Bir Nesle Basketbolu Sevdirenler

294
NBA
Bir Nesle Basketbolu Sevdirenler

Ben ve benim neslim belki de sokakta oynayan son nesildi. Akşam ezanında eve çağırılan, öğle yemeğinde salça ekmek yiyen son nesil… Biz de bir şekilde basketbolla tanıştık, onu sevdik, benimsedik. Küçücük çocukken “dana” kadar adam olduk, hala çoğumuzun içindedir NBA gibi bir arenada bir maç da olsa oynayabilmek.

Peki bu nesle kim sevdirdi bu sporu bu kadar?

Aslında bunu yazmak gerçekten zor. Öyle bir dönemde büyüdük ki Jordan’ı kıl payı kaçırsak da Kobe, McGrady, LeBron gibi adamları izleme fırsatı yakaladık. Kısaca toparlamak istediğim bir kaç isim var ki bunlar en azından benim basketbol hikayemin en büyük kahramanları…

1- Kobe Bryant

Kobe benim en sevdiğim oyuncuydu. İlk izlediğim basketbol maçında sahadaki en dominant adamdı. “Kim bu?” demiştim babama o anlatmıştı kim olduğunu. Basketbol kariyerim boyunca da 8 numarayı giydim zaten. İzlediğim her maçında beni şaşırtabilen bir adamdı. Estetik, atletik, hırslı ve kararlıydı. Kaç kez sakatlanıp geri döndüğünü inanın hatırlamıyorum ama o, hep dönerdi. Özellikle de 33 yaşında oynadığı harika sezonla kötü performans gösteren Lakers takımını play-offlara taşırken play-offlardan önceki son maçta, kazanılmazsa play-offlara katılamayacak olan Lakers’la Golden State’e karşı 44 dakika boyunca sahada kalıp son periyotta kopan aşil tendonuna rağmen maçtan çıkmadan önce iki serbest atışı kullanıp sahadan yardım almadan çıkması onun hakkında hatırladığım en taze ve en etkileyici anıdır.

Kobe demişken bahsetmek istediğim son konu da Mamba Mentality (Mamba Düşünce Tarzı). Bu düşünce tarzı bana ve benim gibilere sadece oyun içinde değil hayatta da bir sürü şey kattı. Yaptığın şeyin en iyisini yapmak, yapamıyorsan yapana kadar çalışmak benim hayattaki en büyük dürtülerimden biri haline geldi.

Bir nesil olarak Kobe Bryant’a bize kattığı sadakat, kararlılık, hırs ve en önemlisi umut için teşekkür ederiz.

2- Allen Iverson

The Answer… Ona renginden dolayı ön yargıyla yaklaştılar, hapse tıkmaya çalıştılar, kurallarına zorla uydurmaya çalıştılar; uymadı. Hangi sporu yaptıysa hakkını verdi. Lisede amerikan futbolunda ve basketbolda yılın oyuncusu ödülünü kazandı. Futbola devam etmedi, basketbol üzerinde ilerlemeye karar verdi. NBA’e seçildi, bu sefer de dediler ki kısa, cılız, NBA seviyesindeki fiziksel mücadeleyle başa çıkamaz. Sonuç olarak çıktı hatta sıradan bir oyuncu da olmadı, NBA’in gördüğü en iyi skorerlerden ve kombo gardlardan biri oldu. Fiziksel olarak güçsüz olabilirdi ama mental olarak sahadaki en güçlü adamdı. 2001 NBA Finalleri’ne çıkardığı Sixers takımının ondan sonraki en iyi oyuncusunun yaşlı bir Dikembe Mutombo olduğunu unutmayalım. O, ona yapamazsın denilen hemen hemen her şeyi gerçekleştirdi.

Bize insanların ne dediğinin, ne düşündüğünün önemi olmadığını, istediğinde yapabileceğin şeylerin sınırı olmadığını gösterdiğin için sana çok teşekkür ederiz Iverson.

3- Shaquille O’neal

Shaq hakkında yazabileceğim en kısa ve öz bilgi NBA’de oynayan en eğlenceli insan olduğudur. Biz küçükken maçlarda sahada kaplan kesilen, hemen her maçı domine eden, Lakers’ın üçlemesinde çok büyük rol oynayan adam, saha dışına çıktığında tam bir şovmene dönüşüyor. Çoğumuz hatırlarız televizyonda bir programda “Kobe bir tarafımı ye.” Diye şarkı söylediğini veya 2006 All-Star’ında LeBron James’le ettiği dansı. Kimine göre –ve bana göre- ligde oynamış en iyi oyuncu olabilecekken çalışmayı sevmemesi yüzünden sadece en iyi pivotlardan biri –ayrıca en dominantı- olarak hafızalarımıza kazındı.

Bize basketbolun eğlenceli yönünü gösterdiğin için sana minnettarız koca adam.

4- LeBron James

2003 NBA Seçmeleri’nin 1 numarası, en genç Yılın Çaylağı Ödülü sahibi, en genç All-NBA 1. Takım üyesi, Kral; LeBron James.

Birinci Cavs döneminde izlemekten çok zevk aldığım güçlü, atletik, inanılmaz smaçlar vuran, çoğu zaman sahadaki en zeki oyuncuydu. Her ne kadar Cavs’i bırakıp Heat’e geçtiğinde bir süre ona kızgın olsak da tekrar Cavs’e dönüp takıma tarihinin ilk şampiyonluğunu yaşattığında hepimizin ona karşı tavrı değişti.

Bir dönem –özellikle Heat dönemi- şımarık, sürekli hakemi aldatmaya çalışan bir oyuncu gibi görünse de son 4-5 yıldır ne kadar olgun, lider özelliklerine sahip ve yardımsever bir oyuncu olduğunu kanıtladı.

Çocukluk dönemini fakirlik içinde, oradan oraya sürüklenerek geçiren James’in belki de hayatındaki en büyük dönüm noktası basketbol oynamaya başlamasıydı. Bu işte gerçekten iyiydi. Takım arkadaşlarıyla o kadar çok vakit geçiriyordu ki adeta kardeş gibiylerdi. Bu spor ve takım arkadaşlarının ona yaptığı kardeşlik onu Akron’un tehlikeli sokaklarından uzak tuttu ve onun gibi bir çocukluk geçirip uyuşturucuya, çetelere kurban giden bir sürü genç gibi olmadı ve şuanda 21. Yüzyılın en iyi basketbolcusu oldu.

Bize her koşulda çabalamanın, usanıp bırakmamanın önemini gösterdiğin için çok teşekkür ederiz Kral.

5- Tracy McGrady

Belki de son yüzyılın en şanssız sporcularından biri. Yaşadığı talihsiz sakatlıktan önce Kobe-McGrady tartışması yapılırken günümüzde McGrady adı hemen hemen hiç geçmiyor birkaç yıl önce bitmeye başlayan LeBron-Kobe tartışmasının üçüncü ismidir Tracy McGrady. Hem iyi bir şutör hem de atletik bir bitiriciydi. Özellikle de Houston Rockets yıllarında Yao Ming ile güzel bir ikili oluşturmuştu. Hatta meşhur 35 saniye 13 sayılık performansı da bu yıllarda gelmiştir. Maalesef bu yıllarde gelen bir şey daha var, o da sakatlığı. O kadar çok kez sakatlandı ki inanın

hatırlamıyorum. Sırt, diz, dirsek, bilek, omuz hemen hemen her yerinden sakatlanmaya başladı. Önceki yıllarda çektiği sırt sakatlığını atlatabilse de bir sonraki büyük sakatlığı olan diz sakatlığından hiç kurtulamadı ve erken yaşta emekli olmak zorunda kaldı.

McGrady, belki hiçbir zaman en iyi tartışmasına konulmayacaksın ama hep kalbimizde en iyiler arasında olacaksın. Her şey için teşekkür ederiz.

6- Dirk Nowitzki

Açıkçası böyle bir yazı yazıp Nowitzki’den bahsetmemek olmazdı. Çağımızın en iyi uzun forvetlerinden biri, en iyi Avrupalı NBA oyuncusu, “sadakat” kelimesinin vücut bulmuş hali; The Germinator.

Sporcu bir aileden gelen Nowitzki her zaman sınıfındaki en uzun çocuktu. Küçük yaşta tenis ve hentbol oynayan Nowitzki’nin boyunun uzamaya devam etmesi ile sonunda onu basketbolla tanıştırmışlar.

Hiçbir zaman yıldızlarla çevrili olmayan Dallas takımını iki kez finallere çıkarmış, birinde kağıt üstünde hiç şansları olmamasına rağmen şampiyon da yapmıştır. Hatta şampiyon yaptığı yıl -2011- finallerin beşinci maçında 39 derece ateşle sahaya çıkıp LeBron-Wade-Bosh üçlüsüne karşı 29 sayı, 6 ribaund, 3 asistle ayrıca %50 saha içi isabetle maçı bitirmiş, yüzük için çok büyük bir adım atmıştır.

Onun için her zaman ev olan Dallas şehrini ve Dallas Mavericks takımını hiç yalnız bırakmamış seneye de oynayarak -21. yılında- bir NBA takımında en uzun süre forma giyen oyuncu olacaktır.

Bize sadakati, vazgeçmemeyi öğrettiğin için sana çok teşekkür ederiz Nowitzki.

Buraya yazamadığım daha nice bizi etkileyen oyuncular var fakat en çok etkileyenleri, bizde en derin iz bırakanları yazmak istedim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yunus Emre Karabıyık

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.