ve neredeyse hiç forma şansı bulamayan Doğuş rotasyonuyla da büyük sıkıntılar yaşadık. Kenan’ın hücumdaki aksiyonları yönetmesi mümkün değildi. İşin savunma tarafını yapıyor ancak oyun kurma ve kendi skorunu yaratmada eksik kalıyordu. Sinan ise tecrübesini parkeye yansıtmaktan uzaktı ve genç bir oyuncunun dahi yapmayacağı basit top kayıplarına sebebiyet veriyordu. Doğuş Balbay da şutunun riske edilmesinden ötürü saha paylaşımını negatif yönde etkiledi ve çembere gideceği alanları da bulamadı.

Şutör guard ve kısa forvet pozisyonları, bizim gruptan çıkma başarısını göstermemizdeki temel katkı kaynaklarımızdı. Cedi Osman’ın bu turnuvayla birlikte daha da büyümesi ve takımın liderliğini ele alması, gelecek adına bizleri ümitlendirdi. Tüm istatistiklerde takımın en iyisiydi ve takım neye ihtiyaç duyarsa o işi yapmak adına parkedeydi. Aynı zamanda NBA’ya da hazır olduğunu kanıtladı. Letonya maçının ardından Porzingis’in de söylediği gibi; ‘Cedi tam da NBA’nın ihtiyaç duyduğu tipte oyunculardan bir tanesi’. Furkan Korkmaz da bu ülkenin geleceği olduğunu gösterdi. Fiziğini geliştirdiği takdirde çok özel bir skorere dönüşebilir. Furkan oyundayken onun 20 yaşında olduğunu tahmin etmek pek güç. Genç bir adamın, böylesine kritik maçlarda elinin titrememesi, gerçekten önemli bir hadisedir. Bu durum, oyuncunun karakteriyle ve kendisine güveniyle açıklanabilir. Bu kadar genç bir yaşta, bu kavramlarını oturtmuş bir oyuncunun da; gelecekte istediği çoğu şeyi başarması mümkündür, gerek kendisi gerek ülkesi adına. Melih Mahmutoğlu’na da duyulan saygının arttığını düşünüyorum. Yapabilirlikleri her daim tartışılan bir oyuncuydu ve yalnızca kupa kaldırmak adına takımında bulunduğu söyleniyordu. Bu sözlerden çok sıkılmış olsa gerek ki Melih; bu turnuvada, neler yapabileceğini kanıtlama yarışına girdi. Yalnızca attığı üçlüklerle değil, yaptığı adam adama savunma ve parkedeki iştahıyla da milli formanın hakkını sonuna kadar verdi. Bu turnuvada milli takımımızın en önemli parçalarından biri olmayı başardı ve takdiri hak etti. Erkan Veyseloğlu da kenardan gelerek takıma kazandırdığı enerjiyle dikkat çekti. Her türlü oluşumun içerisinde yer alması gereken tipte bir oyuncu olduğunu daha önceden de söylemiştim ancak milli takım ortamında da bunu bizlere söyletti. O da büyük bir takdiri hak edenlerden. Fazla süre bulamayan ve zaman zaman durumunun tartışıldığı Göksenin ise kendisi adına iyi bir turnuva geçirmedi. Zorluk seviyesi daha düşük maçlarda nispeten fazla süre alması ve takıma ısınması beklenebilirdi. Ceza şutları ve dirençli savunmasıyla takıma katkı sağlayabilirdi ancak Ufuk Sarıca’nın da düşündüğü bir rotasyon sınırı vardı.

Görüldüğü üzere; bizim adımıza zor bir turnuvaydı. Oyuncu havuzunun darlığından ötürü kapasitemiz, kalitemiz, yapabilirliklerimiz ve tecrübemiz sınırlıydı. Son yılların en zayıf görünen kadrosuyla bu turnuvaya katılmak durumundaydık ancak savaştık. Yılmadık ve mücadele ettik. Çünkü en güçlü rakibi de en zayıf rakibi de mücadele etmeden yenemezdik. Böyle bir yapıya sahiptik ve bu kadronun tüm karakteristik özelliklerini parkeye yansıttık. Görece zor bir gruptan, Belçika ve Büyük Britanya gibi daha zayıf takımları mağlup ederek çıktık ancak turnuvanın en büyük şampiyonluk favorisine denk geldik ve elendik. Başarılı mıyız başarısız mıyız, bu görüş değişkenlik gösterebilir ama takımımızla gurur duyduğumuz kesin. Yüreğinize sağlık, elinize sağlık. Bu gururu yaşattığınız ve bu heyecana bizleri ortak ettiğiniz için de sonsuz teşekkürler…

BORA BURÇ BİLBAN

Exit mobile version