Fernando Buesa’da Türk Gecesi!

15
Fernando Buesa'da Türk Gecesi

Türk basketbolunun en iyi 2 kulübünün herhalde son saniyeye kadar nefes kesecek müsabakasını canlı görecek olmanın heyecanı ile girdim Fernando Buesa Arena’ya ancak her şey istediğimiz gibi gidecek bir şey yok.

Sakatlıklar, taktikler, form durumları… Final Four organizasyonu hiçbir takıma mazeret tanımayan bir yapıdadır ve bunun en büyük örneğini ilk yarı final karşılaşması olan Fenerbahçe Beko – Anadolu Efes maçında gördük. Fenerbahçe, sakatlıklarından dönmelerine kesin gözüyle bakılmayan Kalinic ve Vesely’nin maça yetişmeleriyle maç saati yaklaşırken güzel bir haber almış oldu ve final umudunu daha da güçlendirdi. Fenerbahçe 5. Defa Final Four sahnesine çıkarken Lauvergne ve Datome’nin yokluğuna Kalinic ve Vesely’nintam anlamıyla hazır olmayışları kafalarda soru işaretleri yaratsa da Fenerbahçeli taraftarların Obradovic ve “askerlerine” olan inancı devam ediyordu.

Anadolu Efes 19 yıl sonra yeniden Final Four sahnesindeydi ve tabiri caizse başarıya aç bir görüntüsü vardı. Ergin Ataman ve diğer Efesliler 2017-2018 sezonunu Euroleague’desonuncu bitiren takımı alıp bu sezonu Euroleague finaline getireceklerine inanmışlardı ve maçın başlama düdüğü ile Final Four tarihinin ilk Türk derbisi başlamış oldu.

İlk çeyreği sarı lacivertliler 20-19 önde kapasa dahi maçın temposunu belirleyen lacivert beyazlılar olmuştu. 2. Çeyrekte durum değişmedi ve 22-19’dan sonra Efes Micic ve Anderson’un dış atış isabetleriyle bir anda 10-0’lık bir seri yakalıyor 22-29 öne geçiyordu. 2. Çeyreğin başında oluşan bu skordan sonra bir daha Efes maçın ve skorun kontrolünü hiç kaybetmedi. Fenerbahçe belki de artık maalesef alıştığımız düşük Final Four yüzdesiyle dış atışlarda çok başarısız bir isabet grafiğine yakalandı. Efes’te ise bir üçlük yağmuru yaşanıyordu, Larkin önderliğindeki takım maç içinde 32 üç sayılık atışın 14 tanesinde isabet bulmayı başardı. Fenerbahçe’de ise bu istatistikte hüsran yaşanıyordu. Sarı kanaryalar ancak 21 atışın 6 tanesinden hanesine sayı yazdırabiliyordu.

İkinci yarıda Fenerbahçeli sporcuların maça olan ümitlerini yitirmeye başladıklarını ve sorumluluktan kaçtıklarını izleyiciler anlayabiliyordu. Bir basketbol tabiri ile topu tutan oyuncunun eli acıyor ve şut atmaktan kaçıyorlardı. Dördüncü çeyrekte 7 dakika kala fark 14 sayıydı ve Fenerbahçe antrenörü Obradovic oyuna genç oyuncusu Tarık Biberovic’i sürünce Fenerbahçe taraftarları artık yenilgiyi kabullenmeye başlamışlardı.

Larkin ve Micic’e çare bulamayan kanarya normal sezon ve playofflardaki hücum generalleri tarafından terk edilmiş gibi oynuyordu. Ali Muhammed ve Sloukas’ın formsuzluğu takımın oyun kurucu bölgesinden katkı alamamasına sebep olurken Guduric ve Kalinic’in de hücumda etkili rol oynayamamalarıyla, er meydanını bir nevi Efes’e bırakılmıştı. Vesely’nin sakatlıktan yeni dönmüş oluşu, Melli’nin bazı pozisyonlarda şut kullanmamayı seçmesi ve Ahmet’in rotasyonda süre alamaması Fenerbahçe’de ki formsuzluk sorununun uzunlarda ki artçılarıydı. Maç Efes’in istediği tempoda ve ağırlıkta oynandı ve lacivert beyazlı ekip tarihlerinde ilk defa Euroleague finaline çıkmaya hak kazandı. Birçok insan Sinan Güler’in son yıllarda ki savunma formuyla neden Larkin’in savunmasında daha etkin bir rol oynatılmadığını merak etmişti çünkü Sinan sadece 36 saniye boyunca maçta süre buldu.

Şapka bu maçta Larkin’e çıkıyor!

Larkin aynı Barcelona serisini üstlendiği gibi o iyi giden form durumunu Final Four’a da taşımayı başarmıştı ve Efes’e tarihinin ilk Euroleague finaline taşıma arzusunu daha maçın başında herkese hissettirmişti. 30 sayı, 7 ribaund, 7 asist, 9/5 üçlük isabeti ve 2 top çalmayla oynayan Larkin aynı zamanda 43 verimlilik puanı ile Final Four tarihinin istatiksel olarak en iyi performansını ortaya koymuştu. Bizde bu harika performansa bir Fenerbahçe taraftarı olarak üzülürken çıplak gözle izleme fırsatı bulmuş bir basketbolsever olarak seviniyordum. Efes seyircilerinin MVP (en değerli oyuncu) tezahüratları ile sahadan ayrılırken hırsı ve başarma isteği yüzünden ve vücut dilinden anlaşılıyordu. Larkin bugün sadece Final Four değil tüm Avrupa basketbolundaki en iyi bireysel performanslardan birini bize sundu ve hatasız gösterisini son bir 3 sayılık isabet bularak noktaladı. Bir Fenerbahçe taraftarı olarak son defa oyundan çıkarken ayağa kalkarak tüm arenanın alkışlarını toplaması benimde çok hoşuma gitti!

Sıra geldi gecenin ilk hayal kırıklığına: Fenerbahçe taraftarı

2014-2015 sezonunda İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen Final Four organizasyonundan beri sevgili babamla Fenerbahçe taraftarları olarak her yıl bu organizasyona katıldık ve takımımızı yalnız bırakmadık. Sadece şampiyon olduğumuz 2016-2017 sezonunda benim ağır hasta oluşumdan dolayı gidemediğimiz Final Four’da şampiyon olmuştuk. Madrid, Berlin, İstanbul ve Belgrad’da tüm taraftarların hoşlarına giden ve muazzam organize edilmiş gösterileri aratmayan Fenerbahçe taraftarlarını bu yarı final mücadelesinde çok zayıf gördüğümü üzülerek belirtiyorum. Her Final Four’da takımını ateşleyen sarı lacivertli taraftarlar bu sefer “tiyatro, sinema, sosisli ve mısır” ekibiyle tribünlerde yerini almıştı. Kimsenin elinden düşmeyen telefonlar, sosyal medya ya fotoğraf atacağım diye girilen pozlar, hala enişteye hava atacağım diye yapılan görüntülü aramalar bana gına getirdi. Ben Fenerbahçe maçlarını heyecanlı ve tercihen ayakta izleyen birisiyimdir, hiç bu kadar kötü bir taraftar topluluğu görmemiştim. Ayağa kalkanlara “otursanıza kardeşim” diye baskı yapanlar, takım ne güzel bir hava yakaladığında ne de zor durumdayken rüzgârı tersine çevirmek için yapılan hiçbir tezahürata girmeyen Fenerbahçeliler en az takımları kadar formsuzdu. Belki de camia taraftarından oyuncusuna Fenerbahçe için kara bulutlu bir gün olmuştu 17 mayış akşamı…

İkinci hayal kırıklığı: Organizasyon ve FernandoBuesa Arena standartları

Hayatımda Anadolu’da insanların eski veya kötü dediği tesislerde bile basketbol oynamış bir insanım. 7 yıl altyapıda basketbol oynarken ülkemizde İstanbul, Kocaeli, Edirne, Bursa, Tekirdağ ve başkentimiz Ankara’da ayrıca Fransa ve ABD’de birçok sahada resmi veya özel maçlarda oynama fırsatı buldum. İlk defa sabun ve sabunluk, hatta tuvalet kağıdı olmayan bir arena gördüm. Su sızdıran çatısı ve isim yazmaya bile yeri olmayan scoreboard’u ile FernandoBuesa Arena benim için bir hayal kırıklığı oldu. Böyle bir organizasyon için Vitoria-Gasteiz gibi otel imkanları çok kısıtlı ve taşımacılık sistemleri yetersiz bir şehri seçmiş olmaları beni yine Avrupa ve Amerikan basketbolu arasındaki farkın nasıl kapanamayacak kadar büyük ve büyümeye devam ettiğinin bir başka göstergesiydi.

Suphi Baykam

Etiketleri Tıklayıp İlgili Yazılara Ulaşabilirsiniz.

Sitemizdeki En Popüler Etiketler

Fenerbahçe Beko - Anadolu Efes - LeBron James - Lakers - Warriors

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.