Tüm Bilinmeyen Yönleriyle Kaan Kural

kaan kural röportajı
Kaan Kural Röportajı

Sitemizin editörlerinden Rıdvan Yağımlı, Kaan Kural ile içten, samimi, basketbol ve hayata dair birçok konu barındıran bir röportaj gerçekleştirdi, bugüne kadar konuşulmayanları konuştu. İşte bu çok özel Kaan Kural röportajını en doğal haliyle sizlere sunuyoruz:

Öncelikle röportaj teklifime olumlu bir şekilde dönüş yaptığınız ve bu basketbol röportajının yapılabilmesi için her türlü kolaylığı sağladığınız için teşekkür ederim. Sizinle ilk olarak 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda yüz yüze tanışma imkanı bulmuştum. Ben o zamanlar turnuvada gönüllü görevliydim. Ankara’da gruptaki son maçımızı Çin’e karşı oynamıştık ve 87-40 gibi ağır bir skorlu mağlup etmiştik. O akşamın sonunda Ankara Spor Salonu’nun bahçesinde yayın ekibi ile birlikte size denk gelmiştik, taksi beklediğinizi duyup sizi evinize kadar bırakmıştık. Tabii o 15-20 dakikalık sohbet çok değerliydi. Aradan geçen 4 yıldan sonra sizinle tekrar uzun uzun sohbet edebilmek harika. Hemen sizin için hazırlamış olduğum sorulara geçeyim.

Kaan Kural Röportajı

1- Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Sizin hikayeniz de biraz buna benziyor. Özellikle yeni nesile NBA ve basketbolu sevdirdiniz, ekranların aranan yüzü oldunuz, insanların basketbolu bir spor, bir eğlence olarak görmesini sağladınız. Basketbolseverler Kaan Kural yazıları şeklinde aramalar yapıyor. Ancak şimdi belli olaylardan dolayı medya ve basından biraz daha uzaksınız. Hal böyle iken günlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz, geleceğe dair planlarınız neler?

İlk olarak yanlış anlaşılmayı ortadan kaldıralım.Ben özellikle Sporaslan’da daha sonra Eurosport ve Millyet’e yansıyan röportajda orada yazılanların hepsini söyledim ancak bir röportajda tüm konuşmalar çıkmayabiliyor, bu da tüm metin olmadığı için anlam kayması yada farklı okuma yaratabiliyor. Ama dikkatli okunursa benim söylediğim çok net. Bu yaşananlar, bir takım baskılar, Türk spor dünyasındaki yaklaşım benim işsiz kalmamın ana sebebi değil. Bu baskı yıllardır devam ediyor. Son dönemin favori lafı ”fıtratında var” bu işin. Gönül ister ki herkes rahat çalışabilsin bu ülkede. George Orwell’in çok güzel bir sözü vardır ”Gazetecilik birilerinin duyulmasını istemediği şeyleri ortaya çıkarmaktır, geri kalan her şey halkla ilişkilerdir.” diye. Doğal olarak bu düzende insanlar duymak istemedikleri şeyleri bastırmak istiyorlar. Türkiye’de hiçkimse kendisinde suç bulmak istemez ya da kendisini geliştirmeye çaba harcamaz. Zaten en iyisini biliyordur. Onu eleştiren de düşmanlık yaptığı için eleştiriyordur. Orada misal Ergin Ataman örneğini verdim. G.Saray sitesi diye verdim onu. Ya da genel algı olarak nedense itibarsızlaştırma çabasında “Ergin’in adamı” sözüne karşılık olarak. Gerçi karşılık vermeyi de sevmem aslında. Sonuçta 18 senede bir şeyi anlatamadıysak, 3-5 cümle ile hiç anlatamayız. Başka benzer örnekler de verdim o röportajda. Hatta 50 tane sayarım bir anda. Engin Özerhun’la Efes Pilsen’le yaşadıklarımı anlatsam aklın durur misal. Zaman içinde hemen her takımla bir şekilde papaz oldum. Beşiktaş tribünlerinde ben Fener uşağıyım diye el ilanı dağıtılmıştı misal. Aklıma geldiği için söylüyorum. Ancak işin daha kötüsü insanları bilinçli bir şekilde kutuplaştırmaya çalıştığın zaman kitlesel bir linç politikası ortaya çıkıyor ve hemen itibarsızlaştırma prosedürleri başlıyor. Ben 18 yıldır bu sektörde çalışıyorum. Pek çok gazetecinin pek çok sporcuyla ya da basketbol camiasıyla güçlü ilişkisi vardır, benim hiç yoktur mesela. Hiçkimseyle çok yakın değilimdir çünkü ayrı yerlerde duruyoruz. Çok severim çok saygı duyarım bir çoğuna. Ergin Ataman da son 2 sezonda şampiyon olduğundan dolayı benim için teknik anlamda başarılı bir antrenördür ama yeri geldiği zaman onu da eleştiririm, eleştirdiğim zaman da çok tepki görüyor. Uzun vadede bir şey yapabiliyor mu yok, çok vefalı mı hayır, egosu yüksek mi evet, kariyerinde çok ağır bir doping lekesi var mı var. Ararsan sonuçta herkesin artıları eksileri var yani. İyi şeyleri söylediğin zaman işini yaptı, idare eder deniliyor, ama kötü şeyleri söylediğin zaman olmuyor, bu işin doğasında var. Ben isterim ki herkes iyi olsun. Rekabet arttıkça kalite artar. Beni rahatsız eden konu ülkede herkesin rakibin kötü olması üzerine bir zihniyet inşa etmesi. Rakibin iyi olsun ki sen daha iyi ol, benim bakış açım bu. Birinci olan, ikinci olandan sadece 1 kademe iyidir. İkinci olan kötüyse sen en iyi ihtimalle vasat olursun. İkinci olan harika olsun ki sen olağanüstü ol.
Spor seviliyorsa izlenmeli. Ben mesela bamya yemeyi sevmiyorum, bana kimse bamya yediremez. Ülkede ortam çok zehirli. Eskiden de böyleydi ama son 4-5 yılda kutuplaşma, nefret politikası aldı yürüdü. Kontrol edilmez bir linç kültürü başladı. Bak misal milli takımlar. Ergin Ataman var diye Fenerbahçeliler basketbol takımına, Volkan yüzünden Galatasaraylılar futbol takımına tepkili. Alenen başarısız olsun istiyorlar. Nereye geldik böyle? Ayrıca temelde birinin başarısız olmasını istemek baştan hasta bir ruh hali. Sen kendinin başarısını iste başkasının başarısızlığını arzulamak, bundan keyif almak seni de bir yere taşımaz.
Benim işsiz kalmamın asıl sebebi medyanın genel hali ve mali zorlukları baskı temel nedeni değil. Benim çok iyi patronlarım oldu genelde. Bana pek yansıtmadılar bu baskıları. Şu anda NBA yayınları olsa çalışıyor olurdum en azından o alanda. Ama bir süre Türk takımlarıyla pek ilgilenmeyi düşünmüyorum, biraz zehirden uzak olmak lazım. Eğer NBA yayınlarını biri alırsa ve benimle çalışmak isterlerse keyifle çalışırım. Türkiye Ligi ile ilgili bir teklif gelirse yazı veya yorum olarak çok düşünürüm ama kısa vadede yapmayı planlamıyorum ama büyük konuşmayayım, ben zengin bir insan değilim, hayatımı idare etmek için yine yaparım, yine kendi doğrularımla prensiplerimle yaparım. Kadıköy’de kafe açmam ise işsiz kalmamla ilgili değil, zaten var olan bir projeydi. Yani “medyadan sürüldü mecburen kafe açıyor” diye bir durum yok. Benim hayattaki en büyük tutkularımdan biri oyun ve bir oyun kafesi, bir turnuva kafesi zaten açmayı düşünüyordum. Yılbaşına doğru ancak açılacak. Günlerimi yan gelip yatarak değerlendiriyorum, oyun oynuyorum, kızımla ilgileniyorum, ekstra bir şey yapmıyorum.

2- Orkun Çolakoğlu birlikte çok uyumlu bir ikili oldunuz. Uzun süredir potacast yayınlarını sürdürüyorsunuz, Eurocup’tan, TBL’ye, Euroleague’ten NBA’ye güncel basketbol olaylarını sohbet havasında konuşup dinleyicilerinize sunuyorsunuz. Hatta belli programlarda sadece gelen soruları cevapladığınız bile oluyor ve de en güzel yanı evde, okulda, işte, yolda rahatlıkla dinlenebiliyor. İlk olarak bu fikir nasıl ortaya çıkmıştı? Potacast’le ilgili yenilikler düşünüyor musunuz? Reklam almak, konuklara yer vermek, görüntülü video ya da canlı yayın şeklinde sürdürmek vs. gibi.

NBA Lockout’u sırasında yayınlar da yoktu. Ne olacak ne zaman başlayacak derken o sırada podcast’ler de dünyada yükseliyordu. Bizi dinlemek isteyen varsa dinler dedik, öyle başladı, oradan devam etti. Orkun’un fikriydi zaten ilk. Konuklara yer vermeyi çok düşünmüyoruz, bir dijital program haline getirme fikri şu anda yok. Ben bir kapitalist insan olarak kesinlikle reklam almaya karşı değilim ama öyle bir talep falan da yok açıkçası. Hiç biz de reklam verelim diye aramadık, niyetimiz de olmadı ama yaptığımız işin bir karşılığı varsa almak da isterim, niye istemeyeyim. Medyanın dijitale geçişi çok sancılı oluyor tüm dünyada. Dijital medya yazılı medya kadar güçlü olmadığı düşünüldüğü için oralara ekonomi kaymıyor. Dijital medyayla internete bedava algısı öyle yerleşti ki kimse oraların para edebileceğinin farkına varmadı. Bu durum dünyada değişiyor ama Türkiye’de de değişecek. Bu arada potacast’te Türkiye içeriğini giderek azaltıyoruz. Artık seyretmiyorum ki, seyretmediğin şeyi niye yorumlayayım.

3- Basketbolu ilginiz nereden geliyor? ”Bizim Barkley” başlığı altında gençlik yıllarınızda 15 numara formayla bir fotoğrafınız yayınlanmıştı.Profesyonel olarak basketbol oynadınız mı ve sahada iyi yaptığınız ya da yapamadığınız şeyler nelerdi?

Ben ortaokul ve liseyi yatılı okudum. Yatılı okurken çok küçük nüfuslu bir okul olduğu için imkanlar da vardı, oradan basketbola ilgi başladı. Yabancı yayınlar geliyordu onları okumaya başladım, NBA maçlarının kasetleri geliyordu ki o zamanlar Türkiye’de hiç bilinen şeyler değil. Bahssettiğim yıl 1985, 86 yani. Okul takımına da girdim, işim gücüm de yoktu. Oynarken, okurken, ilgilenirken ilgim başladı. O zamanlar Boston – Lakers Finalleri’nde herkes Lakers’ı tutuyordu, ben Boston’u tutuyordum gıcıklık olsun diye. Profesyönel olarak oynamadım ama altyapılarda yıllarca oynadım, lise takımının kaptanlığını da yaptım. İyi yaptığım tek şey serbest atışlardı. Ray Allen kadar olmasa da Kobe kadar atıyordum, %80-85 civarında. Geri kalan her konuda son derece kötüydüm o yüzden hiçbir zaman da başarılı olamadım.

4- Mide ameliyatı ile çok farklı bir görünüme sahip oldunuz, çok daha sağlıklı görünüyorsunuz. O ameliyattan sonra alışkanlıklarınız, yaşam tarzınız değişti mi? Kızınızın peşinden rahatlıkla koşabilmenize rağmen eskiden basketbol oynarken attığınız şutların girmemeye başladığına dair rivayetler var ortada.

Hayat tabii ki çok değişti ameliyattan sonra, bir kere mobilite kazandım. mobiliteye +5 verdi, çok daha rahatladım. Giysi bulamamak gibi herkesin bildiği detayları geçiyorum. Çok daha iyi durumdayım, basketbolum da fena değil, gelişti. Gerçi gelmişim 40 yaşıma, 20 yaşımda doğru düzgün oynayamıyordum, 40 yaşımda mı oynayayım?

5- Bir zamanlar Dünya Kupası maçları ve futbol üzerine yazılar da yazmıştınız. Sıkı bir Arsenal taraftarı olduğunuz da biliniyor. Futbolla ilginiz ne durumda, düzenli olarak maçları takip eder misiniz?

Düzenli olarak çok takip etmiyorum açıkcası. Türkiye’deki taraftar algısına göre asla sıkı bir taraftar tanımına uymuyorum. Mesela Swansea ile oynasın Arsenal ve Swensea maçı hakedip kazansın, asla üzülmem. Helal olsun, iyi oynayıp kazandılar derim. Küçük tutkularım oluyor mesela. Robin Van Persie’yi hiç sevmezdim, şimdi Monreal’e takmış durumdayım. Machester United maçları her zaman ayrı. Ömrümde kaç Manchester galibiyeti gördüm ki? Bergkamp’lar bıraktığından beri yüzümüz bir türlü gülmüyor. Arsenal taraftarlığı da lise 1 ya da lise 2’de okuduğum Nick Hornby’nin Fever Pitch kitabından geliyor.

6- Eğitim hayatınıza baktığımızda Ankara Koleji, Robert Koleji, Boğaziçi Üniversite gibi çok önemli eğitim kurumlarından mezun olduğunuzu görüyoruz. Eğer basketbol olmasaydı nasıl bir meslekle kariyerinizi sürdürürdünüz? Basın ve medya ile tanışmanız, bu sektöre girmeniz nasıl oldu?

Dışişlerinde çalışmayı çok istiyordum, o sırada biraz daha çekiniyordum. Banka sınavlarına falan da girmiştim. Tam o sırada çok büyük bir tesadüf oldu. Fast Break dergisi Sabah bünyesine geçti, Yiğiter Uluğ ile de daha önceden tanışıyordum, o da Fast Break’in başına geçecek birini ararken, 22 yaşında gazetecilikten hiç anlamayan yeni üniversite mezunu bir adama teklif yaptı. Yazı İşleri Müdürlüğü için iyi de para verdi. Ben bunu kariyer olarak hiç düşenmemiştim, tam olarak mucize. Bu tesadüfler çok denk geldi ama ben de hep işimi iyi yapmaya çalıştım yoksa baranamazdım.

7- Ne tarz müzik dinlersiniz? En çok sevdiğiniz yerli ve yabancı sanatçılar, gruplar kimler? En son ne zaman bir konserde bulundunuz?

Rock dinlerim. Biraz yaşlı olduğum için hala 80’ler 90’lar kafasındayım. Rolling Stones, Guns N’ Roses, Apocalyptica, U2, Muse… Son zamanlarda modern gruplardan Five Finger Death Punch’ı çok seviyorum. Barış Manço’yu çok severim. Ben kişisel olarak da tanışıyorum kendisiyle çok ilginç bir şekilde. Ben küçükken Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’in sıklıkla geldiği Farilya Köyü’nde (şimdilerde Gündoğan) bulunurduk ve birebir çok sohbetim olmuştur. O her zaman ilgili yaklaşmıştı bana. Çok saygı duyulacak bir insan. En son Rock Off Festivali’nde Megadeth konserine gittim.

8- Hollywood ve sinema ile de yakın bir ilginiz var. Elbette prodüktör ya da yönetmen olabilmek için bunca teklif varken bir Los Angeles takımıyla anlaşmadınız ama daha önce çeşitli projelerde olarak yer aldınız. En sevdiğiniz aktörleri ve filmleri de öğrenebilir miyiz?

Ben 1999-2001 arası medyadan ayrılıp film şirketi kurdum. Bir film, iki dizi çektik. Fasülye filminin yapımcılığını da yaptım. Oyuncu sayılmam, pek de beceremiyorum zaten. Johnny Depp’i çok severim. Film olarak da bir tane saymam çok zor ama bir film söyleyecek olsam heralde The Usual Suspects derim, Lock, Stock and Two Smoking Barrels’i de çok severim. Ben genelde çok abartılı oynayan oyuncuları beğenmiyorum. Al Pacino çok değerli bir oyuncu olabilir ama benim tarzım değil. Ben daha çok yönetmenleri için filmleri takip ediyorum; Christopher Nolan, David Fincher, Guillermo del Toro gibi.

9- Kullandığınız ve hayalinizdeki araba nedir?

Kullandığım araba eski 2001 model bir BMW, o da yolu iyi tuttuğu için. Renault Clio’dan daha ucuz. Amerika’ya gittiğimiz zaman istediğimiz arabayı kiralama imkanı oluyor, onu da şirket karşılıyor ama benim öyle bir araba merakım yoktur gerçekten. 6 ayda bir yıkanıyor kendi arabam.

10- Yaz tatillerinizi nerede geçirirsiniz? Bugüne kadar gittiğiniz ülkelerde en çok beğendiğiniz yer neresi oldu?

Genelde sessiz, sakin, deniz, kum, güneşli, eşimle ve kızımla daha çok gidebileceğim yerleri tercih ediyorum. Gençken tabii daha çok eğlence arıyordum ama şimdi kafayı dinliyorum. İş sayesinde çok yer gezdim, dünyanın çeşitli yerlerini gördüm. Subjektif olarak bakarsak ben Japonya diyeceğim çünkü benim Japon tarihine, kültürüne de çok ilgim var ama birisi sorsa tavsiye etmem o kadar. Bunun dışında Stockholm’e bayıldım ama eğlence dedin mi dünyada tartışmasız tek bir yer vardır; Las Vegas. En çok keyif aldığım yer ise Maldivler idi.

11- Hacettepe – Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü mezunu biri olarak da birkaç sorum var. Hiç Amerika’ya yerleşmeyi düşündünüz mü?

Düşündüm, düşünmedim dersem yalan olur ama öyle çok ciddi bir şekilde düşünmedim.

12- Amerika’da İç Savaş’a neden olan Kuzey ve Güney kültürü arasındaki farklılıklar, 1990’larda yerini Tupac ve Biggie’nin öncülüğünü yaptığı Doğu – Batı çekişmesine bıraktı. Bu noktadan bağlarsak günümüz NBA’inde Doğu ve Batı arasında geceyle gündüz kadar fark var ve bu fark her geçen yıl biraz daha açılıyor. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu? Farkın kapanması için Adam Silver ve yetkililer ne yapabilir?

Çok rahatsız edici gerçekten. Ben adaleti, dengeyi bozan her şeyden tiksinirim. Ciddi anlamda dengesizlik var, bir kere playoff yolları çok farklı oluyor. Batı’dan gelen takım 3 tane çok psikopat playoff serisi oynarken diğer taraftan bir takım güle oynaya geliyor. NBA’deki mekanikler bunu dengelemek adına kurulu fakat uzun yıllardır da dengeleyemedi. Konu mekaniklerle ilgili değil, maalesef Doğu’daki yöneticilerin sürekli aynı hatayı yapmasıyla ilgili. Buna suni olarak müdahale etmek doğru değil ama Doğu ve Batı olarak ayırmaktansa tek lig olarak düzenlenebilir. Yakında büyük ihtimalle NBA 32 takıma çıkacak zaten, artık Doğu – Batı’ya ayırmaya gerek yok. 82 maç da bir sezon için çok fazla. Türkiye’de bile takımlar sürekli fikstürden şikayet ederken NBA’de 5 günde 4 maç yapan takımlar ne yapsın? Biraz azaltılmalı maç sayısı. John Stockton en sevdiğim oyunculardan biridir NBA tarihinde, onun en büyük özelliği 20 yılda 20 maçtan fazla kaçırmamış olması. Ekonomi, her şey para olduğu için maç sayısını da azaltamazlar ama.

13- NFL’i de takip ettiğinizi biliyoruz. NFL’de en çok hangi takımı seviyorsunuz? Amerika’da çok populer olan Amerikan Futbolu sizce neden Türkiye’de o kadar ilgi görmüyor? NBA örneğinde olduğu gibi zamanla ilgi artar mı dersiniz?

NFL’de San Francisco 49ers’ı tutuyorum, o da 80’lerde hoşuma gittiği için. Şimdi mesela Robin Van Persie örneğinde olduğu gibi Colin Kaepernick’i hiç sevmiyorum, acayip bir sevgi – nefret ilişki var yani 49ers ile ilgili. NFL’de Türkiye’de büyümesi çok zaman alır. Amerikan Futbolu çok ilginç bir spordur, atletizm, güreş ve satrancın karışımıdır. Satranç kısmını anlamak çok vakit alır ve bunun için 1 – 2 jenerasyon değişmesi gerekiyor ülkede.

14- Günlük hayatınızda görüştüğünüz, sürekli olarak iletişimde olduğunuz ya da fikir alışverisinde bulunduğunuz basketbolcular var mı?

Hiç yok. Sıfır diyebilirim. Çok saygıya dayalı birkaç isim var; Ömer Onan ve Kerem Tunçeri ile biraz daha samimiyimdir ama onlarla da çok nadir haberleşiyoruz.

15- Ülke olarak genç milli takımlarda çok önemli başarılar elde ettik. Gelecekte çok önemli yerlere gelmesini beklediğiniz oyuncularımız kimler?

Say say bitmez o takımın yıldız adayları. Emircan, Kenan, Furkan. Egemen… Cedi zaten Avrupa’nın en önemli genç oyuncularında şu an. Fransa ile birlikte Avrupa’nın en iyi genç jenerasyonuna sahibiz. Onlar modern basketbola çok daha yakın olduğu için onları da sayıyorum. Ben yıllar içinde tek bir şey öğrendim ve çok hayal kırıklığına uğradım. Doğmamış çocuğa don biçmek çok iyi bir şey değil. Potansiyeller muhteşem evet ama ben nice potansiyelin o potansiyele ulaşamadığını gördüm çünkü yetenekli bir genç oyuncudan performans veren bir a takım oyuncusuna dönüşmek çok acayip başka bir tür sıçrama. Zaten basketbolla alakalı değil zihinsel bir sıçrama. Biz maalesef ülke olarak en büyük sorunu orada yaşıyoruz. Biz çok iyi basketbolcu yetiştiriyoruz ama iyi sporcu, iyi birey yetiştiremiyoruz. Futbolda da aynı şey geçerli. Bir sporcunun daha fazla antreman yapması için okula gitmemesi çok büyük eksiklik. Gerçekten çok özel oyuncular var ama beklemek lazım. Efes’e bu konuda helal olsun. Efes yıllardır Türkiye’deki yetenek havuzunun kremini toplayıp hepsini heba ediyordu. Bu kadar israfın sonunda bir şeyler olmaya başladı. Gerçi biraz daha mecbur kaldılar ellerindeki Türk oyuncular gençlerden daha yetersiz olduğu için.

16- Herhangi bir külüpte antrenör, yönetici, menajer ya da basketbol şubesi sorumlusu olmak ister misiniz? Eskişehir Basket’in attığı adımlarda dıştan da olsa etkiniz oldu mu?

Çok istemem. Daha önce birkaç kez öyle şeyler oldu. Bir takımla birebir anılmak pek tercihim değil. Ben bir takımda yönetici olsam, diğer takım çok iyi bir maç çıkarıp kazansa ben yanlışlıkla sevinirim, rezil olurum. Eskişehir Basket’in kuruluşunda danışman olarak görev yaptım evet. Danışman derken bana birkaç bir şey sordular çünkü onlar benim Robert Koleji’nden kardeşlerim. Hatta külüp başkanı Ersan Öztürk benden 2 dönem küçük ama hem takım arkadaşım hem de yatakhaneden arkadaşım aynı zamanda. O bir şey isterse ya da bir şey danışırsa tabii ki yardım ederim ama gidip de profesyonel bir çalışmam olmadı. Başarılı olsunlar çok istiyorum.

17- Haluk Yıldırım, Ray Allen, Bradley Beal, Paul George gibi oyuncuları çok sevdiğiniz biliyoruz. Bunlar dışında TBL’de, Euroleague’de ve NBA’de çok beğendiğiniz birkaç oyuncu söyler misiniz?

Ben genelde fazla sesi çıkmayan, hiç oyundan düşmeden sürekli işini yapan oyuncuları seviyorum. Geçenlerde şu anda en favori evlatlarım dediğim NBA 5’imi açıklamıştım. Mike Conley, Bradley Beal, Perry Jones, Draymond Green ve Joakim Noah. Bench de yapmışım onu da söyliyeyim; Stephen Curry, Manu Ginobili, Paul George, Dirk Nowitzki, Anthony Davis, Pau ve Marc Gasol kardeşler. Avrupa’da son dönemde modern basketbola yatkın en sevdiğim oyuncu Nemanja Bjelica. Devamlılığı olsa, kopuk kopuk oynamasa çok özel oyuncu ama ben onu takdir ettiğimden çok kızıyorum bu kadar yeteneği olup da bu kadar dağınık oynadığı için.

18- Yabancı kontenjanı kuralının düzenlenmesiyle Türk takımlarının Avrupa’da çok daha başarılı olduğu çok kısa sürede görüldü. Sizce sezon sonunda Final Four, EuroCup ya da EuroChallange finali görür müyüz? Bu başarılara hangi temsilcilerimizi daha yakın görüyorsunuz?

Şu an oraları tahmin etmek güç ama potansiyel olarak CSKA, Real Madrid ve Barcelona’dan sonra en yüksek bütçeli takımlar bizde. Doğal olarak Final 4 için 8 gerçekçi adaydan 2’si bizde. Galatasaray’ı saymıyorum battığı için. Ben Efes’in oraya gidebileceğini de düşünmüyorum. Kötü kurulmuş bir kadro, sayı potansiyeli çok az, sınırlı ve sancılı bir kadro. Fenerbahçe olabilir ama tek düze oyunculardan kurulu, bu daha çok geçen seneden gelen sorunları ne kadar çözebileceğini bağlı. Galatasaray, Euroleague’de gruptan çıkamayıp Eurocup’a giderse orada iddialı olur. Bunun dışında Eurocup ve Eurochallange için final ihtimalini zor görüyorum.

19- NBA’de ve Avrupa’da tamamen farklı bir basketbol oynandığı aşikar. Mutlaka NBA’e gitmeli ya da mutlaka Avrupa’da basketbol oynamalı, çok başarılı olur dediğiniz birkaç isim söyler misiniz?

Eskiye nazaran birbirine yakınlaştı NBA ve Avrupa’da oynanan basketbollar ama NBA’in temel farkı NBA’deki oyuncuların biraz daha hızlı ve büyük olması. Dünya Kupası’nda da gördük, Kanneth Faried Avrupa’ya gelse Avrupa tarihinin en özel oyuncusu olabilir. Onun hızı, çabukluğu falan NBA’de iş yapsa bile bir yere kadar iş yapıyor. Benzer şeyler Andrew Goudelock için de geçerli. Çok keskin bir şutör olsa da yeterince atlet olmadığı için tutunamadı. Dejan Bodiroga NBA’e gitrmedi çok doğru yaptı, Sarunas Jasikevicius gitti çok başarısız oldu, Spanoulis gitti havlu bile sallayamadı ama Avrupa’da çok başarılı oldu. NBA’de başarısız olmak hiçbirini kötü oyuncu kılmaz, oradaki oyuna uyumlu olmadıklarını gösterir. O yüzden çabukluk ve fizik olarak sorun yaşacak oyuncular gitmesin, NBA’de çabukluk ve fizik olarak başarısız olacak oyuncular da buraya gelsin. Bu arada Avrupa basketbolu çok kan kaybediyor, bu sene mesela Papanikolaou ve Mirotic de gitti. NBA bence tarihinin en iyi dönemlerinden birini geçiriyor ama Avrupa basketbolu da rekabet düzeyi en düşük seviyelerinden birinde. Oyuncu, malzeme kalitesi giderek düşüyor. Avrupa’da bunca maçın ardından Final 4’da tek maçta takımların kaderinin belirlenmesi büyük haksızlık. Heyecan veriyor ama ben adeleti heyecana tercih ederim. 2012’nin CSKA’sı Avrupa’nın gördüğü gelmiş geçmiş en iyi takımlardan biriydi ama tek maçta yenilerek şampiyonluğu kaçırdı.

20- Furkan Aldemir NBA’de bir Ömer Aşık olabilir mi?

Furkan önemli bir oyuncu çünkü enerjik, ayakları çabuk, savunma yapan oyuncuya her zaman ihtiyaç vardır ama yeterince büyük bir oyuncu değil NBA için. Furkan o yüzden kenardan gelip süre alacaktır enerjisiyle ama Ömer gibi ana rol oyuncusu olması çok zor.

21- Milli takım için sizce en uygun antrenör kim? Kalıcı başarılar elde etmemiz için nelerin değişmesi gerekiyor? Devşirme oyuncuya nasıl bakıyorsunuz?

Milli takım için en uygun antrenör Ergin Ataman tarzı bir antrenör. Kısa sürede çabuk formüller düşünüp oyuncuları daha çok psikolojik olarak bir araya getirmek gerekiyor. Devşirme oyuncuya da her zaman karşıyım. Karadağ’la Makedonya sahneye çıkınca McCalebb’le Omar Cook birbirini tutuyorsa o iş son derece tuhaf, öyle şey olmaz. Olimpiyatlarda masa tenisi izliyorum, 64 kişiden 40’ı falan Çinli. Ne gerek var buna? Başarılı olsan bile o madalyayı kazanmış değil satın almış oluyorsun. İşin doğasına aykırı bu. Mesele milliyetçilik meselesi değil, asıl mesele o ekolün yetiştirdiği oyuncuların oynaması. O zaman çok para verelim Kevin Durant’ı alalım.

22- ”Hastasıyım Bu Oyunun” adında bir kitabınız var. Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum ama çok tembelim o iş için. Yazıhaneden.com için uzun süredir yazı yazmayı planlıyorum ama 3 defa oturdum 3’ünde de tamamlayamadım yazıyı. 3 tane kopya var elimde. Ben bir yazının başına oturduğum zaman onu tamamlarım normalde, kafamda oluşan fikri bir şekilde iyi ya da kötü yazıya dökmeyi başarırım ama bu ilk defa başıma geldi, yaşlanıyor muyum ne?

23- Basketbol üzerine söylenmiş en etkileyici, en motive edici bulduğunuz sözler?

En etkileyici söz, ben hiç tartışman. John Wooden’ın efsane sözüdür; ”Basketbol dışı şeylerle çok ilgilenirsen basketbolla ilgilenecek vaktin kalmaz”. En motive edici söz de yine John Wooden’a ait; ”Yetenek zirveye çıkarır, karekter orada tutar.”

24- Sadece 1 NBA takımının ürünlerini giymek zorunda olsaydınız hangi takım ürünlerini giyerdiniz?

Washington Wizards sanırım. O da dizaynını, tasarımını çok sevdiğim için yoksa Washington’la özel bir alakam olduğu için değil.

25- NBA’de çok büyük yıldızların belli bir yaşa geldikten sonra kafaca kendini bu spora vermemesinden ya da fiziksel olarak kendine iyi bakmamasından dolayı kaybolduğunu gördük Sizce. NBA’de 35 yaşından sonra en etkileyici performansı kim sergiledi?

Michael Jordan. Chicago şampiyonluğunu geçtim yıllar sonra Washington’la geri dönüşü bile çok etkiyeliyiciydi. Bunun dışında Shaq’ın basketbola yaptığı ihaneti çok az insan yapmıştır. 1999, 2000, 2001 yıllarında Shaq basketbol tarihinin gördüğü en büyük faktördü. O zamanlarda Shaq istediği her maçta istediği her şeyi yapıyordu.

26- NBA TV gelirlerinin bu yıl çok büyük bir oranda artmasını ve Türkiye’den hiçbir kanalın yayın haklarını almamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de medya ve ekonomi düzeninin çarpıklığının bir başka ispatı. Bu NBA’le ilgili bir örnek değil sadece. Her şeyin belli bir düzeninin ve ekonomik gerçekliğinin olması gerek. Mesela Galatasaray’ın şu anki durumunu görüyorsun. Liv Hospital’den gelen sponsorluk gelirlerini tamamen harcamışlar. Türkiye’de ekonominin gidişatı, kuralları falan o kadar saçmasapan ki. NBA’e zamanında olması gerekenden çok para verildi. Türkiye’de NBA şu anki haliyle Türkiye’de çok ciddi bir ekonomi yaratmıyor. Bir şeye bedelinin üzerinde para vermek çok iyi bir fikir değil. Türkiye’de bu ekonominin yaratılamamasında daha farklı bir sürü sebep olduğu da ortada.

27- Son olarak All-Star, NBA Finalleri gibi herkesin izlemek için hayalini kurduğu organizasyonlarda yorumcu olarak bulundunuz. Kariyerinizde en unutamadığınız an nedir?

Basketbol Röportajları
Basketbol Röportajları

İlk yerinde seyrettiğim final olduğu için 2008 NBA Finalleri 6. maçında Boston’un 39 sayı farkla kazanıp şampiyon olması ve 2012’de NBA Final Serisi 6. maçı sonrası Miami’nin şampiyonluğu. Öyle bir maç olmaz bir daha. Hakkında kitap yazılacak çok güzel hikayeleri olan çok görkemli maçlar vardır ama o 10 bölümlük seri kitap yazılacak bir maçtı. Mike Miller’ın ayakkabısız attığı 3’lüğü, LeBron’un kötü oynarken saç bandı çıktıktan sonra canavara dönüşmesi, Ginobili’nin maçı kurtarıp sonra büyük hata yapması, bir sonraki finallerin MVP’si olacak Kawhi Leonard’ın serbest atışı kaçırması, Gregg Popovich’in maçı vermesi, Ray Allen’in son anda gelen üçlüğü, neler neler oldu. 50 bin tane şey anlatılabilir o maçla ilgili.

twitter.com/KaanKural
twitter.com/Rudeone23
facebook.com/NBAFollowers0

Diğer basketbol röportajlarını ve NBA yazılarını okumak için ilgili etiketi tıklayabilirsiniz.

kaan kural röportajı
kaan kural röportajı

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.