Jimmy Butler: “Takımda herkes birbirine karşı dürüst olmaktan korkuyor.”

431
Minnesota Timberwolves
Jimmy Butler: “Takımda herkes birbirine karşı dürüst olmaktan korkuyor.”

Çarşamba günü takımı Timberwolves ile yeniden antrenmana çıkan ve deyim yerinde ise terör estiren Jimmy Butler; detayları, takım ile ilişkilerini ve bu sürece dair her şeyi ESPN muhabiri Rachel Nichols’a aktardı. Biz de sonperiyot.com olarak bu özel röportajı sizler için Türkçeye çevirdik.

 

Çeviri: Tuna Berk Çelik

 

Nichols: Wolves ile ilk kez antrenmana döndün. Adrian Wojnarowski’nin orada neler olduğuna dair haberinin bir kısmını okuyacağım; orada özellikle koç Tom Thibodeau ve takım arkadaşlarından Karl-Anthony Towns ve Andrew Wiggins’i hedef alarak gürültülü, duygusal ve tutkulu tutumlar sergilediğin söyleniyor. GM Scott Layden’a “Lanet olsun bana ihtiyacınız var!” demişsin. Bugün neler olduğunu anlatmak ister misin?

 

Butler: Çoğu doğru. Çoğu doğru ama düşünmelisiniz, o kadar çok uzun süredir basketbol oynamadım ki çok tutkuluyum ve oyunu seviyorum ve bunu en iyilere karşı mücadele ederek kendimi kanıtlamaktan başka bir amaçla yapmıyorum. Tüm duygularım bir anda çıkageldi. Bunu yapmak için doğru yol bu muydu? Hayır. Ama bunu sahada mücadele ederken kontrol edemiyorum. Bu benim oyuna karşı sevgim, bu benim özüm. Bu benim en iyi, en saf halim. Saha çizgilerinin içerisinde göreceğiniz şey bu.

 

Nichols: Yani, sence yaptığın yanlış bir şey miydi yoksa normal bir şey mi?

 

Butler: Bence ben dürüsttüm. Bu vahşi bir dürüstlük müydü? Evet. Ama bence problem de bu. Takımda herkes birbirine karşı dürüst olmaktan korkuyor. Eğer antrenmandaki davranışlarım hoşunuza gitmediyse, oyunculardan biri önüme çıksın. Birileri bir şey söylesin, herhangi biri. Bunu ofansif olarak almayacağım, bu kişisel değil. “Jimmy, bunu yapmaman gerekirdi.” “Evet, muhtemelen haklısın.” ve ben de şöyle söylerdim: “Bilmediğim kadar uzun süredir oynamadım. Bu konuda tutkuluyum, oyunu seviyorum. Kazanmayı seviyorum.” Orada tüm yaptığım buydu. Antrenmana çıktım ve mücadele ettim.

 

Nichols: Pekala, bak, bu habere göre iki en yüksek profilli takım arkadaşın Towns ve Wiggins’e de meydan okumuşsun.

 

Butler: Herkese.

 

Nichols: Onlara ne söyledin?

 

Butler: Tam hatılamıyorum. (gülerek)

 

Nichols: Jimmy, bu iki saat önce oldu.

 

Butler: Ama kırmızı görüyordum. Gözümün önündeki renk her neyse, bu — bu duygu ve tutkuydu. Bu kadar. Ve sana doğruyu söyleyeyim, doğru olan bu. Ben onların üzerine gitmedim. Onlardan biri benim üzerime gelmeye başladı. Biri üzerime geldi ve ben sadece…

 

Nichols: Hangisi?

 

Butler: KAT. KAT üzerime geldi. Antrenmandaydık ve bana gelip “Bunu herkes yapabilir.” dedi. “Bana karşı yap.” dedim. Bütün söylediğim buydu. “Senin üzerine switch olduğum her zaman pas veriyorsun.” Ben mücadeleciyim. Burada konuşuyorum, üzerime oyna. Üzerimden sayı atarsan, seni tebrik edeceğim. Beni alt ettin — ama bunu her seferinde yapmak zorundasın. Ona sert mi davranıyorum? Evet! Evet, ben buyum. En yetenekli oyuncu ben değilim. Takımdaki en yetenekli oyuncu kim? KAT. Takımdaki doğuştan en kabiliyetli oyuncu kim? Wigs.(Wiggins) Wigs en uzun kollara, en büyük ellere sahip. En yükseğe sıçrayan, en hızlı koşan o. Ama en sert oynayan kim? Ben. Sert oynuyorum. Gerçekten sert oynuyorum. Her lanet antrenmanda vücudumu ortaya koyuyorum. Her gün maçlarda da aynı şekilde. Benim tutkum bu. Kendimi oyuna, sizlere bu şekilde adayabiliyorum.

 

Ve şu anda Thibs’i tanıyorum ve o orada tek başına, odasının kapısı kilitli gülümsüyor ve kahkaha atıyor. (Kameraya bakarak) Thibs, seni tanıyorum adamım, seni tanıyorum. O şu an, “Evet, onu geri aldım.” diye düşünüyor.

 

Nichols: Bugün antrenmandaydın. Yarın tekrar gideceğini varsayıyorum.

 

Butler: Gideceğim.

 

Nichols: İnsanlar antrenmana gitmen üzerine bunun düzelmiş olduğunu düşünmeli mi? Ya da düzelmeye yakın olduğunu?

 

Butler: Ah, insanlar bunu düşünüyor, evet insanlar bunu düşünüyor. Ben de düşünürdüm.

 

Nichols: Sence nasıl?

 

Butler: Değil. Düzelmiş değil. Sadece dürüst oluyorum, düzelmiş değil.

 

Nichols: Düzelebilir mi peki?

 

Butler: Olabilir. Olabilir. Ama bence düzelir mi? Hayır. Çünkü dürüst olmak zorundayız. Dürüst oluyorum. Bence düzelir mi? Hayır. Size dürüst oluyorum. Ama herkes dürüst olacak mı? Hayır. Hayır, kimse dürüst olmayacak.

 

Gidip sorarsanız: “Jimmy’nin antrenmanda söylediklerini kim sızdırdı?” şöyle diyecekler: “Bilmem.” Dürüst ol. Umrumda değil. Artık bununla ilgili yapabileceğimiz bir şey yok. Dürüst olun. Bu kadar.

 

Nichols: Şimdi geri dönüp bu noktaya nasıl geldiğimizi konuşmak istiyorum, ama izleyen herkes için bu konuyu netleştirelim, toplu oyuncu sözleşmesine göre takas istemen hakkında konuşamazsın, takas taleplerin hakkında konuşamazsın. Bunun ağır cezaları var. Fakat, yayınlanmış haberler hakkında konuşacağım, takas istediğin toplantıların haberleri, çünkü bu haberler halka açık kayıtlar. Biraz geri gitmek istiyorum çünkü seni Minnesota’da ilk kez Thibs ile birlikte bir basın toplantısında gördük ve ikinizin de keyfi yerindeydi. Sezon başladıktan sonra ne zaman işlerin yanlış yönde gittiğini ve takımın bir parçası olmak istemediğini anladın?

 

Butler: Her şey doğruyu söylemeye dayanıyor, ben size, onlara ve kendime karşı dürüstüm, ve baktığınızda bütün olay şu ki — sadece takdir edilmek istiyorum. Bu kadar. Bu başka bir şeyle alakalı değil. Herkes onun kim olduğunu, neyin eksik olduğunu görebilir. Savunma değil, sayı değil, tutku. Konu her pozisyonda yüreğimle oynamam. Olay bu kadar. Sizden tüm istediğim bana karşı dürüst olmanız. Bana bütün doğruları söyleyin. Yarısını değil, tamamını. Konu tamamen bununla alakalı.

 

Nichols: Ve sonra sezona başladın, sakatlandın, geri döndün, play-off’a girmek için kritik maçlarla karşı karşıyaydınız. İlk tur takibiniz Batı birincisi Houston.

 

Butler: Bu arada çok iyi bir takımları var.

 

Nichols: Son maçtan sonra takımla beraber eve dönmedin.

 

Butler: Doğru.

 

Nichols: Ama sonra sezondan sonra koç Thibs ile konuştun mu?

 

Butler: Evet, konuştum.

 

Nichols: Sezondan ne kadar sonra ona ne hissettiğini söyledin?

 

Butler: Dört gün.

 

Nichols: Sezondan dört gün sonra?

 

Butler: Dört.

 

Nichols: Ne kadar nettin?

 

Butler: Hiç bir şey gizlediğimi gördünüz mü? Bugün antrenmanda olanlara bakın. Bir şeyi hiç içimde tuttuğumu gördünüz mü? Hayır. İşte cevap bu. Her şeye dair sonuna kadar dürüsttüm. Her şeye dair.

 

Nichols: Ne istediğin ve nerede olmak istediğile ilgili de mi?

 

Butler: (Onaylıyor.)

 

Nichols: Ve onun burada iki işi var değil mi? Takımın koçu, ayrıca takımın basketbol operasyonları başkanı, yani yaz boyunca kontratlar hakkında da konuşuyorsunuz. Sana 4 yıllığına 110 miyonluk bir uzatma sundular. Haberler başka bir şey istediğini söylüyor. Eğer takım diğer parçaları düzenlenseydi ve daha fazla para boşa çıksaydı, tekrar pazarlığa oturabilirdin. Bu sana daha kısa süre ve daha büyük bir miktarlık bir kontrat verebilirdi. Doğru mu?

 

Butler: Doğru. Ama parayla alakalı değil. Değil.

 

Nichols: Peki neyle alakalı?

 

Butler: Sana ihtiyacımız var diyebilmekle alakalı. Seni burada istiyoruz. Sensiz bunu yapamayız. Kopukluğun tüm sebebi bu. Bir şeyi sürekli söylüyorsun, tekrar tekrar. Yani, hayatta yeterince kez öğrendim ki bir şeyi söylemek ve ona göre davranmak tamamen farklı şeyler. Eylemler sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur. Bunu nasıl söylemek isterseniz. Olay o noktaya geldiğinde, düşüncem şuydu ki, beni takas ettiğiniz an size pazarlığın ne olduğunu söyleyeceğim. Size ilk günden beri doğruyu söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim. Ve söyledim de. Bu şey gibi, ne bileyim, suratıma bir tokat? Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama belki de organizasyon için önemli olmadığımı hissettim. Ben buna böyle bakıyorum.

 

Nichols: Yazın ne sıklıkla insanlara ne hissettiğini aktardın?

 

Butler: Her zaman. Thibs beni her aradığında veya mesaj attığında — ki hep cevap veriyordum.

 

Nichols: Aynı cevap mı?

 

Butler: Her zaman.

 

Nichols: Bu yazın çok da sık haber olmuyor. Sonra hazırlık kampından bir hafta önce, Thibs ile bir diyalog daha yaşadın, ve tüm haberler çıktı. Jimmy Butler takas istiyor.

 

Butler: Bir hafta önce değildi. Tüm yaz boyunca konuşuyorduk, organizasyondaki herkes gerçeği biliyordu çünkü size doğruyu söylüyorum. Bunu beğen ya da beğenme, herhangi biri, taraftarlar, her neyse. O zaman değildi, bunu burada bıraksak yeter. Ama o zaman değildi.

 

Gerçeği biliyorum. Ne yaptığımı biliyorum. İçimde kim olduğumu biliyorum. “Jimmy kötü bir lider.” Bunu söyleyin bana. Sorun yok. Ama o soyunma odasına gidip insanlara kiminle oynamak istediklerini sorduğunuzda? Size söylüyorum, kimse Jimmy’nin kötü bir takım arkadaşı olduğunu söylemeyecek. O kötü bir adam.

 

Yanlış olabilirim, ama bu benim bakış açım, ve bugün benimle ilgili internette gördüğünüz sözlerin sebebi de bu, çünkü bir şey hissettim, içimde tuttum, kimseye söylemedim. Bu benim ilk röportajım — kimseye bir şey söylemedim, ama bir şeyler çıkageldiğinde, patlama oluyor. Olay bu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.