Ah İstanbul

882
Basketbol

Dünyanın en güzel şehri olmak kolay değil elbette. Bunun bir bedeli olmalı. Asırlardır olduğu gibi..

Her dönem İstanbul’un bir sorunla uğraştığı görülmüştür. Bu sene mi? Bu sene ise en büyük problem basketbol. Hem de Türk basketbol tarihinde bir ilkin, Euroleague şampiyonluğunun hemen ardından.

Şampiyondan başlayalım önce. Fenerbahçe iki önemli oyuncusunu, belki de “en önemli” iki oyuncusunu kaybederek başladı sezona. Udoh ve Bogdan Nba’in yolunu tuttu. Kendileri adına çok doğu seçenekler olsa da Fenerbahçe’yi bambaşka bir sistem ve çıkış yolu aramaya ittiler. Bir takımın alışkanlıklarını değiştirmesi, hem de yeni alışkanlıklara yeni oyuncularla uyum sağlamaya çalışması zordur. Takımın başında Obradovic olsa bile. Bu sezon Fenerbahçe’yi büyük zorluklar bekliyor. Bu geçiş süreci, öyle kolay geçeceğe benzemiyor.

Gelelim Galatasaray’a. Bütçe de küçülme, şubede küçülme derken, küçüle küçüle görünmez seviyesine geldi Galatasaray. Sezona koç değişikliği ve kadroyu yenileyerek başlayan sarı-kırmızılı ekip, zaten çok iyi geçmeyen bir sezonun ardından daha da sıkıntılı bir döneme yelken açtı. Bütçesi doğrultusunda eski görüntülerinden uzak oyuncu topluluğu toplamayı başaran Galatasaray yanına bir de ilk okyanus üstü sefererini yapan TJ Cline ‘ ı ekleyince haliyle iş çıkmaza girdi. Yeni koç, yeni, oyuncular, yeni sistem derken alınan mağlubiyetler ve oynanan basketbol şimdiden isyan bayrağı açtırdı. Ne diyelim umarım toplarla.

Gelelim Anadolu Efes’e. 2 sezondur ha oldu, ha olacak denilen oldu ve Huertel ile yollar ayrıldı. Bu aslında sistemin de değişeceğini belirtisiydi zira partneri Granger’i de gönderdi Efes. Yerine Euroleague tecrübesi olmayan Ledo ve “ben skorumu atar geçerim ” mantelitesi taşıyan McCollum transferlerini yaptı. Simon, Muric ve Doellman desteği sağlandı fakat öyle kolay kolay kimyası oturacak bir kadro değil bu. Perasovic bekleneni yine veremeyecek gibi. Bu sene de beklenen Final Four gelmeyecek galiba.

Geçelim Beşiktaş’a. Aslında bu takımlar arasında belli bir sistemi devam ettiren tek takım Beşiktaş. Geçen seneden gelen alışkanlıklar devam ediyor. Kadrosunu büyük ölçüde koruyup üstüne bir de Lima transferi olunca Beşiktaş daha da güçlendi. Ancak geçen seneden süregelen takımın kanseri de devam ediyor : “Maç sonları”. Geçen sene Fenerbahçe serisinde pahalıya patlayan bu hastalık bu sene iyice nüksedecek görünüyor. Giresun, Tofaş ve Avellino maçları bunun belirtisi gibi.Umarım gerekli ilacı bulup kanseri yenerler.

Darüşşafaka cephesinde ise küçülme mevcut. Doğuş ile yolları ayırdıktan sonra daha temkinli bir kadro ile devam ediyorlar. Kendi hallerinde bir görüntüleri var fakat David Blatt ve ekibi hala tehlikeliler. Ancan Eurocup’ın yüksek dağlarında nefes almak da zorluk çekeceklerdir diye düşünüyorum.

Sonuç olarak Efes’in pas geçeceği bir Euroleague masasında tek ümidimiz Obradovic’in bir Flash Royal açması olabilir. Eurocup da ise işler iyi gitmeyecek gibi. Galatasaray’ın erken pas ihtimali yüksek. Daçka’ya birazda fikstür şansı gerek. Beşiktaş ise başarıya ulaşması en muhtemel ekibimiz. Şampiyonlar liginde ilk 8 garanti gibi duruyor. Ama duble kupa için bir kaç sene daha bekleyecek gibi İstanbul. Sahi nedir bu çektiğin İstanbul ? Ahh İstanbul..

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.