NBA Tarihinin En “Renkli” Adamı

253
Chicago Bulls
NBA Tarihinin En "Renkli" Adamı

NBA tarihi boyunca bir çok kez sorunlu ve çılgın karakterler ile karşılaştık. Eğer ki bunların en önde bayrak taşıyanı kim diye sorarlar ise, çoğu basketbol severin cevabı aynı olacaktır.Kimimiz onu oynadığı filmlerde, kimimiz ünlülerle birlikteliğinde, kimimiz basketbol parkesinde ve hatta kimimiz ise şu an Kuzey Kore elçiliği ile tanıyoruz. NBA tarihinin en çılgın, en ele avuca sığmaz adamı Dennis Rodman’dan bahsediyoruz tabii ki. Yaptıklarının yapacaklarının sınırı olmaması sebebiyle o dönemki basketbolseverlerin her şeyi beklediği bir yapıya sahipti ki günümüzde bile hala insanlar onun evrildiği hale çok da fazla şaşırmıyor.

Dennis Rodman’ın babası eski bir Vietnam savaşında görev alan bir askerdi ve onları çok küçük yaşta terk ederek Filipinlere yerleşti. Ne hikmettir ki Rodman’ın da 47 çocuğunun en büyüğü olduğunu bir demecinde bahsetmiş. Babadan oğula geçen şeylerin göstergesini de çok güzel gösteren bir durum. Aslen New Jersey’li olan Rodman liseyi ve ilk kolejini Dallas’ta okudu. Boy sorunları çektiği için spor bursunu önce güreşten, sonra uzamaya başladığı zaman amerikan futbolundan ve basketboldan aldı. Zaten oynadığı basketbolun ve kendi stilinin klasik bir line oyuncusundan pek de farkı yok. Dallas’ta iken aynı zamanda geceleri havalimanında gece görevlisi olarak çalışıyordu. Lisede Gary Blair’ın sınıfında öğrenci olması onun hayatını yavaş yavaş spor etrafında şekillendirmesine sebep oldu ve bu sayede basketbolda da başarılı oldu. NBA için yapılan Pre-Draft kamplarından bir tanesinde yüksek istatistikler tutarak Pistons’ın dikkatini çekti.

1986 yılında 2.tur 27. sıradan Detroit Pistons tarafından draft edildi. Chuck Daly koçluğunda ve Isiah Thomas, Rick Mahorn, Dentley, Dumars, Rodman ve Bill Laimbeer temelli takımın artık diğer oyuncular tarafından verilen bir ismi vardı. Detroit’te artık resmi olarak Bad Boys dönemi başlamıştı. O zamanki oynanan sert, kavga edasındaki basketbolun en büyük simgesi ve en nefret edilen takımı olmayı başarmışlardı. Sakin görünen birçok oyuncuyu çıldırtıp(Larry Bird,Kareem,Jordan) oyundan atılmalarına sebep oluyor, onlara mental üstünlüklerini de kabul ettiriyorlardı. İşte bu takımda savunmanın merkezinde olmak, topları takip edip ribaundu almak ve diğer oyuncuları bezdirmek Dennis Rodman’ın göreviydi. Tam da bunun için yaratılmıştı. 1989 ve 1990 da kazanılan şampiyonluklarda savunma onun göreviydi.1990 ve 1991 sezonunda yılın savunmacısı seçildi. Artık herkes onu her topa atlayışı ve mücadeleci oyunuyla sürekli bir yerlerden çıkıp o topa müdahale etmesinden ötürü The Worm yani solucan olarak tanıyordu. Rodman’ı daha iyi bir lakap ile tarif edemezlerdi. 2 şampiyonluk ile geçirdiği 7 sezon boyunca takıma her şeyini vererek oynamıştı. 1993 sezonunda da San Antonio Spurs ile NBA kariyerine devam etti. O kadar sert bir oyun sergiliyordu ki hakemler bile ona bazen faul çalmıyorlardı çünkü bu durumdan bezmişlerdi. Basketbol dışında da gece hayatı ve ünlülerle birlikteliğiyle gündemde yerini her zaman koruyordu. Madonna, Carmen Electra gibi ünlü isimler dahil olmak üzere 2 bin kadın gibi uçuk bir rakam ile çapkınlığını bütün dünyaya gösteriyordu. Hızlı yaşamanın ve tam anlamıyla kırık bir kafaya sahip olmanın etkilerini artık saha içinde çok daha agresif bir şekilde gösteriyordu. Her zaman marjinalliğini koruyan Rodman, her maça farklı saç rengiyle çıkıyor ve karakterinin de ne kadar renkli olduğunu bizlere yansıtıyordu. Bir maç sonu röportajında, Talk Show’a izinsiz katılması nedeniyle NBA tarafından kesilen 50.000 dolar cezayı şovdan aldığı 70.000 ile ödeyerek hangimiz daha karlı Stern diye demeç vermişti. San Antonio’dan sonraki durak hanedanlık olan, ve G.O.A.T. ile oynayacağı Chicago Bulls’tu. Jordan basketbola geri dönmüştü. Zamanında hakeme çaktırmadan dirsek attığı, sert şekilde müdahalelerde bulunduğu Pippen ve Jordan artık onun takım arkadaşlarıydı ve sahada onlar için savaşacaktı. Ve şu an kendi deyimiyle benim gerçek babam diye bahsettiği Phil Jackson’ın kanatları altında 3 tane şampiyonluk kazanarak, unutulmaz ve bazılarına göre gelmiş geçmiş en iyi NBA takımının bir üyesi olmuştu.

Bir Dallas maçında kendisine çalınan faulden sonra itirazlara başlamış ve teknik faul alınca orta sahaya oturup kalkmayarak maçtan atılmıştır. Çoğu kez 5 faulle oyun dışı kalmış ancak görevini fazlasıyla yerine getirerek ribaund üstünlüğünü bariz bir şekilde yansıtmıştır. Bir keresinde hakeme kafa atması onu takımdan bir ay kadar uzak tutmuştur. Kendisi hakkında bir diğer olay da ribaund mücadelesi sonrası saha kenarında oturan ESPN muhabirinin bacak arasına tekme atıp, küfür etmesi sebebiyle 10 maç ceza almasıdır. Kendisi hakkında ruh sağlığı raporunu da NBA bu olaydan sonra istemiştir. Atıldığı her maçtan sonra formasını daha benchteyken çıkarıp, ağzına geleni söylemesi de akıllara kazınan bir olaydır. Kendisinin ve Bulls’un en büyük rakibi olan Utah Jazz ve Malone ile her zaman sert bir kavga içindeydiler. Hatta bunu abartıp, WCW yani o dönemki amerikan güreşinde rakip iki takımda boy gösterip birbiriyle olan husumeti güreş şovunda dahi insanlara gösterdiler.Rodman, Bulls’tan ayrıldıktan sonra 2 kısa Lakers ve Dallas macerasından sonra NBA kariyerini noktalamıştı. Biraz da Holywood diyerek filmlerde oynamaya başlamış, Van Damme ile birlikte Double Team filmi ile giriş yapmıştı. Tabii hızlı yaşamı hala sürüyor ve bu durumun onu günden güne aşağı çektiğinden bi haber yaşıyordu. Alemciliği,uyuşturucuyu ve kadınları bırakmaması, evliliğinin bitmesine sebep olmuş, karısını ve kızını kaybetmesine yolaçmıştı. Belgeselinde kendi söylediği üzere “Kameranın, göz önünde olmanın, ve kontrolsüzlüğüm yüzünden ailemi berbat ettim,basketbolumu berbat ettim, intihara kadar sürüklendim ama yine gelip beni ailem kurtardı. Bu dünyadaki en önemli şeyin aile olduğunu anladım. Geç de olsa artık insanları önemsiyorum” diye artık daha farklı bir kafa yapısına büründüğünü göstermiştir.

Şaşırtıcı derecede Trump fanatiği olan Rodman, son olarak Kuzey Kore elçiliği için görevlenidirilmiş, ve herkesin şaşkınlıkları arasında, Kim Jong Un ile Trump’ın şu anki barışmasında en büyük katkılardan birini sağlamıştır. O NBA’in kavgacı, haşin ve isyankar çocuğu şu sıralar bu senenin Nobel Barış Ödülü için en büyük adaylardan. Bu durum her ne kadar şaşkınlık yaratsa da bir o kadar da trajikomik değil mi?

Bir şeyler ile Rodman’ı özetlemek gerekirse, kanının son damlasına kadar savaşıp sevdiği şeyi layığı ile yapan, çatlak ama çoğu insana ve benim şahsi fikrime göre bir o kadar da eğlenceli bir karakter. Hala geçmişteki gibi sebepler ile olmasa da medyada boy gösteriyor. 2 düşman ülkeyi barıştıran, ek olarak tarihin en çok kavga eden oyuncularından olması, Rodman’a belki de en çok yakışan çelişki.

Hakan Işık

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.