Eski Milli Basketbolcu ve Mentör Gökhan Şirin ile basketbolun sadece bir oyun değil, bir ‘sevgi’ yolculuğu olduğunu konuştuğumuz; NBA potansiyelinden A Milli Takım seviyesine uzanan ilham dolu bir söyleşi.
Mathilda: Darüşşafaka, Anadolu Efes, Beşiktaş, Türk Telekom… Kariyerinde dev kulüpler var. Seni basketbola en sıkı bağlayan şey ne oldu?
Gökhan Şirin: Aslında her çocuk gibi ben de futbol delisiydim; okuldan gelip hemen topun peşinde koşardım. Basketbola başladıktan sonra bu spora karşı duyduğum o saf sevgiyi keşfettim. Fiziksel avantajlarımın ve yeteneklerimin farkına vardıkça, ekstra çalışmalarla kendimi beslemeye başladım. Oynadıkça aldığım keyif arttı ve o ilk günkü sevgi devasa bir tutkuya dönüştü.
Mathilda: Profesyonelliğe adım attığın o ilk süreç nasıldı? Okul ve spor arasındaki o dengeyi nasıl yönettin?
Gökhan Şirin: Her şey bir rüya gibiydi. Başlangıçta bize, “Eğer her şey iyi giderse okul hayatın burslu geçer” dediklerinde buna inanamamıştık. Eve gidip “Böyle bir şey gerçekten mümkün mü?” diye konuştuğumuzu hiç unutmuyorum. Sadece üç sene sonra Milli Takıma seçildim ve tüm eğitim hayatım basketbol sayesinde tam burslu ilerledi. Aileme yük olmadan kaliteli bir eğitim alabildim. O rüya, çok çalışarak gerçeğe dönüştü.
Mathilda: 2008-2009 yıllarında rotayı Amerika’ya çevirdin. Henüz 10-15 yaşlarındayken gelen teklifleri bekletip daha sonra gitmeye nasıl karar verdin? Süreç senin için nasıl başladı?
Gökhan Şirin: En başta şunu fark ediyorsun; Ankara’ya değil, Amerika’ya gidiyorsun! Uçaktan indiğim an geri dönüşün olmadığını anladım. Amerika’da toplam üç yıl kaldım. Basketbol bursuyla gittim; yani hem eğitim hem basketbol bir arada yürüyordu. İşin en çılgın tarafı, oraya sıfır İngilizce ile gitmiş olmamdı. Uçaktan indiğim an kendime, “Gökhan, bunun geri dönüşü yok. 13 saatlik yolu geri dönmek yerine burada başlamak zorundasın,” dedim. Ama asıl mesele sadece dil veya kültür değil, oyun tarzına ve o katı disipline adapte olmaktı.
Mathilda: Aile yanında kaldın değil mi? O nasıldı?
Gökhan Şirin: İlk başta bir ailenin yanında kaldım ve tam bir kültür şoku yaşadım. Eve girdiğimde bana mutfağı gösterip, “Burada istediğin zaman yemeğini yapabilirsin,” dediler. Şaşırıp kaldım; “Siz yapmıyor musunuz?” diye sordum. Herkesin kendi saatinde, kendi yemeğini yediğini öğrendiğimde, “Ben burada aç kalacağım herhalde,” diye düşündüğümü hatırlıyorum (gülüyor). Zaten o zamanlar çok zayıftım. Ama tabii ki kendimi orada basketbolla kanıtladım.
Mathilda: Peki, dil bilmeden kendini nasıl kabul ettirdin?
Gökhan Şirin: Basketbol evrensel bir dil. İngilizcem olmasa bile sahaya çıktığımda herkes yeteneklerimi kabul etmek zorunda kaldı. Bir süre sonra en üst seviye kolejlerin koçları antrenmanlarıma gelmeye, resmi teklifler ve e-postalar yağmaya başladı. Bu süreçte yanında kaldığım aile de dil konusunda çok yardımcı oldu. Birlikte maç izlerken gramer hatalarımı düzeltiyorlardı. Bu sayede önce konuşmayı, sonra yazmayı öğrendim. Kolej seviyesine geçtiğimde ise bambaşka bir dünyayla karşılaştım; özel uçaklar, salon kalitesi… Her şey tamamen NBA standartlarındaydı.
“Burada Öyle Bir Şey Yok”: Amerikan Disiplini ve Psikoloji
Mathilda: Türkiye’deki sporcu rahatlığına orada veda etmek zorunda kaldın galiba?
Gökhan Şirin: Kesinlikle. Türkiye’deyken okulda bizi biraz tolere ediyorlardı. Amerika’ya gittiğimde aynı rahatlıkla koça gidip, “Koç, ben arada derslere gelmem,” dedim. Adam bana öyle alaycı bir şekilde güldü ki… “Burada öyle bir şey yok,” dedi. Sabah erkenden kalkıp antrenmanı yapıyorsun, oradan derse giriyorsun. Dersleri mutlaka vermen gerekiyor.
Mathilda: Peki orada psikoloji okumaya nasıl karar verdin? Profesyonel bir basketbolcu için sıra dışı bir tercih gibi görünüyor.
Gökhan Şirin: Aslında hikaye 2000’lerin başında, annemin aldığı kuantum eğitimleriyle başladı. 13 yaşındayken smaç vurmaya çalışıyordum; boyum uzun, atletizmim yerinde ama deniyorum deniyorum olmuyordu. Anneme bu durumu anlattığımda, “Gel, bir zihinsel imgeleme çalışması yapalım,” dedi. Çalışmanın ertesi günü o smacı vurdum! O an, “Burada bir şey var, bu mental destek nedir?” dedim ve 13 yaşımdan itibaren bu alanda kitaplar okumaya başladım. Oyunun zihinsel tarafını, neler çözebileceğimi merak ediyordum. Amerika’da burs imkanını yakalayınca, bu merakımı profesyonel bir eğitime dönüştürmek istedim. Aslında psikolojiyi önce kendimi çözmek, kendi oyunumda mental bir rahatlık sağlamak için okumaya karar verdim.
Mathilda: Amerika’daki psikoloji eğitimi sana bir insan ve sporcu olarak ne kattı? Oraya gitmeseydin bugünkü Gökhan olur muydun?
Gökhan Şirin: Kesinlikle olmazdım. O eğitim bana olaylara dışarıdan bakabilme farkındalığı kazandırdı. Verdiğim kararların, yönetemediğim krizlerin ve en önemlisi o kronik sakatlıkların bilinçaltımda nasıl bir yer ettiğini anlamamı sağladı. Amerika bana sadece basketbolu değil, dünyayı tanıttı. Sıfır İngilizce ile gittiğim o kıtada, bir ailenin yanında kalırken erkenden olgunlaşmak zorunda kaldım. NBA standartlarındaki imkanları, yöneticilerin ve antrenörlerin bakış açısını yerinde görmek ufkumu açtı.
“Tribündeki bir çocuğa göz kırpmak, o akşam onun kahramanı olmaktır”
Mathilda: Sahaya çıktığında o büyük motivasyonu nereden alıyordun?
Gökhan Şirin: Eskiden sadece rekabetten ve negatiften beslenirdim çünkü bize böyle öğretilmişti. Ama kariyerimin son 5-6 senesinde odağımı sadece “eğlenmeye” çevirdim. Sahaya çıkıp tribündeki bir çocukla göz göze gelmek, ona göz kırpmak… O an onun kahramanı oluyorsunuz. Bu yaklaşımla maça çıktığınızda, kötü oynasanız bile mental olarak yıkılmıyorsunuz. “Bugün böyle oldu, bir sonrakine bakarız” diyebiliyorsunuz. Keşke bunu 20’li yaşlarımda fark etseydim ama demek ki o zorlukları yaşamam gerekiyormuş ki bugün bu mentorluk sistemini kurup insanlara temas edebileyim.
Mathilda: İlk milli takım davetini aldığın o anı hatırlıyor musun?
Gökhan Şirin: İnanılmazdı! Malatya’da Türkiye Şampiyonası’ndaydık. Levent Topsakal’ın beni izlemeye geldiğini duyunca hemen ailemi aradım. Daha sonra Sakarya’da düzenlenen bir turnuvada Mehter Marşı ve “12 Dev Adam” şarkısıyla sahaya çıkmıştık. Tribünler tıklım tıklımdı. Ailemin gözlerindeki o gururu görmek paha biçilemezdi. Milli forma her şeyin üstündedir; o sınıfa ait olduğunuzu bilmek sizi sosyal hayatta da, çalışma disiplininde de bambaşka bir seviyeye taşıyor.
“Üzerimdeki son forma Milli Takım formasıydı ve bunun üzerine çıkacak daha büyük bir şey yok”
Mathilda: Milli forma ile kulüp forması arasında senin için nasıl bir fark vardı?
Gökhan Şirin: Milli takım kulüpler üstü bir yerdir. Alt yapılarda milli takıma ilk seçildiğimizde, eşofmanlarımızı yere bile atmazdık; çünkü üzerinde Ay-Yıldız vardı. Biz bu hassasiyetle yetiştik. Ay-Yıldızlı formayı giydiğinizde enerjiniz üçse, onu beşe çıkarmaya çalışırsınız. Hatta basketbolu bırakma kararımdaki en büyük etken de buydu; üzerimdeki son forma Milli Takım formasıydı ve “Bunun üzerine çıkacak daha büyük bir şey yok” diyerek noktayı koydum.
Mathilda: Bir oyuncunun Milli Takım seviyesine ulaşması için sence en kritik özellik nedir?
Gökhan Şirin: Birçok şeyin bir araya gelmesi lazım ama en önemlisi istikrar. Bir iki maçlık patlamalardan ziyade, tüm sezona yayılan bir performans sizi ülkenin en iyi 12 oyuncusu arasına sokar. Şehmus Hazer bunun en güzel örneğidir; yakaladığı istikrar onu Milli Takım’ın değişilmez parçası yaptı.Eğer Milli Takım hedefiniz varsa, her an “deli gibi çalışan” ve o açlığı hisseden rakiplerinizin olduğunu bilmeniz gerekir. O 12 kişilik kadronun içinde olmak, süre almasanız bile size inanılmaz bir kazanım sağlar. Şampiyonadan döndüğünüzde bir kafede otursanız bile insanların size yaklaşımı değişir. Çünkü insanlar sizi sadece Fenerbahçe veya Efes oyuncusu olarak değil, “Milli basketbolcu” olarak hatırlar. Bu gurur, basketbolu bıraktıktan sonra bile sizinle yaşamaya devam eder.
NBA Potansiyelinden “Kendi Yolunu” Çizmeye: Gerçekçi Bir Kariyer Analizi
Mathilda: Darüşşafaka, Efes, Beşiktaş gibi devlerle başladın. Kariyerin hayal ettiğin gibi ilerledi mi?
Gökhan Şirin: Dürüst olmak gerekirse hayal ettiğim gibi gitmedi. Ben 90 jenerasyonunun en önde gelen isimlerinden biriydim. İzzet Türkyılmaz ve rahmetli İlkan Karaman ile birlikte bizler, mutlak surette NBA potansiyeli olan oyunculardık. Ancak o seviyeye ulaşmak için birçok parametrenin aynı anda bir araya gelmesi gerekiyor.
Bugün herkes “Oğlum Alperen Şengün olur mu?” diye soruyor ama Alperen gibi bir değer her zaman gelmiyor. Ben NBA potansiyeline sahip olup da oraya gidememenin ne demek olduğunu birinci elden bildiğim için, bugün 15-16 yaşındaki çocuklara dokunmaya çalışıyorum. O potansiyeli en sağlıklı şekilde nasıl açığa çıkarabileceklerini anlatıyorum. Sakatlıkların yarattığı mental tahribatın etkisi büyük oldu ama bir pişmanlığım yok. Belki de NBA’e gitsem bugünkü kafa yapısına ulaşamazdım.
Mathilda: Unutamadığın bir “dönüm noktası” maçı var mı? Gökhan Şirin: Kesinlikle Efes formasıyla Fenerbahçe’ye karşı olan maçım. Lokavt dönemiydi, Ersan İlyasova NBA’e yeni dönmüştü. Devre arasında koç Ufuk Sarıca yanıma gelip, “Hazır ol, iki şut sokup maçı kazandırırsın,” dedi. Tam da dediği gibi oldu; en kritik anda iki tane üçlük attım ve maçı kazandık. O yaz A Milli Takım’a seçildim.
Sahadan Mentörlüğe: “Sakatlıklar Benim En Büyük Stajımdı”
Mathilda: Kariyerinde seni en çok zorlayan ve etkileyen dönem hangisiydi?
Gökhan Şirin: 25-30 yaş arası, bir oyuncunun en verimli olduğu dönemlerden biridir. Benim bu dönemim maalesef 3-4 yıl süren kronik sakatlıklarla geçti. Sebebi bulunamayan diz ağrılarım vardı; 12 doktor, 7 fizyoterapist gezdim. Ancak bir NLP ve bilinçaltı uzmanıyla çalıştıktan sonra, bu ağrıların zihinsel kökenlerini çözdük ve ağrılarım geçti. O 4-5 yıllık ağrılı süreç benim için adeta bir staj gibiydi. Bugün yapmak istediğim her şeyin temelini, o zorlu dönemde inşa ettim.
Mathilda: Sakatlık sürecin senin için nasıl bir dönüm noktası oldu? Mentörlüğe giden yol orada mı başladı?
Gökhan Şirin: Sakatlıklar üst üste gelince bu alanda sahadan gelmiş, sporcunun dilinden anlayan birilerinin olup olmadığını araştırdım ve büyük bir boşluk gördüm. Herkes kazanılan kupalardan bahsediyor ama kimse o madalyonun arka yüzündeki mental savaşı anlatmıyor. LeBron James bile kendi içinde zorluklar yaşıyor. Ben o sahadaki çocuğun neler hissettiğini, hangi korkularla boğuştuğunu birebir deneyimlediğim için ona en doğru şekilde dokunabileceğimi fark ettim. Mentorluk sistemimdeki amacım; sadece sahada değil, saha dışında da farkındalığı yüksek, komple bireyler yetiştirmek. Bugün alt yapıdan profesyonel seviyeye kadar birçok milli sporcuyla bu yolculuğu sürdürüyoruz.
Mathilda: Genç sporcularda en çok hangi mental eksikliği gözlemliyorsun? Ailelere bu konuda ne düşüyor?
Gökhan Şirin: Şu anki jenerasyonda ciddi bir “değersizlik” hissi ve kırılganlık gözlemliyorum. Sosyal medya yüzünden çocuklar kendilerini sürekli Stephen Curry gibi dünya yıldızlarıyla kıyaslıyor. Ayrıca yoğun bir aile baskısı var. Ebeveynlere hep şunu söylüyorum: “Siz çocuğun koçu değilsiniz, siz sadece ebeveynsiniz.” Sınırınızı bilin ve çocuğunuza koşulsuz destek olun. Siz baskıyı üzerinden aldığınızda, çocuk zaten doğal performansını verecektir. Analiz kısmını biz profesyonellere bırakın.
Mathilda: Bir sporcuda yeteneği yöneten şey sence nedir? Motivasyon mu, disiplin mi yoksa mental güç mü?
Gökhan Şirin: Kesinlikle mental güç. Mental becerileri erken yaşta kazanan bir çocuk, fiziksel dezavantajlarını bile avantaja çevirebilir. Alt yapıda “süperstar” olan ama profesyonelliğe geçtiğinde kaybolan çok oyuncu var; çünkü kafadaki o geçişi yapamıyorlar. Önemli olan heyecanı yok etmek değil, onu yönetebilmektir. Maçtan önce heyecanlanmak bir sorun değildir, insanız sonuçta. Önemli olan o heyecanın performansına ket vurmasına izin vermemek, onu keyfe dönüştürmektir.
Mathilda: Bir sporcuya baktığında ilk dikkat ettiğin şey nedir? Gökhan Şirin: Beden dili ve davranışları. İşler yolunda gitmediğinde nasıl tepki veriyor? Oyundan çıkarken tavrı ne? Takım arkadaşlarıyla ve koçuyla iletişimi nasıl? Temeli bunlar oluşturur; teknik beceriyi bu temelin üzerine inşa ederiz. Bu benim için bir mesleki deformasyon değil, bir insanın hayatta başarılı olup olamayacağına dair en net veridir.
“Topun Çemberden Geçip Geçmemesi Senin Değerini Belirlemez”
Mathilda: Bugün sahip olduğun tecrübeyle o günkü genç Gökhan’a bir şey söyleme şansın olsa, bu ne olurdu?
Gökhan Şirin: Kendime tek bir şeyi hatırlatırdım: “Bu sadece bir spor.” Evet, yeteneklisin ama bunu sonsuza kadar yapamayacaksın; 45-50 yaşında sahada olamayacaksın. Bu yüzden her anın tadını çıkar ve kendine hata yapma payı ver. Ben kendimi çok sert eleştiren bir oyuncuydum. Bir şutu kaçırdığımda üç gün kendime gelemez, kimseyle konuşmazdım.
Şimdi bakınca bunun ne kadar yıpratıcı olduğunu görüyorum. Hayatım sadece basketboldan ibaretmiş gibi yaşıyordum. Oysa basketbolun dışında da bir hayat olduğunu, komple bir insan olarak kendini geliştirmen gerektiğini erken fark etmek gerekiyor. Bugün sporcularıma hep şunu aşılıyorum: Eğlenmeye çalış. Topun çemberden geçip geçmemesi senin insan olarak değerini belirlemez.
Mathilda:Peki seni yakından tanıyanlara sorsak, seninle ilgili söyleyecekleri ilk özellik ne olurdu?
Gökhan Şirin: Sanırım “pozitif” olmamı ve hayatı güzel yaşama gayretimi söylerlerdi. Her ne olursa olsun hayata güzel bakabilmek benim en belirgin özelliğim.
Mathilda: Basketbol oynamasaydın ne yapardın? Basketbol diyince aklına gelen ilk kelime ne?
Gökhan Şirin: Basketbol hayatıma 11 yaşında girdi ve her şeyimi etkiledi. Ne olurdum bilemiyorum ama bu fizikle dünyaya gelmişsem en doğru şeyi yapmışım. Hayat amacımı bulduğum için şanslıyım. Basketbol deyince aklıma gelen ilk kelime: Sevgi. Sadece temiz bir sevgi.
Mathilda: En sevdiğin basketbolcu kim? Gökhan Şirin: Michael Jordan. Amerika’dayken onu canlı görme şansım da olmuştu.
“Eğer Bir Gencin Yolunu Aydınlatabiliyorsam, Oyun Planım Başarıyla İşliyor Demektir.”
Mathilda: Bu keyifli sohbetin son sorusu olsun… Hayatta herkesin bir oyun planı vardır. Gökhan Şirin’in oyun planı tam olarak nedir?
Gökhan Şirin: Benim oyun planım çok net: Bu dünyada geçireceğim süre zarfında hayat amacıma hizmet etmek ve dokunabildiğim kadar çok insana pozitif yönde dokunabilmek. Eğer bir gencin yolunu aydınlatabiliyorsam, oyun planım başarıyla işliyor demektir.
